1 Mayıs 1933, Berlin-Almanya

1 Mayıs 1933, Berlin-Almanya

“İşi onurlandır ve işçiye saygı duy. Bir alman her zaman çalışmalıdır. Unutmayın, ulus sadece herkesin çalışması ile hayatta kalır.”

Adolf Hitler, 1 Mayıs 1933

Kapp Darbesi

Almanya’da 13 Mart 1920 tarihinde Amerika doğumlu gazeteci Wolfgang Kapp önderliğinde “Kapp Putsch” denen bir darbe girişimi düzenlendi.

Birinci Dünya Savaşının (28 Temmuz 1914’te başlayan ve 11 Kasım 1918’de sona eren) bitimi sonrasında Alman İmparatorluğu (2. Reich) dağıldı. Alman Kaiser’i Wilhelm II. Hollanda’ya sürgüne gönderildi. Dağılan imparatorluğun yerine Weimar Cumhuriyeti kuruldu ancak yeni cumhuriyetin doğumu da tüm yaşamı gibi sancılı ve sıkıntılı oldu.

Genç cumhuriyet, 1920 yılında gazeteci Wolfgang Kapp ve General Walter von Lüttwitz liderliğinde organize edilen ve tarihe “Kapp Darbesi (Kapp Putsch)” olarak geçen darbe ile sarsıldı.

Savaş sonrasında, Alman ordusunun dağıtılması ile yüzbinlerce eski asker işsiz güçsüz bir halde Almanya’nın dört bir yanına dağılmıştı. Alman Ordusu 100.000 kişi ile sınırlandırılmış ufak bir kara ordusu haline getirilmişti. Alman sağı ve liderleri ileride tekrar kurulacak olan büyük Alman ordusunun nüvesini oluşturacak olan bu eski askerleri kaybetmek istemiyordu ve 1919’da Yüzbaşı Kurt von Schleicher tarafından eski subaylar, askerler, maceraperestler, fanatik milliyetçiler ve işsiz gençlerden oluşan ilk gönüllü özgür birlik “Freikorp” kuruldu. Freikorplar aşırı sağcılardan oluşuyordu, savaşın kaybedilmesinin nedeni olarak sosyal demokratları ve Yahudileri suçluyorlardı. Zaman ilerledikçe sayıları da arttı. Kaderin bir cilvesi olsa gerek, Kurt von Schleicher, Adolf Hitler’den önce Weimar Cumhuriyetinin son başbakanı (Şansölye) oldu. 30 Haziran 1934’te “Uzun Bıçaklar Gecesi’nde” Adolf Hitler’in emriyle, SS’ler tarafından infaz edildi.

Bu Freikorp’lardan birisi olan ve Yüzbaşı Ehrhardt komutasındaki “Ehrhardt Tugayı” 12 Mart 1920’de 5000’den fazla asker ile harekete geçti. Berlin yönetimi ordudan destek istese de ordu eski askerlerden oluşan Ehrhadt Tugayı’na karşı hareket etmek istemiyordu. Genelkurmayın genel görüşü “Alman ordusu, Alman Ordusu’na silah çekmez” yönündeydi.

Ehrhardt Tugayı sabah saatlerinde, Brandenburg Kapısı’ndan Berlin’e gösterişli bir giriş yaptı. Alman Hükümeti ordunun desteğini de alamadığı için çareyi Berlin’i terk etmekte buldu. Ancak Sosyal Demokrat hükümet Berlin’den kaçarken Alman işçilerine sağcı darbeye karşı genel grev çağrısı yaptı. “Grev yapın, çalışmayı bırakın, ama çatışmadan kaçının. Tek bir el bile işlemesin, tek bir işçi bile askeri diktatörlüğün yanında durmasın! İşçiler birleşin ve tüm cephe boyunca genel greve gidin!”

Avrupa’nın en güçlü işçi hareketlerinden biri olan Alman işçileri bu çağrıya büyük bir destek verdi ve Berlin felç oldu. Su, gaz, elektrik şebekeleri ve nakliye hizmetleri işlemez hale geldi. İşçilerin bu beklenmedik tepkisi darbecilerin kısa sürede pes etmelerine sebep oldu, sadece beş gün sonra Kapp istifa etti ve İsveç’e kaçtı.

İşçiler hızlı ve organize tepkileri ile sağcı darbeyi önlemiş ve cumhuriyeti kurtarmışlardı ancak sağ ve sol arasındaki kırılmanın ve nefretin de ilk büyük adımlarından biri atılmıştı. Militarist sağ, Weimar Demokrasisini ve onun Bolşevik Cumhuriyetçiliğini yıkmak için ant içmişti. Ehrhardt Tugayı yenilmişti ama geride Almanya tarihine damgasını vuracak bir sembolde bırakmıştı; Brandenburg Kapısı’ndan aşağıya üzerinde Gamalı Haç olan bir bayrak sallanıyordu.

Alman Solunun Bölünmesi

Adolf Hitler, Nazi Partisinde görev süresi: 9 Temmuz 1921 – 30 Nisan 1945

Alman solunun nasıl bu kadar kolay faşizme teslim olduğu hala sürmekte olan bir tartışma. Güçlü ve organize işçi sendikaları, güçlü bir Sosyal Demokrat Parti (SPD) ve Sovyetlerden sonra  Avrupa’nın en büyük Komünist Partisi (KPD) ile özdeşleşmiş, Marksizmin  Anavatanı  Almanya’da ne oldu da Adolf Hitler iç savaş ve genel grev tehlikesi bile yaşamadan iktidarı ele geçirdi?

Birinci Dünya Savaşının başlangıcı Avrupa Solunu ortadan ikiye bölmüştü. İkinci Enternasyonal savaşa karşı bir tavır takınmış olsa da 1914 Temmuz krizi sırasında Avrupa’nın önemli sol hareketleri teker teker militarizme ve milliyetçiliğe yenik düştü. Mesela Fransız işçileri savaş motivasyonlarını anavatanı bir işgale karşı savunmak ile sağlarken,  Alman İşçileri ise Avrupa’daki gericiliğin sembolü olan Çarlık Rusya’sını yıkma amacını taşıyorlardı. İtalyan solu ise Enternasyonalin bu kadar kolayca militarizme yenik düşmelerinin hayal kırıklığını yaşıyorlardı. Sonuçta cephenin her iki tarafında da işçiler, marşlarla cepheye savaşmaya koştular. 1914’te Alman solu SPD altında birleşmişti. SPD’nin savaştan yana tavır alması partinin radikal kanadında yoğun tepkilere neden oldu ve 1920’nin başlarında savaşa karşı tavır almış bu grup Komünist Partiyi (KPD) kurdu.

Savaş sonrasında Almanya’da kurulan yeni cumhuriyet, sosyal demokratlarla özdeşleşmişti. SPD yeni cumhuriyeti hem sağdan hem de radikal soldan gelecek tehlikelere karşı korumayı görev edinmişti. Bu tutum, sosyal demokratları geçmişin ekonomik ve askeri elitleri ile zorunlu bir iş birliği içine itti. Fakat yukarıda da değindiğim gibi bu iş birliği de pamuk ipliğine bağlıydı, nitekim Almanya’yı Nazi iktidarına götüren yolun taşları böylece dizilmeye başladı. SPD ile cumhuriyetin bu kadar özdeşleşmiş olması, Weimar Cumhuriyeti döneminde yaşanan büyük krizlerin faturasının SPD’ye kesilmesine neden oldu.

Öte yanda, Alman Solunun bir diğer aktörü KPD ise kuruluşunda parti içi demokrasinin ve fikir özgürlüğünün hüküm sürdüğü bir organizasyona sahipti. Parti başlarda sosyal demokratlarla ilişkilerde ihtiyatlı bir tavır içindeydi. Komünist “Spartakusbund” liderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in suikaste kurban gitmeleri iki parti arasındaki tansiyonu arttırsa da ilişkilerini tam olarak koparmamıştı. 1920’lerin başlarında, komünistler, sosyal demokratlarla aynı cephede yer almayı tartışabiliyorlardı. Fakat bu durum 1920’lerin ortalarında Ernst Thalmann liderliğinde değişmeye başladı. Thalmann ile Komünist Parti Stalinci bir çizgiye kaymaya başladı. Bu değişen çizgi partideki iç demokrasiyi totaliter bir anlayışa çevirdi ve disiplin ve itaat partiye egemen oldu. Partideki karşıt seslerin kesilmesiyle birlikte sosyal demokratlara karşı olan tavırda değişmeye başladı ve 1929’da Stalin ve Thalmann anlaşarak SPD’ye karşı yoğun bir anti politika izlemeye başladı. Artık Komünistler için sosyal demokratlar “Sosyal Faşistler” haline gelmişti. Bu anlayış SPD ile Nazileri aynı kefeye koyuyordu. Komünistler için SPD en önemli düşmandı artık. Nazilerle gerçek bir savaş için SPD tehlikesi ortadan kalkmalıydı.

Almanya Sosyalist İşçiler Partisi (SAP) gibi daha küçük sol partiler faşizme karşı birleşik bir sol cephe kurmaya çalıştılarsa da komünistler ve sosyal demokratlar arasındaki derin çatlak artık onarılamaz bir hal almıştı. 1932 seçimlerinde KPD ve SPD’nin toplam oyu Nazilerden 1,5 milyon daha fazla olmasına rağmen, her iki partinin de içine yerleşmiş olan bu derin fikirsel ayrılık Almanya’yı faşizmin kucağına itti.

Nazi İktidarı ve Totalitarizme Giden Yol

27 Şubat 1933’te Alman Parlamento Binası “Reichstag”, akıl sağlığı yerinde olmayan Hollandalı eski bir komünist “Marinus van der Lubhe” tarafından yakıldı.

30 Ocak 1933’te Naziler iktidarı ele geçirdiler ama bunu daha sonra Türkiye’de Alman Başkonsolosu olarak görev yapacak olan “Franz von Papen’in” desteği ile bir koalisyon kurarak sağladılar. 27 Şubat 1933’te Alman Parlamento Binası “Reichstag”, akıl sağlığı yerinde olmayan Hollandalı eski bir komünist “Marinus van der Lubhe” tarafından yakıldı. Rudolf Diels gibi Prusya Devlet Polisinde görevli önemli isimler, Hitler’e kundaklama eyleminin psikolojik problemleri olan biri tarafından yapıldığını anlatmaya çalışsalar da Führer muhalefeti ortadan kaldırmak için aradığı fırsatı bulmuştu. Hitler niyetini açıklıkla ortaya koydu; “Bu kurnaz bir komünist komplosu! Bütün komünist liderler vurulmalı. Tüm komünist milletvekilleri asılmalı.”

Başında Hermann Goering’in bulunduğu Prusya Devlet Polisi o gece 100 milletvekilini tutukladı. 1 Mart’ta Hitler, yaşlı Cumhurbaşkanı Hindenburg’u komünist bir darbe yapıldığına ve bu darbeye karşı kendisine acil yetkiler verilmesine ikna etti. Bu yetkiler ile Hitler, partinin paramiliter kolları olan 25.000 SA (Sturmabteilung) ve 15.000 SS (Schutzstaffel) üyesini polis kuvvetlerine kattı. Polise istedikleri kişileri gözaltına alma yetkisi verdi. Bu yetkiler ile donanan polis, Temmuz ayı sonuna kadar 27.000 kişiyi kamplarda gözaltına almıştı.

Acil Yetki Kanunu ile polisi kontrol altına alan ve gücünü pekiştiren Hitler, baskı altında hâkimiyetini pekiştirmek için ani bir kararla 5 Mart 1933’te baskın seçim kararı aldı. Naziler son seçimlerde % 33.09 olan oy oranlarını tüm baskılara rağmen ancak % 43,91’e çıkarabildiler ve parlamentodan istedikleri çoğunluğa ulaşamadılar. SPD (Sosyal Demokrat Parti) % 18,25 oy oranı ile ikinci, KPD (Komünist Parti) % 12,32 oy oranı ile üçüncü partiydi. Bir önceki seçimde bu iki partinin toplam oy oranı % 37,29’du. 1932’de, aralarındaki anlaşmazlıkları çözüp faşizme karşı birleşebilseler belki de tarihi şu an çok farklı bir şekilde yazıyor olacaktık.

İstedikleri sonucu seçimler ile elde edememelerine rağmen Naziler bu problemi Acil Yetki Kanunu ile kolaylıkla çözdüler. Eyaletlerde SA ve SS üyeleri huzursuzluklar çıkarmaya başladılar. Bu olaylara müdahale etmek için acil yetkilere dayanarak eyalet meclislerine müfettişler atandı. Tabii ki bu müfettişler Naziler arasından seçildi. Seçilen müfettişlerde huzursuzlukları önleyebilmek için sosyalist, komünist ve Yahudileri tutukladılar.

Seçimlerin ertesi günü, 6 Mart’ta Komünist Parti yasadışı ilan edildi. Sosyal Demokrat Parti’nin yasadışı ilan edilmesi ise yaz başını buldu.

23 Mart’ta Almanya’yı totaliter diktatörlüğe götüren en önemli adım olan 1933 Yetki Kanunu parlamentodan geçirildi. O gün SA ve SS taburları Reichstag’ı kuşattılar. Hem içeride hem de dışarıda diğer parti milletvekillerine baskı oluşturabilmek için parlamentonun kontrolünü şiddetle sağladılar. Oylamaya Komünist Parti zaten yasadışı olduğu için katılmadı. Tüm baskı ve şiddete rağmen sadece Otto Wels liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti oylamada red oyu kullandı. Hristiyan Demokrat Parti gibi muhalefet sağ partiler ise yetki kanununu onayladılar. Artık Hitler istediği kanunu Parlamento onayı almadan geçirebiliyordu. Bundan sonra Almanya’da tek söz Hitler’indi. 1934 Parti Gününde Hitler’i konuşması için kürsüye davet ederken “Vekil Führer Rudolf Hess’in” söylediği gibi; “Nazi Partisi Hitler’dir,  fakat Hitler Almanya, Almanya ise Hitler demektir! Sieg Heil!”

Yaz başında SPD yasadışı ilan edildi. İşbirlikçi sağ partilerin de sonu farklı olmadı. Temmuz sonunda Almanya’da kalan tek parti Nazi Partisiydi (NSDAP). Weimar Almanya’sının federal yapısı dağıtıldı ve Almanya tek parti devleti haline geldi.

1 Mayıs 1933 Ulusal Emek Günü

1 Mayıs 1933’te Berlin’de toplanan kalabalıklar. Fotoğraf “Deutschland Erwacht” adlı 1934 basımı propaganda kitabından alınmıştır.

Almanya işte böyle bir ortamda mayıs ayına giriyordu. 1 Mayıs İşçi Günü Avrupa’da 50 yıldır kutlanılan bir gündü. Naziler 1 Mayıs 1933’ü “Ulusal Emek Günü – Tag Der Nationalen Arbeit” ilan ettiler. Bu durum Alman İşçi Örgütleri arasında şaşkınlık yaratmıştı ancak Hitler ve kurmaylarının kafasındakiler daha farklıydı. Naziler ile özdeşleşen gösterişli hazırlıklar, görkemli kutlamalar 1 Mayıs için de planlandı ve daha önceden görülmemiş şekilde kutlanacak bir işçi bayramı organizasyonu yapıldı. 1 Mayıs tüm Almanya’da tatil ilan edildi. Sendika liderleri bu coşku karşısında şaşkındılar ve beklemedikleri bu jeste, jest ile karşılık verdiler. Almanya’daki tüm sendika liderleri uçaklarla Berlin’e taşındı. Berlin’de tüm sokaklara bayraklar ve posterler asılmıştı. Hitler düzenlediği toplantıda işçi liderlerine Nasyonal Sosyalist Devrimin işçilerin karşısında olmadığını aksine onların yanında olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Hindenburg ve Şansölye Hitler yüzbinlerce işçi ve halktan oluşan kalabalığı birlikte selamlıyordu.

Yaptığı uzun konuşmada Hitler, 1 Mayıs’ın baharın geldiği ve doğanın canlanmaya başladığı gün olduğunu, Alman halkının da geçmişin sınıf kavgaları ile karartılan düşünceler sayesinde kötü anılan bugün de Nazi ideolojisi altında yeniden birleşeceğini ve Almanya’da birlik içerisinde yeni bir başlangıç yapacaklarını söyledi. Coşku içindeki kalabalığa “1 Mayıs Alman birliğinin bir sembolü olarak yüzyıllarca kutlanacak” diye haykırıyordu.

1 Mayıs 1933 Hitler ve Hindenburg. Fotoğraf “Deutschland Erwacht” adlı 1934 basımı propaganda kitabından alınmıştır.

Hitler konuşmanın devamında, Marksizm’i sadece ortadan kaldırmayacaklarını, aynı zamanda Marksizm’in düşünce temellerini de yıkacaklarını söylüyordu. Bunun içinde kim olursa olsun, sınıf farkı olmaksızın bütün Almanların, hayatının bir kısmında zorunlu hizmet yapacağını ve bu sayede hem fikri hem de fiziki işçi arasındaki farkın ortadan kalkacağını müjdeliyordu. Hitler Almanya’daki sınıf çatışmasını bitirmeyi vadediyordu.

Konuşmasının bir bölümünde Almanya’daki işsizlik problemine de değinen Hitler, işsizlik sorununu çözeceğine dair söz verip, “çalışmak istiyoruz ve çalışacağız” diyordu.

En sonunda “Alman Halkı bir kez daha amaçlarına ulaşmak için güçlü, kararlı ve her türlü fedakârlığa hazırdı. Tanrım seni yarı yolda bırakmayacağız! Özgürlük! Alman Halkı ve vatanımız (Deutsches volk und Vaterland) için mücadelemizi kutsa!” diyerek sözlerini bitiriyordu.

Şafak Vakti

1 Mayıs 1933 Franz von Papen, Adolf Hitler, Joseph Goebbels. Fotoğraf “Deutschland Erwacht” adlı 1934 basımı propaganda kitabından alınmıştır.

Coşku içinde geçen günün akşamı Propaganda Bakanı “Dr. Joseph Goebbels” günlüğüne “Yarın sendika binalarını işgal edeceğiz, çok küçük bir direnme olacak” notunu düşmüştü. Adolf Hitler’in “Çok yakında işçilerin dünyasında barış ortamını sağlayacağız” demesinden bir gün sonra 2 Mayıs 1933 sabahı “Dr. Robert Ley” tarafından organize edilen “Alman Emeğini Koruma Gücü Komitesi” Almanya’daki tüm sol sendika binalarını işgal etti. Sendikaların paralarına el konuldu, sendikalar dağıtıldı ve liderleri yakalandı. İşçi sendikaları konfederasyonlarının başkanları Theodor Leipart ve Peter Grassmann rejime olan bağlılıklarını ilan etseler de Robert Ley onlar için “İstedikleri kadar Führer’e bağlılıklarını ilan etsinler, onların yeri hapishanedir” diyerek sonlarını ilan ediyordu. Birkaç gün içinde 169 sendikanın tümü Nazilerin kontrolü altına girdi. Sadece Hristiyan Demokrat Parti gibi sağ partilerin birkaç sendikası hemen kapatılmadı, onların kapatılması haziran ayının sonlarını buldu. Theodor Leipart ve diğer işçi liderleri “koruyucu gözaltına” alındılar. Bir görgü tanığı, o sırada 66 yaşında olan yaşlı sendikacının her türlü işkenceye rağmen boyun eğmediğini ve özellikle SPD organizasyonu olan “Reichsbanner Schwarz-Rot-Gold” lideri Höltermann’ın nerede olduğu bilgisini vermediğini anlatmıştı. Sendika lideri ağır işkence altında hastanelik oldu. 9 Mayıs’ta sendika liderlerine yönelik devlete itaatsizlik suçuyla soruşturma başlattılar. Ancak bu soruşturma hiçbir zaman sonuçlanmadı.

10 Mayıs 1933’te tüm işçiler “Alman Emek Cephesi – Deutsche Arbeitsfront (DAF)” çatısı altında toplandı. Örgütün başına Robert Ley getirildi.

Dr. Robert Ley kimya eğitimi almıştı. Nazi Partisine çok erken dönemde katılmış “Alte Kampfer”lerden biriydi. Adolf Hitler’e sonuna kadar sadık kalan isimlerin başında geliyordu. Alkolikti. Goebbels gibi parti kodamanları tarafından pek sevilmese de Hitler’e olan sadakati konumunu korumasında en önemli etken oldu. Görevine Almanya’nın teslim olduğu 8 Mayıs 1945’e kadar devam etti. 20 Ekim 1945’te başlayan Nuremberg Mahkemelerinde yargılanan isimlerden biriydi.

Dr Robert Ley’in “Wir Alle Helfen Dem Führer” isimli kitabının iç sayfaları

Hapishane psikoloğu ile yaptığı bir görüşmede “Benden bir savunma hazırlamamı beklemeyin, işlendiğinden haberim bile olmayan suçlara karşı nasıl bir savunma hazırlayabilirim? Nasıl olsa savaşı kazandınız, bizi bir duvarın önüne dizin ve vurun!” demişti. 24 Ekim’de, kendisini havlu kenarlarından yaptığı bir iple hücresinin tuvalet borusuna asarak intihar etti. Bıraktığı notta bu utanca daha fazla dayanamayacağını yazmıştı.

“Alman Emek Cephesi – Deutsche Arbeitsfront (DAF)”

Alman Emek Cephesi (DAF) kimlik defteri

Alman işgücünü oluşturan 20 milyon insan DAF çatısı altında birleştirildi. Başlangıçta hem Hitler hem de Ley işçilerin haklarını koruyacaklarını ve bu hakları daha da ileriye taşıyacakları sözünü verdiler. Tüm işçiler, beyaz yakalılar ve yöneticiler Emek Cephesi’ne dâhil edildiler. Grev ve lokavt yasaklandı, istihdam ve işçi sözleşmeleri ile ilgilenmesi için 19 Mayıs 1933’te kurulan “Reich Emeği Mütevelli Heyetine” tüm işçi ilişkileri bağlandı. Fabrika düzeyinde de her işçi “Nazi Fabrika Organizasyonu’na” kaydedildi. 16 Ocak 1934’te çıkarılan “Ulusal Emeğin Organizasyonu Kanunu’yla” işçiler ile ilgili tüm yapısal düzenlemeler kanuna bağlandı. İşçi ücretleri 1929 Büyük Buhranı sonrasında belirlenmiş olan oldukça düşük seviyelere sabitlendi ve ücretler üzerindeki devlet kontrolü 1945’te savaşın bitimine kadar devam etti. Maaşlar ancak 1938 yılında Büyük Buhran öncesi seviyelerine ulaştı fakat bu sefer de zorunlu Nazi Partisi, DAF katkı payları, yardım katkıları gibi fazladan ödemeler ve gıda ve tüketim ürünlerinde düşen kalite gibi etmenler  işçilerin hayat standartlarının yükselmesinin önüne geçti.

Sendikaların kapatılması işçilerin elindeki pazarlık edebilme şansını da almıştı. İşçilerin hayat standartları çok yavaş bir şekilde arttı. İşsizlik azaldı, çalışma saatleri arttı (İşsizliğin nasıl azaldığına dair etkenlerin bir kısmına “Nazi Almanya’sında Üniversiteler ve Kadın” başlıklı yazımda değinmiştim). Ağır sanayi ve silah endüstrisinde çalışan işçiler ek ödemeler ve biraz da olsa işverenler üzerine oluşturabildikleri baskı ile diğer işçilere göre daha iyi durumdaydılar. Ancak genel olarak Nazi ideolojisi işçilerin hayatını vadettiği şekilde düzeltmekten oldukça uzaktı.

Güçten Gelen Neşe

Alman Emek Cephesinin en çok ses getiren uygulamalarından birisi “Kraft durch Freude (KdF, Güçten Gelen Neşe)” oldu. Kdf orta sınıfa ait eğlence faaliyetlerini toplumun geneline yayarak sınıf ayrımını yok etmeyi amaçlıyordu. Alman halkına ucuz tatil vadeden programın bir amacı da Alman turizmini canlandırmaktı. Hatta bu amacını savaşın başına kadar başardığı da söylenebilir. 1934 gibi rejimin ilk yılında iki milyon üzerinde insan bu ucuz tatillerden yararlanmış, 1939’da bu sayı 25 milyona ulaşmıştı.

İşçi sağlık sigorta karnesi

1933’ten itibaren KdF konserler, tiyatrolar, günlük gezi ve tatil organizasyonları düzenledi, halk kütüphaneleri açtı. İtalyan Faşistleri’nin “Dopolavoro – İşten Sonra” programından etkilenerek ortaya çıkan KdF, bu organizasyonu daha da ileri taşımıştı. Özel yapım gemiler ile (Wilhelm Gustloff gibi) gidilen veya inşa edilen büyük otellerde yapılan tatiller, kayak organizasyonları ve sportif etkinlikler yapılıyordu. Kdf dünya çapında yapılan propaganda ile oldukça ilgi topladı, hatta halk arasında düzenlediği spor organizasyonları nedeniyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi 1939 yılında KdF’yi “Olimpiyat Kupası” ile ödüllendirdi. Ancak bu organizasyonda da bazı Almanlar diğerlerine göre daha eşittiler. Her şey anlatıldığı kadar eşit düzeyde yürümedi ve dönemine göre ileri bir uygulama olsa da genel kalite yüksek değildi.

Halkın Arabası

KdF’nin dünya çapında bilinen bir diğer uygulaması da her Alman ailesine bir araba vadeden ilk adı KdF Wagen olan Volkswagen girişimiydi. Çizimine Hitler’in bizzat katkıda bulunduğu ikonik aracın üretimi için Ferdinand Porsche görevlendirildi. Üretim daha sonra DAF’a devredildi. Halk arabası “Volkswagen” işçilere bir plan dâhilinde satıldı ve ödemeler taksite bağlandı. Program ile vadedilen araçlar hiçbir zaman hak sahiplerine ulaşmadığı gibi araçlar için toplanan paranın neredeyse tamamı geriye de ödenmedi. Sadece küçük bir azınlık ödediği ücretin küçük bir kısmını geri alabildi. Volkswagen üretimi önce İspanyol İç Savaşı, sonrasındaysa İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askeri üretime kaydırıldı. Halk için planlanan Volkswagen, ordu için “Kubelwagen” ve “Schwimwagen” adıyla üretildi.

Faşist Korporatif Devlet

Nazi Almanya’sında işçilerin hayat standartı pek fazla gelişemedi ama aksine iş adamlarının durumu oldukça iyiye gitti. Geçmişin ekonomik krizleri ile neredeyse batmanın eşiğine gelen birçok iş adamı kar payları % 6 ile sınırlanmasına karşın özellikle devlet ihaleleri ile zenginleşmeye başladılar. Bu zenginleşmenin bedeli ise ekonomik özgürlüklerinin kaybedilmesi oldu. Aynı işçilerde olduğu gibi iş adamları da “Reich Ekonomisi Meclisi” altında toplandı. Her iş kolu kendi alanında bir grup altında birleştirilip bu üst meclise bağlandı. 1933’te kartellerin oluşturulması zorunlu hale getirildi ve üretim mallarının fiyatları devlet kontrolü altına sokuldu. 1936’da Almanya’daki tüm işletmelerin 2/3’ü karteller altında birleşmişlerdi. Dış ticaret, yatırımlar, hammadde ve tüm mali faaliyetler devlet kontrolü altında yapılıyordu.

Aymazların Ayması

Nazi Almanya’sı hızlı ve gösterişli bir şekilde büyürken, sistemin sıkıntılarını görenler de oldu elbette. Alman Solu yeraltında yaşamaya devam etti ama Nazilere eleştiriler sadece soldan değil, kendi içinden de geldi.

Alman Sanayicilerinden “Demir Baronu Fritz Thyssen (9 Kasım 1873 – 8 Şubat 1951)

Hitler’in iktidara gelmesinde önemli maddi destek sağlayan ve Hitler’i Alman Sanayicilerine kabul ettirerek önünü açan isim olan “Demir Baronu Fritz Thyssen” Nazi yönetimini protesto ederek 1939’da İsviçre’ye kaçtı. Thyssen 1932 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Hindenburg karşısında aday olan Adolf Hitler’e destek verdiği konuşmasında “Hiç şüphe etmeden eminim ki, Almanya’yı utançtan ve yok olmaktan kurtarabilecek ve kurtaracak olan tek isim Hitler’dir” demişti.

Thyssen Nazilerin iktidara gelmesi ile faşist korporatif devleti kurmaktaki en önemli isim olarak görülmeye başlandı. Ancak 1935’ten itibaren Thyssen’in aklında devletin oldukça fazla müdahaleci tutumuna karşı soru işaretleri oluşmaya başladı. 1938’de devletin özellikle Yahudilere karşı tutumu nedeniyle Prusya Meclisinden istifa etti. Bu tutumu silah endüstrisindeki konumuna zarar vermedi ama Nazi hiyerarşisi içindeki konumu oldukça zarar gördü. Yakın çevresinde Robert Ley için “Kekeme Alkolik” diyordu. 1939’da Reichstag’da yaptığı konuşma ile yaklaşmakta olan savaş tehlikesi için uyarılarda bulundu, ekonomi politikalarına karşı eleştiriler getirdi ve sonunda Almanya’yı terk etti. Savaş başladıktan kısa bir süre sonra 2 Aralık 1939’da aşağıda bulacağınız, Hitler’e yazdığı mektupa bir cevap alamadı. Mektuptan beş hafta sonra vatandaşlıktan çıkarıldı ve Almanya’daki mallarına el koyuldu. Fransa’nın işgali sonrasında Fransa’da yakalandı ve eşiyle birlikte savaşın sonuna kadar toplama kamplarında kaldı. 1951 yılında savaştan sonra yerleştiği Buenos Aires’te hayatını kaybetti.

“Aklım yerinde, vicdanım rahat. En büyük hatam sana, yani Führer Adolf Hitler’e ve hareketine inanmak oldu. 1923’ten beri hiçbir karşılık beklemeden Nasyonal Sosyalist harekete üye olarak önemli bir destekçisi oldum. Birlikteliğimizin Almanya’nın makûs kaderini değiştireceğine inandım. Nasyonal Sosyalist Hareket iktidara geldiğinde ve Franz von Papen şansölye yardımcılığı görevinden alınana kadar da bu inancımı korudum. Seni Hindenburg’a Şansölye ilan ettiren kişi de Franz Von Papen’di, arkanda durup anayasayı korumaya yemin etmeni sağlayanda Franz von Papen’di. Unutma, seni bugünkü konumuna sadece devrimci hareketin değil, korumaya ant içtiğin o liberal anayasa da ulaştırdı.

Zamanla her şey beklenmedik bir şekilde değişti. Daha en baştan Hristiyanlığa, rahiplere ve kiliseye yapılan zulüme karşı sessiz kalmadım.

9 Kasım 1938’de Yahudilere karşı yapılan insanlık dışı eylemleri (Kristal Gece olarak anılan olaylar) protesto etmek için Prusya Meclisinden istifa etmeme rağmen bu protestolarıma karşı hiçbir cevap da almadım.

Şimdi de komünistlerle anlaştın (Ağustos 1939 Molotov-Ribbentrop Paktı). Kavgam’da bizzat “eli kanlı adi suçlular” olarak tasvir ettiğin, alenen karşısında olduğun için desteğini gördüğün halkına Propaganda Bakanlığın biz aslında onlarla birbirimize benziyoruz dedi. Bu anlamsız savaştan vazgeç ve Almanya’ya onurlu bir barış ve birlik sağla.

Vatan böylesine sıkıntılı bir durumdayken, düşmana da moral üstünlük sağlayabilecek olan Almanya’dan ayrılışım ve son 15 yılla ilgili tüm belge ve bildiklerimi gizli tutacak ve açıklamayacağım. Tüm benliğimle her zaman bir Alman oldum ve hep öyle kalacağım. Bir Alman olarak bildiklerimi açıklamamak görevimi yerine getireceğim ancak gerçekleri konuşmanın da zamanı gelecek. Beni azap içindeki Alman Halkının sesi olarak dinle! Geri dön, bırak özgürlük, adalet ve insanlık Almanya’da tekrar hüküm sürsün!

Susacağım ve izleyeceğim. Umarım bu mektup Alman Halkından gizli tutulmaz. Bekliyorum. Eğer doğru ve dimdik bir Alman olarak sözlerim Alman halkından gizlenirse, bu sefer dünyanın vicdanına sesleneceğim ve hükmü ona bırakacağım. Bekliyorum.

Heil Deutschland!

Fritz Thyssen”

Son Söz

1929 ekonomik krizi Naziler için beklenmedik bir fırsat oldu. Temelde kitlesel bir işçi hareketi olan Alman Sosyal Demokrat Partisinin kapitalist sistemle yoğun ilişkisi onu toplumun gözünde sistemin ta kendisi haline getirmişti. Alman solunun derin fikirsel ayrılıkları ve uzlaşmaz tutumu faşizmin aradan sıyrılması için çok iyi bir fırsattı ve bu fırsat Adolf Hitler tarafından ustaca kullanıldı. Rejimin ilk zamanlarında yaşanan tökezlemeleri de çoğunlukla kan dökerek atlatan Hitler, çok kısa bir süre içinde istediği rejimi kurdu ve başından beri amaçladığı savaşa gidecek yolu hazırladı. Birey gitti, kalabalıklar geldi. Her birey koca bir makinenin küçük bir dişlisiydi sadece. Alman Halkı ve Alman İşçisi bu yeni düzende birer robota dönüşürken, bir grup seçilmiş elitler topluluğu ise servetlerine servet katarak yeni düzenin keyfini sürdüler. Sonunda yıllarca süren yıkıcı bir savaş tüm pislikleri halının altına süpürüverdi.

Müttefik devletler savaşı kazanırken, tüm insanlık savaşın kaybedeni oldu.

Yaşasın 1 Mayıs.

Özgür, sağlıklı ve güzel günlerde görüşmek üzere…

Yazar Dr. Dt. Tuncer Karaman, Periodontoloji Uzmanı, Ankara, 01 Mayıs 2021

Yazı Kapak Fotografı: En arkada 1938 Nazi Almanyası üretimi Barthel no: 204 Benzinli Pürmüz. 1938 satış fiyatı 14,10 RM. Hemen önünde ortada DAF üyelik kimlik defteri. Sol taraftaki sayfada yazımın girişinde en başta Adolf Hitler’den alıntıladığım cümle, sağdaki sayfada ise “Çalışmak eserdir, çalışmak disiplindir!” yazıyor. Fotoğrafın solunda, askeri düzende kürek taşıyan gençlerin olduğu kitapçık “Reichsarbeitsdienst – İmparatorluk İşgücü Hizmetine” ait. 1934 yılında kurulan organizasyon 18-25 yaş arasındaki gençlerin askerlik hizmetinden önce zorunlu olarak katıldıkları, işgücünü militarize etmek amacıyla yoğun ideolojik eğitim verilen eğitim kamplarının tanıtım kitapçıklarından birisi. Kitapçığın hemen altında yine aynı organizasyona ithaf edilmiş bir kibrit kutusu. En sağda Dr Robert Ley tarafından yazılmış 1937 basımı “Hepimiz Führere Yardım Ediyoruz” isimli kitap. Kitabın altında 1 Mayıs 1937’de işçilere dağıtılmış rozet. En altta ortada ise kişinin çalıştığı kurumların damgaları bulunan işçi çalışma karnesi.    
DAF ve Nazi Partisi kimlik defteri içinde bulunan zorunlu aylık ödeme pulları.    
Çeşitli yardım sandıklarına ait kitapçıklar. Bu kurumlara da maddi katılım zorunluydu.

 

 

 

 

 

Paylaş
Yorumlar
  • comment-avatar

    Değerli Dostum, ellerine kalemine saglık. Yine efradını cami agyarını mani güzel bir çalışma olmuş.
    Brandenburg Kapısı gözlerimin önünde sayende bir film platosu gibi oldu.
    Yine kandırılanlar, yine emeği-alınteri çalınanlar, yine kitle psikolojisi üzerinde toplum mühendislikleri, uluslararası boyutta kayıp canlar ve kacınılmaz son.
    Ama Almanya o sondan bugüne gelmesini bilen bir sistem ülkesi olarak dünya sahnesinde yerini alabildi. Toplama kamplarının kapısına “Çalışmak Özgürlüktür” yazan Hitlerin sonu bu acımasız ve ikiyüzlü politikasındaki özgürlük olamadı.
    Toplumlar birseylerin bedellerini ödediklerinde geleceğini daha bilinçli kurabiliyorlar.
    İnsanlık, dilerim artık bedeller ödeyerek değil de aklını ve vicdanını kullanarak gelecek kuşaklara daha da kötü bir dünya bırakmaz.
    Bu arada Reichtag Yangını konusunda bende biraz farklı olan bilgilere tekrar bakma gereğini de duyuyorum.
    Yeni yazılarını bekliyorum.
    Sevgiyle

  • Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir