Dr. Aytun Çıray ile Söyleşi, 1. ve 2. Bölüm

Dr. Aytun Çıray ile Söyleşi, 1. ve 2. Bölüm

Sağlık ve Tıp Alanında Söyleşiler

Söyleşiye başlamadan önce…

Dünya Sağlık Haberleri Web Sitesi’nin yeni başlattığı Söyleşiler serisine; Türkiye’de Sağlık alanında otorite olan Sağlık Bakanlığında; Geçmiş dönemlerde Sağlık Bakanı ve Müsteşar olarak görev yapmış kişiler başta olmak üzere, Sağlık ve Tıp alanında Türkiye ve Dünya ölçeğinde söz sahibi olmuş Bilim insanları ve yöneticiler ile Uluslararası Sağlık Örgütlerinde görev yapmış Türk yöneticiler ile bu kapsamda söyleşiler gerçekleştirilecektir.

Sağlık Bakanlığında, Bakan ve Müsteşar olarak görev yapmış olanlarla söyleşilere öncelik verilecektir. Küresel salgın hastalıkların (Yeni Koronavirüs başta olmak üzere) tüm Dünyayı ve Ülkemizi sardığı günümüzde; geçmiş dönem sağlık yöneticilerinin fikrini öğrenmek, deneyimlerini mevcut yönetimlerle paylaşmak ve kendileri şu anda yönetimde olsalardı mevcut yönetimden farklı olarak ne tür yenilikler ortaya koyarlardı merek ediyorum.

Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında uzun yıllar çalıştıktan sonra, DSÖ Türkiye Temsilciliğinde daha sonra da Sağlıkla ilgili ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarında 47 yıldır görev yapmış biri olarak bu çalışmayı kendime vazife bildim, sağlık tarihine not düşülsün istedim. Emekli olmuş ve/veya yaşı ve yaşam biçimi nedeniyle mevcut yönetime fikirlerini iletemeyen bilim insanları ve yöneticiler için bu çalışma belki de önemli bir katkı sağlayacaktır. İnsanların iç dünyalarında kendi kendileri ile konuşup, bir şey yapamamanın sıkıntısını bu sayfada söyleşi yaparak, işe yaradığının ve içinde bulunduğu manevi sıkıntının da üstesinden gelip topluma yararlı olmanın mutluluğunu yaşayacaktır. Bilimden ve deneyimli insanların birikimlerinden yararlanmakta Devlet yönetiminde çalışanların daha rahat karar vermelerinde yol gösterici olacaktır.

İlk söyleşiyi 22 Ekim 2019 tarihinde, TOBB Türkiye Medikal Meclisi Başkanı Özgür İncekara ile yapmıştım ve çok ses getirmişti. Aradan epeyce bir süre geçti. Şimdi zaman aralıkları fazla uzun olmayan söyleşiler yapılacaktır.

Süleyman Demirel (1924-2015) Türk siyasetçi, mühendis ve devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 9. Cumhurbaşkanı. Dr. Aytun Çıray kendisini 9 Ocak 2010 tarihinde ziyaret etmiştir.

Uzun bir aradan sonra 2021 yılının ilk söyleşisini de; Toplumda kendinden çok söz ettiren, adeta kabına sığmayan, başarılı çalışmaları ile sağlık yönetimi alanında, Başhekimlikten Sağlık Bakanlığı Müsteşarlığına kadar yükselmiş ve görev yapmış ayrıca siyasi yaşama yelken açmış birinden Dr. Aytun Çıray’dan söyleşiye başlayarak yola devam edeceğim.

Aytun Çıray kimdir?, Ne iş yapar?, Aile yaşamına, toplum yaşamına nasıl bakar? Öğrenciliğinden, meslek hayatına, Sağlık sektöründeki çalışmalarından, siyasi hayata geçişine ve toplum yönetiminde söz sahibi olmaya kendini adamış birisi. Bu söyleşide siyasi tartışma yaratacak konulardan çok, iş yaşamına başladığı günden günümüze edindiği deneyimleri, biriktirdiği kültürel ve uygulama zenginliklerini, yönetimde öğrendiği fakat uygulayamadığı birikimleri toplumla ve yöneticilerle paylaşarak daha iyi bir ülke yaratılmasına katkı sağlamaktır. Bu nedenle, bu söyleşide ve bundan sonra yapılacak söyleşilerde hazırlanan sorulara verilecek cevaplar samimiyet içerisinde verilmeli ve toplum vicdanında yer etmelidir.

Bekir Metin, Genel Yayın Yönetmeni, Ankara, 26 Mart 2021-1 Nisan 2021

 

Dr. Aytun Çıray ile Söyleşi Bölüm 1.

Sağlık Bakanlığı 1993-1997 Dönemi Müsteşarı 

1- Çocukluğunuz, Okul yaşamınız, Tıp Doktoru olduktan sonra görev yaptığınız yerler, İdealleriniz, geldiğiniz nokta da kişisel olarak duygu ve düşünceleriniz nelerdir?

Çocukluğum İzmir’in Bayındır ilçesinde geçti. Ortaokul ve lise tahsilimi de orada tamamladım. Tanımlamak gerekirse hiçbir zaman pek iyi bir öğrenci olmadım. Daha çok ortanın bir üzerindeydim; yani iyi seviyesindeydim. Ama sosyal konularda, sporda (futbol) aktiftim. Tabii bu liseyi bitirip Tıp Fakültesini bitirinceye kadar sürdü. Üniversite tahsilim ve ihtisas yıllarım İzmir’de geçti. Diyarbakır Asker Hastanesi’nde yedek subay dâhiliye uzmanı olarak askerliğimi tamamladım. Daha sonra Ödemiş’te uzman olarak göreve başladım ve kısa bir süre sonra başhekim olarak atandım. O dönemde görev yapanlar içinde yaşı en küçük olan bendim. İdealim iyi bir hekim olarak yurttaşlarıma faydalı olmaktı.

2- Hekimlik mesleğinizi yaparken sizi yönetici ve siyasetçi olmaya iten nedenler nelerdir?

Dr. Aytun Çıray, Sağlık Bakanlığı 1993-1997 Dönemi Müsteşarı

Siyasi bir çevrede büyümem, 12 Eylül darbesi sonucu yaşadıklarımız, sağlık politikalarında reform çalışmalarına katılma isteğim kararlarımı etkiledi. Bu konuda şanslıydım ki, yine çok genç yaşta Sağlık Bakanlığı’na Müsteşar oldum. Daha sonra bir kısmını AKP’nin yaptığı reform programını realize ettik.

3- Sağlık Bakanlığı Müsteşarı (13 Temmuz 1993- 18 Ağustos 1997) olarak görev yaptığınız dönemde karşılaştığınız şahsi, ulusal ve uluslararası güçlükler nelerdir? Üst düzey bir yönetici olarak edindiğiniz deneyimler bugünlere gelmenizde yol gösterici oldu mu?

Siyasi istikrarsızlık, ekonomik zorluklar, çok sık değişen Bakanlar ve zamanın Başbakanı’nın bir türlü reformları kavrayıp tam olarak sahiplenmemesi zorluklarımızdı. Uluslararası güçlükler olmadığı gibi, o dönemde uluslararası kuruluşlar tam aksine reformları teşvik ediyorlardı. Üst düzey yöneticilik yapmam ve o sırada birlikte çalıştığım bürokratların kalitesi bana çok şey kattı. Hem teknik hem de yönetici olarak.

4- İzmir’den, 1995 ve 1999 yılarında Milletvekili seçilmen için Doğru Yol Partisi’nden aday oldunuz fakat seçilmenize imkân verecek bir ortam bulamadınız. 2002 yılında Anavatan Partisi’nden aday oldunuz fakat Partiniz barajı geçemediği için yine seçilemediniz. 2007 yılında Demokrat Partiye katıldınız fakat burada da Genel Başkanlığa aday oldunuz ancak Kongreyi siyaseten meşru bulmadığınız için adaylıktan çekildiniz. 28 Haziran 2011 seçimi, 2015 ve 2018 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisinden İzmir Milletvekili seçildiniz. 23 Ekim 2017’de Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa edip Sayın Meral Akşener‘in lideri olduğu İYİ Parti‘nin kurucu üyesi olup daha sonra aynı Partide Genel Sekreterlik ve Parti Sözcülüğü görevinde bulundunuz. Şimdi de Sayın Meral Akşener’in Baş Danışmanlığı görevine getirildiniz.

Yukarıda özetlenen bilgi bile sizin ne kadar kabına sığmayan ve özellikle ülke yönetimine katkılarınız konusunda çok önemli kazanımlardır. Bu aşamalardan sonra kendiniz ve Ülkemizin geleceği için neler düşünüyor ve düşlüyorsunuz?

Sağlık Bakanı Dr. Yıldırım Aktuna ve Müsteşar Yardımcısı Dr. Aytun Çıray bir Hastane ziyaretinde (10.5.1993)
Sağlık Bakanı Rıfat Serdaroğlu ve Bakanlık Müsteşarı Dr. Aytun Çıray, Sağlık Bakanlığı üst düzey yöneticileri ile bir aradalar (26.11.1993)
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Aytun Çıray (13 Temmuz 1993 – 18 Ağustos 1997)

Ben Türkiye’de büyük bir Atatürk mücadelesi veriyorum. Yani Atatürk’ün koyduğu muasır medeniyet seviyesindeki bir Türkiye’nin arayışı içindeyim. Bu millet bana sizin de söylediğiniz gibi birçok önemli makam vermiştir. Dolayısıyla ben bu millete artık sadece borcumu ödeyebilirim. Şu anda da ülkemizin içinde bulunduğu rejim giderek otokratikleşmiş ve demokrasimiz büyük bir tehdit altına girmiştir. Milletimiz hiçbir alanda bu kötü gidişi asla hak etmiyor. Biz İYİ Parti’yi Türkiye’yi yeniden hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığına dayalı anayasal, parlamenter demokrasiye taşımak, bu konudaki 150 yıllık anayasa tecrübelerimiz ile değerlendirerek günümüz koşullarında yeniden inşaa etmek ve Türk Milleti olarak dünyayla bütünleşen müreffeh bir toplum olmak amacıyla kurduk. Bu çerçevede ben de İYİ Parti’de Türkiye’nin hak ettiği özgür, laik, müreffeh, demokratik bir anayasal hukuk devletinin mücadelesini vermeye devam edeceğim.

5- Dünyada ve Türkiye’de 2000’li yılların başından bugünlere, 21 yüzyıl politikaları çerçevesinde Devletler ve bireyler büyük değişimler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Sizce son 20 yılda Ülkemizde de çok önemli değişim ve dönüşümler yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

2003 yılı öncesi ve özellikle sağlık alanında yönetim anlayışı ile 2003 sonrası yönetim anlayışı arasındaki toplumu olumlu ve olumsuz yönde etkileyen en önemli farklılıklar nelerdir? Bu bilgiler ışığında “Sağlık” ve “Sağlık yönetimi” sizce ne anlam ifade ediyor?

Bu yüzyılda özellikle iletişim teknolojilerinin küresel anlamda gelişmesiyle bilgiye ulaşım çok kanallı olmuş ve muazzam bir hıza erişmiştir. Ülkemizde de bu hızlı bilişim çağı etkisini ciddi oranda göstermektedir. Bireyselliğin ön plana çıktığı, aile yapılarının dönüşmeye başladığı, çevre bilincinin yayıldığı, bireysel hak ve özgürlüklerin daha çok önem kazandığı bir konjonktürden geçiyoruz. Tüm bu sürecin sonunda da demokrasilerin sağlamlığı ve sürekliliği için bireylerin kendine ve topluma faydalı, üretken birer yurttaş olmaları amacıyla eğitim felsefesinde birçok gelişmiş ülkede ciddi dönüşümler başlamıştır.

Sağlık konusuna gelecek olursak Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde esasen Sigorta Hastaneleri ve Devlet Hastanelerini birleştirerek ve sonrasında da Eczanelerden ilaç kuyruklarının kalkmasını sağlayarak doğru bir iş yaptı. Ancak sağlık sektöründeki finansman kontrolünü yapmayı unuttular. Sağlık sektörünün bir özelliği vardır, diğer sektörler gibi arz talep dengesini serbest bırakamazsınız. Yani bir insan hasta olduğunda talep etmek zorundadır ve arz eden onu istediği gibi sömürebilir. O nedenle sağlık sektörü devletin yüzde yüz müdahil olması gereken ve devlet kontrolü içerisinde yürümesi gereken sosyal bir sektördür. İktidar sağlıkta özelleştirmenin önünü gereğinden fazla açtı ve zaman içerisinde GSMH ile orantılı olmayan harcamalara giriştiler. Türkiye’nin sağlık harcamaları 16,5 milyar dolardı ve bu rakam 2019 yılında 200 milyar lirayı geçti. Peşkeş politikasıyla tüm dünyanın terk ettiği Şehir Hastaneleri modeline geçilmesi bu kontrolsüzlüğün en büyük örneğidir.

———————————————————————————

Dr. Aytun Çıray ile Söyleşi Bölüm 2.

Sağlık Bakanlığı 1993-1997 Dönemi Müsteşarı 

6- Türkiye Cumhuriyeti’nin verdiği kurtuluş savaşı sırası ve sonrasında sağlık alanında yapılan çok önemli sağlık reformları sayesinde bugünlere gelindi. Dr. Refik Saydam, Dr. Behçet Uz, Dr. Nusret Fişek, Dr. Yıldırım Aktuna, Dr. Recep Akdağ ve son olarak ta Dr. Fahrettin Koca dönemleri sizin için ne anlam ifade ediyor. Dr. Adnan Adıvar’ın ilk Sağlık Bakanı olarak atandığı 03 Mayıs 1920 tarihinden günümüze 100 yıl geçti. 100 Yıllık Cumhuriyet Sağlık sisteminin bir değerlendirmesini yapar mısınız?

1919 yılında Tıp Bayramı, yurt savunma hareketi olarak başladı. O yıl Tıbbiye, İngiliz askerlerinin işgali altındaydı. Hikmet Boran önderliğindeki Tıbbiye öğrencileri, Tıbbiye binasının kuleleri arasına büyük bir Türk bayrağı asarak işgale karşı mücadele başlattı. Türk doktorları ve sağlık çalışanları o günlerden bugünlere kadar büyük başarılara imza atmıştır. Türkiye kendi aşılarını üretip başka ülkelere yardım yapabildiği dönemleri yaşadı. Şimdi ise böylesine küresel bir krizde dışarıya bağımlı hale geldi. Öyle ki artık özellikle aşı, ilaç gibi tıbbi ürünler ülkeler arasında ticaretten çok stratejik ürünler konumuna geldi. Eğer Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Bomonti İlaç Fabrikası gibi çok ciddi ve milli değerlerimiz kapatılmamış olsaydı bugün aşı yarışında başı çekiyor olurduk ve bu kadar ciddi kayıplar vermezdik. AKP yönetiminin sağlık politikalarının bedelini maalesef halk ödüyor. Seçilmiş Bakanlardan ve ciddi bürokratlardan atanmış, özel hastane sahibi olan sekreter görünümlü iş adamlarının Bakan olduğu bir konjonktüre geldik.

7- Sağlık Bakanlığında 4 yıldan fazla Müsteşarlık yapmış biri olarak; Sağlık Bakanlığı’ da 1954 yılında kurulmuş bulunan “Dış Münasebetler Müdürlüğü” nün çeşitli aşamalardan geçirdikten sonra bugün geldiği “AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü” nün görev alanı içerisinde yer alan başta yabancı Devletler olmak üzere Uluslararası Kuruluşlarla olan İlişkilerini siz bugünkü yaşam birikiminizle nasıl değerlendirirsiniz?

Editör Notu: Bu bölüme cevap vermemiştir. Ancak, Dr. Aytun Çıray’ın Müsteşarlık yaptığı dönemde yabancı Devletlerle çok sayıda “Sağlık Alanında İşbirliği Protokol ve Anlaşmaları” imzalanmıştır. Bu konuda aşağıdaki fotoğraflar geçmiş günleri yadetmektedir.

Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Doğan Baran ile Bosna Hersek Sağlık Bakanı Prof. Dr. Bozo Ljubic iki ülke arasında Anlaşma imzaladıktan sonra. Müsteşarı Dr. Aytun Çıray ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Bekir Metin anılarda… (25 Ekim 1994)
Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Doğan Baran ile Japonya Teknik İşbirliği Programı çerçevesinden Anlaşma imzaladıktan sonra. Müsteşarı Dr. Aytun Çıray, Müsteşar Yardımcısı Ecz. Ömer Yıldız ve Dış İlişkiler Dairesi Başkanı Bekir Metin anılarda… (1995)

8- Çin’in Wuhan kentinde, 12 Aralık 2019 tarihinde ortaya çıkan ve tüm dünyaya yayılan Covid-19 pandemisi sonucu; 119 milyonu geçen toplam vaka sayısı ve 2 milyon 630 bine yaklaşan ölüm sayısı ile insanlığı yaşadığı en büyük felaketlerden birisi oldu. Türkiye’de ilkkez 11 Mart 2020 tarihinde görülen ilk vakadan bugüne geçen bir yıllık sürede toplam vaka sayısı 2 milyon 836 bin ve yaşamını yitirenlerin sayısı da 29 bin 290 olmuştur.

Dünya Devletleri ve başta DSÖ olmak üzere Uluslararası Kuruluşların Covid-19 salgını konusunda izledikleri politikalar ve aldıkları tedbirler ile Türkiye’nin izlediği politikalar hakkında ne düşünüyorsunuz? Siz karar verici bir görevde olsaydınız nasıl bir politika izlerdiniz?

Dr. Aytun Çıray, 18 Mart 2020’de duayen gazeteci Uğur Dündar ile bir söyleşi yaptı.

Ülkeyi yönetenlerin salgın politikası en başından beri hep eksik ve geç kalınmış politikalardı. Çünkü DSÖ bu virüsü bir pandemi ilan ettikten sonra 10 Mart 2020 günü ben bir TV programında; “Eğer bu bir pandemiyse Türkiye’de olmama ihtimali sıfırdır ve derhal virüs ülkemizde varmış gibi tedbir alınmalı” diye uyarıda bulunmuştum. Yalnızca Çin’den gelenleri değil, tüm ülkelerden gelen yerli yabancı turistleri izole etmek gerektiğini söylemiştim. Parti olarak da 30 Ocak’tan itibaren araştırma önergemizle başlayan salgın sürecine dair uyarılarımızı defaatle gerçekleştirdik. Ancak iktidar muhalefete kulak tıkayıp birtakım ekonomik kaygılarla durumun ciddiyetine uygun tedbirler almayı başaramadı. Sokağa çıkma yasaklarından tutun, maske tedarikine, şimdi ise aşı politikasına baktığımızda çok başarısız bir salgın politikasıyla karşı karşıya kaldık. Kaldı ki biyoistatistiki olarak beklenenden bir kişi fazla kayıp verilmişse başarısızsınız demektir. Tıbbi karantina ve sokağa çıkma yasağının farkını dahi bilmiyorlar. Ciddi ülkeler hem tam kapanmayı başardı hem de bu süreçte vatandaşına ekonomik yardımlarda bulunarak onların hayatlarını devam ettirebilecekleri seviyeyi koruyabildi.

18 Mart 2020’de duayen gazeteci Uğur Dündar ile yaptığımız bir söyleşide, Türkiye’nin derhal 14 -21 günlük tam kapanması çağrısında bulunduk. Eğer ki ben karar verici bir görevde olsaydım hiç vakit kaybetmeden Ülke genelinde tıbbi karantina başlatır, hayatın sürdürülebilir olması için gerekli olan fırınlar, eczaneler, kasaplar gibi iş yerlerinin sokağa çıkış izinlerini sağladıktan sonra da bu süre zarfında ülke çapında geniş kapsamlı bir tarama testi yapardım. Toplu Cuma namazları, okulların geç kapatılması, spor müsabakalarının geç ertelenmesi, Umre ziyaretlerinin ertelenmemesi gibi bir dizi faktör virüsün ülkemizde çok hızlı yayılmasına neden oldu. Maalesef bunun bedelini de binlerce insanımız ödedi.

9- Dünyada Covid-19 Aşısı Üretimi; Aşının Türkiye’ye getirilmesi, Sağlık Bakanlığımızın aşı konusunda izlediği politika ve uygulamalar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Dr. Aytun Çıray, ve Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca

Dünya olağanüstü hallerden geçiyor. Bu çağdaki teknolojik ilerlemelerin de etkisiyle normal şartlarda yıllar sürmesi gereken yeni bir aşı üretiminin bir yıl gibi çok kısa bir sürede bilim insanları üretmeyi başardı. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi aşı ve ilaç gibi ürünler artık stratejik ürünlerdir. Türkiye maalesef aşı üretebilecek kurumlarını kapattığı için bu konuda çok yavaş kalmıştır. Ciddi ülkeler nüfuslarının iki katı kadar ve tek bir firmaya bağlı kalmadan çok önceden aşı tedariklerini sağladılar. Türkiye ise henüz faz üç çalışması tamamlanmamış bir aşıdan ve yetersiz sayıda anlaşma yaptı ve aşı sepetini çeşitlendiremedi. Bunda da AKP iktidarının 18 yılın sonunda vardığı ekonomik krizin büyük etkileri olduğunu düşünüyorum.  Kaldı ki bu aşılar da ne Sn Sağlık Bakanının vaat ettiği tarihlerde ülkemize geldi ne de vaat ettiği sayılarda geldi. Toplumsal bir bağışıklık oluşabilmesi için ülkemizde yaklaşık 67 milyon insanımızın kısa bir zaman dilimi içerisinde aşılanması gerekirken henüz daha 15 milyona ancak ulaşabildik ve aşıların devamıyla ilgili bir gelişme göremedik. Ayrıca Sn. Sağlık Bakanının böylesine ciddi bir konuda verdiği sözleri yerine getirememiş olması, toplumda büyük bir güven kaybına neden oldu. Aşı karşıtı olmadığı halde aşı olmak istemeyen insan sayısı azımsanamayacak kadar fazla olduğunu görüyoruz. Yani hükümetin aşı politikaları da salgının yönetimi gibi başarısızdır. Ve henüz yeterince insanımız aşılanmadığı halde kontrollü normalleşme adı altında sürü bağışıklığına geçmiş gibi görünüyoruz ancak aynı zamanda da virüs hızla yayılmakta ve Türkiye yeni bir dalgaya doğru gitmektedir.

10-Sağlık Bakanlığı’nın kuruluş (1920) tarihinden günümüze, “Salgın Hastalıklar” konusunda izlediği politikalar, hastalık ve salgınla mücadele, alınan tedbirler, Aşı üretimi, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okulu’nun kapatılana kadar yaptığı aşı çalışmaları ve üretimi hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Milli bir mesele olarak aşı üretiminin Türkiye’de yeniden yapılması hakkında ne düşünürsünüz. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığını yeniden yapılandırılması ve açılması konusundaki düşünceniz nedir?

Türkiye, kuruluşundan beri büyük devlet adamları, büyük bilim insanları yetiştirmiştir. Benim de değerli dostum Prof. Dr. Semih Baskan’ın yazmış olduğu Ord. Prof. Dr. Abdülkadir Noyan isimli kitapta bir belge vardır. Bu belge kahraman tıp doktorlarımızın tifüs aşısını bulduğunu ve 2. Dünya Savaşı’nda Amerika’ya yardım olarak gönderdiğini yazar. Bu aşıyı hazırlama fikri de Dr. Reşat Kor’a aittir. Sonrasında Binbaşı Tevfik Salim Bey birçok doktorla bir araya gelerek tifüs aşısını geliştirdiler, uyguladılar ve dünyaya da yardım olarak gönderdiler. Yani O fakir yıllarda aşı bulup, üretip ve dışarıya yardım eden bir milletiz biz. Günümüzde yalnızca Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü değil, TSK’nın, SGK’nın ilaç fabrikaları da kapatılmış durumdadır. Refik Saydam’ın yeniden açılması için kampanya başlatılmıştı ve bizler de destekledik. Enstitü yeniden açılmalı ve tecrübeli bilim insanları geri çağırılmalıdır. Enstitünün eski başkanı Dr. Erol Afşin  AKP tarafından kapatılmadan önce  kurumun Türkiye’nin referans laboratuvarı olduğunu yani Amerikan FDA benzeri bir kurum olduğunu vurgulamıştı. Burada aşı ve serum üretimi yapılıyordu. Enstitü kapatıldıktan sonra Türkiye’nin yurt dışından getirttiği aşılara yıllık ortalama 3-4 milyar dolar para ödediği açık kaynaklarda belirtilmiştir. Bu kurumun yerine Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü bünyesindeki ‘Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Dairesi Başkanlığı’ kuruldu. Ancak bu başkanlığın altında özel bir ‘Viroloji Laboratuvarı ve Birimi’ maalesef bulunmuyor. O nedenle bu rövanşist tutumla çok önemli kurumlarımızın kapatılması ülkemize kaybettirdi, yeniden açılmasıyla da Türkiye kazanacaktır.

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir