AŞK, Metin Atamer yazdı…

AŞK, Metin Atamer yazdı…

Bu gün bir birine bağlı iki aşk hikâyesinden bahsetmek istiyorum sizlere. İlki, bir genç kızın yüreğinin ilk pır pır ettiği yaşlarda tutulduğu bir delikanlıya olan aşkı. Bitola, Makedonya’nın Ohri den sonra bir dağın eteklerinde kurulmuş güzel bir kasabasıdır. Kasaba’nın 1 Mayıs ana caddesi boydan boya geçer. Bu cadde boyunca giderseniz caddenin arka paralel yolu olan Ohridska sokağında iki katlı, balkonlu bir evde Eleni Karinte isminde sarışın güzel bir kız oturur.

Sokağın sonuna Millet parkı geniş bir alanı kaplar. Parka hakim bir yerde büyük taş bir bina, Osmanlı döneminde Askeri bir okuldur. Biz bu kasabayı Manastır olarak biliriz. Askeri Okul 1890 lı senelerde kasabanın dışında bir yerde bulunur. Çarşı izinlerine çıkan talebeler, hep Ohridska sokağından çarşının içine doğru giderler.

Bu gidişlerde ve dönüşlerde olsa gerek, balkondan askeri talebeleri seyreden Eleni, sarışın mavi gözlü yakışıklı bir askeri talebeye gönlünü kaptırır. Bir şekilde bu sarışın askeri talebe ile 1899 Şubat ayında tanışır. Kelimenin anlamı ile, ilk görüşte ve tanışmada bu güzel insana âşık olur. Ancak, Eleni’nin babası bu buluşmayı öğrenir ve kızını eve bir ay kapatıp, hapseder. Dışarı çıkmasına müsaade etmez. Bu arada 13 Mart 1899 tarihinde de mezun olan Teğmen Mustafa Kemal, İstanbul’daki  harp okuluna kayıt olur. Mustafa Kemal için Manastır defteri kapanmış, ancak Eleni içinse bu defter hala açık kalmıştır.

Yıllar içinde Bitola’da, Eleni ile evlenmek için talipleri çıkar. Babası ısrar eder ancak Eleni hiç birine evet demez. Bitola da çocukluğunu yaşadığı Ohridska sokağındaki iki katlı balkonlu evde, bir defa konuşup aşık olduğu Mustafa Kemal’i her daim düşünür. Babası vefat eder, bir gün oturur bir mektup yazar, hayatında bir defa yan yana gelip konuştuğu sarışın mavi gözlü güzel insana.

Mektubun Sözleri aynen şöyledir:

До Мустафа Кемал, Некои каде и понекогаш,

Mustafa Kemal’e, 

Bir zamanlar bir yerde, Çok seneler geçti, ben hala her gün senden haber bekliyorum. Her hangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla. Kâğıttaki gözyaşlarımı göreceksin. Yıllar geçiyor. Buralarda seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor. Bir şeyler oluyor. Bu satırları okurken başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt ve ona sor:  Manastırlı Eleni Karinte adında birinin, bir günlük tanıdığı ve aşık olduğu adama, bütün ömrünü harcamış olduğuna inanıyor mu ?  Benim seni sevdiğim kadar o kadını o kadar seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme. Senin kadar mutlu olmasını diliyorum. Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını  sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum. Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum. Babam vefat etti. Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi. Ağlıyordum. Biliyordum, tüm kilitleri ve hapisleri boşunaydı. Beni evlendirecek adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi bana. Ben kendisine ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim. Bir daha görmedim. 

Babam beni hiçbir zaman affetmedi, Ben de kendisini. Ölmeden birkaç gün önce yanına çağırdığında “Eleni biliyorum yanlış yaptım, hiç bir zaman iyi bir baba olamadım” dedi. Affetmeni istiyorum, sende isteme benden. Allah ikimizi affetsin. Senin için en iyisini isterken en kötüsünü yaptım dedi. Babam kötü bir adam değildi. O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim. Bütün hayatım bir gün içinde. Ebediyen seni seven ve seni bekleyen, Eleni Karinte’n 

Mustafa Kemal’in aşkı ise vatanı ve çürüyüp yok olmaya yüz tutmuş bir Osmanlı İmparatorluğu sonrasında, neler yapılması gerektiğini düşünmekti. Memalik-i Osmanlı sınırlarında hep en uç noktalara gönderilen Mustafa Kemal, 1914 de Çanakkale savunmasında destan yazar. Her seferinde İstanbul’a döndüğünde, arkadaşları ile bir araya gelip, yeni bir diriliş konusunu konuşur. İngilizler Saraya verdikleri subaylar hakkında rapor içinde, tehlikeli gördükleri Mustafa Kemal’in, İstanbul’dan uzak tutulması öğütlenir. Bu nedenle Mustafa Kemal  Şam, Sofya ve Trablus’a görevlere gönderilir. Hatta gönderildiği Berlin’deki uçak gösterisinde kendisine suikast düzenlenir, deneme uçağına binmekten vaz geçen Mustafa Kemal’in binmediği uçak düşer.

1919 senesi Mayıs ayında, Bandırma adlı vapurun kaptanı İsmail Hakkı Bey, Samsun’a doğru İstanbul’dan gece yarısı ayrıldığı zaman, gemide Mustafa Kemal’le birlikte18 rütbeli subay vardı. Bunlardan Manastırlı Kazım Bey, Albay İbrahim Tali Bey, Binbaşı Mehmet Arif Bey, Binbaşı Hüsrev Bey, Binbaşı Kemal Bey ve Dr. Refik Rey gibi  Türkiye Cumhuriyetinin temel taşlarını oluşturan toplam 48 vatansever bulunmaktaydı. Gecenin bir yarısında İstanbul’dan Samsun’a sefere çıkan Bandırma vapurunda yön bulmak için pusula yoktu ancak gemide bulunanların Vatan aşkıyla yanan yüreklerinde, ülkeyi kurtarmak için pusulası olduğu muhakkaktı, diye bir sözüm geldi söyledim Hem Nalına Hem Mıhına.

Yazar Metin Atamer. Ankara, 17 Mayıs 2020

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir