2062 Yapay Zekâ Dünyası

2062 Yapay Zekâ Dünyası

“Bütün öğretiler pencere camını andırır. Arkasındaki gerçeği görürsün de, cam, seninle gerçeği ayırır.” Halil Cibran

Birinci sanayi devriminden, yani buhar makinesinin kullanılmaya başlanmasından ve 18. yüzyıldaki mekanikleşmeden sonra, 20. yüzyılda seri üretimle ikinci ve geçtiğiniz yıllarda da elektronik ve bilgisayar teknolojisinin yoğun olarak kullanılmaya başlaması sonucunda üretimin otomatikleşmesiyle üçüncü sanayi devrimi gerçekleşmişti. Şimdiyse fabrikalarda dördüncü bir devrim yaşanıyor. Ama uzmanların çoğu bunun hızlı bir devrimden çok, önümüzdeki on ila yirmi yıla yayılacak bir evrim olduğu konusunda birleşiyor.

Bilgisayarlar önce büyük, erişilmeyen havalandırmalı odalarda, beyaz önlüklü teknisyenlerin ilgilendiği makineler olarak ortaya çıktı. Sonra masalarımıza taşındı, sonra kollarımızın altına, şimdi de ceplerimize girdi. Yakında bedenlerimizin, beyinlerimizin içine yerleştireceğiz. 2030’lara geldiğimizde, biyolojik olmayan yanlarımız biyolojik olanlardan fazla olacaktır, 2040’lara geldiğimizde biyolojik olmayan zekâ, bizim biyolojik zekamızdan milyarlarca kat daha yetenekli olacaktır.

Teknolojinin ve makine öğreniminin aşırı boyutlarda sıçrama yapması sonucunda elde edilen yapay zekâ bütün insanlığın ortak kültürünün bir ürünüdür. Ona yön verenlerin yapay zekâyı tüm insanlığın hizmetine sunma ve ona göre programlama mecburiyetleri vardır.

Ama geldiğimiz noktada savaşlara son vermekten hâlâ çok uzağız. Silah endüstrisi hâlâ dünyadaki en büyük üç iş kolundan biridir. İşin garip diğer ikisi gıda ve tıptır.

Henry Ford bir zamanlar şöyle demişti: “Bana savaştan kimin kâr ettiğini gösterin, ben de size savaşları nasıl durduracağınızı göstereyim.” Dolayısıyla YZ çağında silahlara harcanan para muhtemelen azalmayacak ve biz yapay zekâlı katil robotlar dâhil yeni ve daha iyi silahlar yapmaya devam edeceğiz.

50 bin yıl kadar önce Homo neandertalensis, Homo sapiens’in yükselişiyle baş edememişti. Öyle veya böyle, Neandertaller yok olup gitti ve yerlerine biz geçtik. Bizden önceki her tür gibi, biz de yerimizi yeni ve daha başarılı bir türe bırakacağız. Ardılımız Homo digitalis, yani Homo cinsinin dijital hale evrilmişi olacak. Yaptıklarımız da onları yaptığımız yerler de gitgide-ve bazı durumlarda tamamen-dijitalleşecek. İnsan düşüncesinin yerine bu yönüyle dijital düşünce geçecek.

İşte Prof. Dr.Toby Walsh’ın, ülkemizde 2020 yılında 1. Basımı yapılan “2062: Yapay Zekâ Dünyası-2062: The World that AI Made” adlı bu kitap, düşünen makinelerin hayata katılmasıyla, insanlığın bu yüzyıl veya iki yüzyıl içerisinde gideceği noktanın hikâyesini anlatıyor. Teknolojiye değil, bize odaklanıyor. Düşünen makinelerin insan ırkı üzerinde yaratacağı etkiyi irdeliyor.

  • Nasıl bir geleceğe doğru ilerliyoruz?
  • İktidarın teknolojik bir elitin elinde yoğunlaştığı; eşitsizliğin arttığı, asayişi insan öldürme yetkisi verilmiş otonom silahların sağladığı; gözetlenip işitilmeden tek bir adım atamayacağımız, işimizi makinelere kaptıracağımız distopik bir cehenneme mi varacağız?
  • Ya da yolumuz ütopik bir cennete mi çıkacak?
  • Çalışmak, “ilkel” toplumlarda olduğu gibi yine ayıp mı karşılanacak?
  • Süper bilgisayarlar ve onların kontrolündeki makineler, tehlikeli, zor ve monoton işleri devralarak tüm insanların mutlu, müreffeh bir hayat sürmesi için mi çalışacak?

Yukarıdaki temel sorulara, çok fazla bilimsel jargonda boğulmadan anlaşılabilir yanıtlar veren, dünyanın önde gelen yapay zekâ uzmanlarından biri olan Toby Walsh’ın yazdığı bu kitabı ben de, Yapay Zeka çalışması yapacaklar veya bu konudaki bir tartışma ortamında katkıda bulunmaya yardımcı olabilmesi amacıyla inceledim ve kısaca yararı olacağı ümidiyle özetledim. Detaylı derlemeyi okuma olanağı bulamayacaklar için de öne çıkan birkaç paragrafı aşağıya aktarıyorum:

*İnsanlarla dolu bir odada, bazı kişiler diğerlerinden akıllıdır. Öyleyse bilgisayarların, insan zekâsının hangi düzeyini geçmesi bekleniyor? Odada bulunan en akıllı kişinin mi? Tüm gezegendeki en akıllı kişinin mi? Gelmiş geçmiş en akıllı kişininkini mi? Gelecekte var olabilecek en akıllı kişininkini mi? “İnsan zekâsı ”nı geçme fikri, şimdiden hafif sallantıda görünüyor.

* Makinelerin insanlar karşısındaki bir avantajı da, insanların sınırlı bir güç kaynağına sahip olmasıdır. Beyinlerimiz, bir yetişkin vücudunun ürettiği 100 Watt’ın 20 Watt’ını kullanır. Buna karşılık, ortalama dizüstü bilgisayar 60 Watt’a kadar güç çekebilir. Gezegendeki 7 milyar insan beyni, toplu olarak 14 Gigawatt civarında güç harcamaktadır. Dünya çapındaki bilgisayar kullanımı ise şu an bu güç miktarının 10 katından fazlasını tüketmektedir. Aslında bugün bilgisayarlar, dünya elektrik kullanımının %10’undan-200 Gigawatt’tan fazlasından- sorumludur. Bu rakam daha da büyüyecektir.

* İnsanlığın karşı karşıya kaldığı en büyük varoluşsal riskin muhtemelen YZ olmadığına dair benim sözüme itibar etmeyebilirsiniz. Eylül 2017’de, uluslararası üniversite derecelendirme kuruluşu Times Higher Education tarafından Nobel ödüllü 50 kişi arasında yapılan bir ankette; iklim, nüfus artışı, nükleer savaş, hastalık, bencillik, cehalet, terörizm, yobazlık ve Donald Trump insanlık için Yapay Zekâdan daha Büyük Tehditler olarak sıralandı.

* AlphaGo bir sabah uyanıp “Biliyor musunuz? Siz insanlar Go’da sahiden berbatsınız. Bunun yerine internette poker oynayıp biraz para kazanacağım,” diye düşünmeyecektir. Hatta AlphaGo’nun, Go oynadığından bile haberi yoktur. Yapabileceği tek şey; mevcut oyunda kazanma olasılığının oranını en yüksek düzeye çıkarmaktır. Elbette uyanıp “Ben oyun oynamaktan bıktım. Gezegeni ele geçireyim,” diye de düşünmez. AlphaGo’nun kazanma olasılığını en yükseğe çıkarmak dışında hiçbir amacı yoktur. Onun arzuları da yoktur. Olduğu olacağı, bir Go oynama programıdır. Kaybedince üzülmez, kazanınca da sevinmez. Tabii bunun böyle süreceğinden emin olamayız. Belki gelecekte bilinçli makineler geliştiririz.

* Yapay Zeka Devrimi, bizi insan kılan şeyleri yeniden keşfetmekle ilgili bir süreç olacaktır. İkinci Rönesans diye adlandırılabilecek olmasının bir sebebi de budur: İnsanlığımızı yeniden keşfedeceğiz. Yani, sanat kadar, zanaatı da başka gözlerle değerlendireceğiz. Aslında şimdiden hipster (norm dışı moda eğilimlerini takip etme) kültüründe bunun başlangıçlarını görebiliyoruz. İnsan eliyle yapılan o şeylerin gittikçe daha fazla kıymetini bileceğiz. Seri üretim, makine yapımı ürünler ucuzlarken, el yapımı ürünler daha nadide ve gitgide daha değerli hale gelecek.

*Tam bir otonom dron, aynı zamanda yüksek dron pilotu maliyetlerinden de kurtulmamızı sağlar. ABD Hava Kuvvetleri’ne artık ABD Dron Kuvvetleri desek yeridir. Zira şimdiden bünyesindeki dron pilotu sayısı, başka herhangi bir uçak tipinin pilotlarından daha fazladır. Otonom silahlar, stratejik seçenekleri büyük ölçüde artırır. İnsanları tehlikeden uzak tutarak en riskli görevleri üstlenebilirler. Buna Savaş 4.0 diyebilirsiniz.

Eylül 2017’de Vladimir Putin, yapay zekâda lider olanın dünyaya hükmedeceğini dile getirdi. Putin, gelecekteki savaşların dronlarla yapılacağı öngörüsünde bulundu: “Dronları düşman dronlarca yok edilen tarafın, boyun eğmekten başka seçeneği kalmayacak.”

*Tarih bize bir şey öğrettiyse, o da temiz savaş vaatlerinin bir yanılsamadan ibaret olduğu ve muhtemelen öyle kalacağıdır. Savaş daima başvurulacak son çare ol kalmalıdır. Başlangıçta doğrudan göğüs göğse çarpışıyorduk. Barut, geri çekilip belli bir mesafeden ateş etmemize olanak verdi. Uçaklar yukarıdan saldırmamıza olanak verdi. Şimdi de insansız hava araçları gibi yeni teknolojiler; artık insanları uzaktan, operasyon sırasında kendi hayatlarımızı riske atmadan öldürmemize olanak veriyor.

En basitinden küçük bir dronu alıp, herhangi bir Kafkasyalı yüzünü teşhis edebilen, izini sürebilen ve hedef alabilen sinirsel bir ağ ile programlayın. Böyle bir yüz-tanıma yazılımı bugün birçok akıllı telefonda vardır. Şimdi o drona birkaç gram güçlü patlayıcı bağlayın. Mevcut bazı teknolojileri bir araya getirerek basit, masrafsız ama gayet öldürücü bir otonom silahınız olur. Bu dronlardan 10 bin tanesini taşıyan bir kamyonla New York’a girerseniz, 11 Eylül’dekileri aratmayacak bir saldırı düzenleyebilirsiniz.

* Yeni petrol veri ise, bu büyük veri tabanlarının rafinerisi de yapay öğrenmedir. Dünyanın yeni petrolü, veridir. Değerlidir, ancak arıtılmadığı sürece pek bir işe yaramaz. Petrolün kârlı bir faaliyeti yürüten değerli bir varlık yaratması için benzine, plastiğe, kimyasal maddelere vb. dönüştürülmek zorunda olması gibi, verinin de bir değere sahip olması için parçalarına ayrılarak analiz edilmesi şarttır.

*Economist dergisinin tahminine göre, sırf Facebook’un tarayıp depoladığı ve tanıyabildiği 1,2 milyar farklı yüz mevcut. Bu aşağı yukarı gezegendeki 6 kişiden 1’i demektir. 30-40 yıl içinde, büyük ihtimalle bir yerlerde her yüzü kapsamayı hedefleyen bir veri tabanı olacaktır. Evcil hayvanlarımız bile güvende değil: Ekim 2017′ Google Photos kedileri ve köpekleri tarayıp etiketlemeye başladı. Google kanişinizi gördüğünde, yakınında sizi de arama eğilimine girecektir. Yani gelecek sefer bir arkadaşı veya evcil hayvanı sosyal medyada etiketlerken, yalnız hayvanın değil arkadaşınızın da kimliğini açık ettiğinizi unutmayın.

* Şehirler “daha akıllı” hale geldikçe, sakinleri hakkındaki verileri toplayıp analiz ederek, ona göre davrandıkça, çevrimdışı takibin hayatımıza daha da müdahil olması muhtemeldir. Bir bakıma, normal hayatını sürdüren herkes izlenecektir. Örneğin 2013’te, City of London’daki (Londra’da bulunan, dünyanın en önemli finans merkezlerinden biri olan özerk bölge) akıllı çöp kutuları” nın insanların cep telefonlarını takip ettiği ortaya çıktı.

Argümanın garip bir mantığı vardı: Madem başkaları insanları izliyor, biz de yapabiliriz. Medyada kopan yaygaranın ardından, akıllı çöp kutuları insanların telefonlarını izlemeyi-şimdilik-bırakmak zorunda kaldı.

* Dijital benliğimizde yalan söyleyebiliriz. Olmadığımız biriymiş gibi davranabiliriz. Anonim olarak bağlantı kurabiliriz. Ancak analog benliğimizle ilgili yalan söylemek çok daha zordur. Kalplerimizin atış hızı veya gözbebeklerimizin büyümesi üzerinde doğrudan kontrolümüz çok azdır. Bir siyasi partinin, herkesin kalp atışlarına erişimi olsaydı ne yapabileceğini bir düşünsenize. Biz ise bu analog verileri özel şirketlere ifşa ediyoruz.

* Donald Trump’ın Twitter’da 48 milyon civarında takipçisi mevcuttur. Ne var ki, bunların yaklaşık 14 milyonunun sahte hesap olduğu tahmin edilmektedir. New York Times da benzer rakamlara sahiptir: 41 milyon takipçisinden 11 milyonun sahte olduğu tahmin edilmektedir. İşin tuhafı, Papa Frarcis’ hem Trump’tan hem de New York Times’ tan çok daha kötü durumdadır. Papa’nın 17 milyon takipçisinin yarısından fazlası-yaklaşık 10 milyon hesap- sahtedir. Tam bekleneceği üzere, hepsinden fenası Rusya Federasyonu Devlet Başkan’ının halidir. Putin’in yaklaşık 2,5 milyon takipçisinin aşağı yukarı % 60’ı-veya 1,5 milyonu- sahtedir. (Ya bizim ülkemizde!!!)

Yazan ve Derleyen Halit Yıldırım, Antalya, 10 Nisan 2021

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir