Aşağıya Değil, Yukarıya Bakın…

Aşağıya Değil, Yukarıya Bakın…

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, mizahla harmanlanmış ‘Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç’ adlı romanını okuyanlar bilir.

Romanında, Halley kuyruklu yıldızının 1910 yılında dünyaya yaklaşmasının İstanbul halkı arasında heyecana yol açmasını, şiirlere, sohbetlere, dedikodulara konu olmasını eğlendirici bir anlatımla nakleden Gürpınar, bilimi ve bilimsel düşünceyi savunmayı da ihmal etmiyor.

1758, 1910 ve 1986 yıllarında dünyamıza yaklaşan, 28 Temmuz 2061 yılında da tekrar yaklaşacağı hesaplanan Halley’in bundan önceki ziyaretleri gezegenimiz için tehlike olarak görülmemiş ve süper güçleri tedbir almak zorunda bırakmamıştı.

Don’t Look Up! (Yukarı Bakmayın) Dayatması

Peki, günümüzde, yaklaşan ve gezegenimize çarpma ihtimali yüksek olan bir kuyrukluyıldız ya da gök cismi söz konusu olsaydı yaklaşımımız ne olurdu?

Dünya için tehlike yaratan hayali bir kuyruklu yıldızın hikâyesinden, “Don’t Look Up!” yani “Yukarı Bakmayın!” adlı filmden söz etmek istiyorum.

Filmde, bilim insanları keşfediyor, ABD Başkanı’nı uyarıyor ama çıkarlar, siyasi hesaplar ve kapitalizmin parayı her şeyden üstün gören anlayışı tehlikeyi arka plana itiyor. Kontrol ettikleri (dejenere olmuş) medyayla, bu kadar net bir sorun karşısında bile toplumu kandırabilen güç sahipleri, halkın yukarı bakmamasını istiyor, adeta dayatıyor.

Ayıca, Dünyayı yok edecek bir gök cismine bile “değerli maden” gözüyle bakıp, para kazanmanın planları yapılıyor.

Gelen tehlikenin bilincinde olan muhalifler ise, iktidarı tedbir almaya zorlamak amacıyla halkı, ‘Yukarıya bak’ söylemiyle güç birliği oluşturmaya teşvik ediyor.

İbrahim Gündüz’ün Yorumu

Değerli meslektaşım İbrahim GÜNDÜZMedyaport’ taki makalesinde, filmin aslında ‘karşı karşıya olduğumuz küresel iklim felaketinin, alegorik bir hikâyeyle anlatılması olduğuna’ dikkat çekiyor.

Gazeteci-Yazar İbrahim Gündüz, ‘Netflix filminin gerçeği Türkiye’de maalesef yıllardır yaşanıyor. Bilim insanları, aklı başında olan herkes uyarıyor; “yapmayın etmeyin, dağları parçalamayın, ormanlara kıymayın, suları zehirlemeyin” diye haykırıyor ama kapitalizmin gözü kara. Dinleyen yok’ diyor.

Ve Türkiye halkına şöyle sesleniyor:

‘Dağlarınızı, ormanlarınızı, yaylalarınızı, meralarınızı parçalıyorlar. Su kaynaklarınızı zehirliyorlar.

Yukarı Bakın!

Sizi siyanürle, sülfürik asitle, kimyasal atık barajlarıyla zehirliyorlar.

Yukarı Bakın!

Köylüler, çiftçiler, vatandaşlar çaresiz. Vatandaşını koruması gereken devletin kurumları onlara kumpas kuruyor; kandırmaya çalışıyor, tehdit ediyor; verimli tarım toprakları köylünün elinden zorla alınıp, şirketlere devrediliyor. Köyler bir bir yıkılıyor. Su kaynakları, ormanlar, dağlar, tarım topraklarımız, yaylalar, meralar yani bir ülkeyi, bir toplumu ayakta tutan yaşam merkezleri bir bir yağmalanıyor, talan ediliyor.

Yukarı Bakın!

Türkiye’nin turizm merkezlerinin tam ortasında yaşanan termik santral rezaleti devam ediyor. Hala termik santraller için on binlerce ağacı kesip, köyleri haritadan siliyorlar. Akbelen Ormanı’nda simgeleşen direnişi kırmak için gün sayıyorlar.

Yukarı Bakın!

Özelleştirme adı altında bu ülkenin ulusal varlıkları önce yandaşlara, ardından da bir bir yabancılara satılıyor.

Döviz geliyor denilerek bu ülkenin toprakları, evleri, iş yerleri yok fiyatına satılıyor.

Yukarı Bakın!

Yok olan sizin geleceğiniz, parçalanan sizin ormanlarınız, zehirlenen sizin sularınız… Lütfen bakın, bakın, bakın…’

Tepedekilerin İyimserliği

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Özlem YÜZAK da, söz konusu filmin konusunu günümüzde yaşananlarla bağdaştırıyor:

‘Bir kıyamet senaryosunun kara mizah şeklinde anlatımı. Dünyaya altı ay sonra çarpacağı kesin olan bir kuyrukluyıldız üzerinde dönüyor her şey: Altı aylık ömrü kalan Dünya’yı kurtarmak yerine (denenebilecek yollar hâlâ var) ara seçimlere odaklanan bir devlet başkanı, zengin mineraller içeren kuyrukluyıldızdan milyar dolarlar kazanma peşinde olan zengin bir girişimci, ana akım medyanın ve tabii sosyal medyanın olayı ele alış biçimi, halkın nasıl kolay manipüle edilebildiği..

Filmi, her ne kadar kara mizah da olsa, iktidardakilerin post-truth çağında “Olası bir felakete nasıl yaklaşılır?” pratiği olarak da düşünebilirsiniz… Yaşadığımız duruma ve olaylara da indirgeyebilirsiniz… Yani başımızda kıyamet koparken (savaşlar, göçler, derin yoksulluk vs.) insanların vurdumduymazlığını… Ya da Türkiye ekonomisi tarihinin en derin krizlerinden birini yaşarken tepedekilerin her şey çok güzel gidiyor; sorun yok, ihracat patladı söylemi…’

Benim Çağrım

Naçiz bendeniz de halkımıza aynı şekilde sesleniyorum:

Yüzünüzü yere düşürecek hiçbir şey yapmadığınız için aşağı bakmayın, Yukarı Bakın.

Hakka, hukuka adalete bakın.

Zamma, zulme, kayırmaya, nefret diline, ayrıştırmaya ve bunları pervasız kullanan yandaş basın ile medyaya bakın.

Değersizleşmeye çalışılan Çankaya’ya, Anıtkabir’e, Cumhuriyet kurumları ile Atatürk ilke ve devrimlerine bakın.

Öz gücünüze güvenin, sopa gösterilmesinden Korkmayın Sakın.

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir