Atatürk’ün Sözlerinde Asker ve Askerlik…

Atatürk’ün Sözlerinde Asker ve Askerlik…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde 19 Mayıs 1919’da başlayan Milli Mücadele, 30 Ağustos 1922’de zafere ulaştı.

Bunu sağlayan güç, milletimizin kararlılığı, ordumuzun kahramanlığı ve Başkomutan Mustafa Kemal ile komuta kademesinin eşsiz önderliğiydi.

Çeşitli kişi ve kuruluşlar tarafından derlenen, ‘Atatürk’ün Türk askeri hakkındaki sözlerini’, Zafer Haftası, 30 Ağustos Zafer Bayramı ve Türk Silahlı Kuvvetleri Günü vesilesiyle siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum. İşte o derlemelerden ilki:

Müşir Mustafa Kemal, Ankara, 1925.png

Türk orduları, tarihte benzeri görülmemiş kahramanlıklar, fedakârlıklar göstermiştir.

Ordu, Türk ordusu… Bütün milletin göğsünü itimat, gurur duygularıyla kabartan şanlı ad…

Türk ordusu; dünyanın hiçbir ordusunda seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rast gelinmemiştir.

Ben ordumuzun mevcudiyet ve kuvvetini, paramızla mütenasip bulundurmak nazariyesini kabul edenlerden değilim. “Para vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu intihal etsin…” Benim için böyle bir mesele yoktur. Efendiler, para vardır veya yoktur, ister olsun ister olmasın, ordu vardır ve olacaktır.

Ordumuz, Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesidir. Ordumuz, Türk topraklarının ve Türkiye idealini tahakkuk ettirmek için sarf etmekte olduğumuz sistemli çalışmaların yenilmesi imkânsız teminatıdır.

Mustafa Kemal, Çanakkale savaşı sırasında

Biz ferdi kahramanlık sahneleriyle meşgul olmuyoruz. Yalnız size arasında mesafemiz sekiz metre, yani ölüm muhakkak, muhakkak… Birinci siperdekiler, hiçbiri kurtulmamacasına kâmilen düşüyor, ikincidekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor; sarsılmak yok! Okumak bilenler ellerinde Kuranı Kerim, cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler kelime-i şahadet çekerek yürüyorlar. Bu, Türk askerlerindeki ruh kuvvetini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale muharebesini kazandıran, bu yüksek ruhtur.[1]

Ülkemiz şu iki şeyin ülkesidir: Biri çiftçi diğeri asker. Biz çok iyi çiftçi ve asker yetiştiren bir ulusuz. İyi çiftçi yetiştirdik, çünkü topraklarımız çoktur. İyi asker yetiştirdik, çünkü o toprakları isteyen düşmanlar çoktur… bundan sonra da daha iyi çiftçi ve asker olacağız. Ancak bundan sonra asker oluşumuz artık eskisi gibi başkalarının hırsı, şanı, şöhreti ve keyfi için değil; yalnız ve yalnız bu aziz topraklarımızı korumak içindir. (1923, Tarsus)[2]

(Kaynakça: 1 -http://www.kultur.gov.tr 2 – [1]Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, C.II, sayfa 135)

Genelkurmay Başkanlığı’nın Araştırması

Genelkurmay Personel Başkanlığı Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Yayınları arasında yer alan “Atatürk’ün Sözlerinde Asker ve Askerlik Mesleği” kitabı da değerli bir kaynak.

Asker kökenli akademik personel tarafından yoğun bir araştırmanın sonucu yayına hazırlanan söz konusu kitaptan seçerek yaptığım bazı alıntılar ise özetle şöyle:

Mustafa Kemal’in Sakarya Meydan Muharebesi Hakkında TBMM’de Yapmış Olduğu Konuşmasından (19 Eylül 1921)

Efendiler! Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusunun Sakarya’da kazanmış olduğu meydan muharebesi, çok büyük bir meydan muharebesidir. Harp tarihinde belki benzeri olmayan bir meydan muharebesidir. Bilirsiniz ki büyük meydan muharebelerinden biri olan Mukden Meydan Muharebesi bile yirmi bir gün devam etmemiştir. Bundan dolayı ordumuzun harp tarihine bir örnek olan bu zaferi kazanmış olmasından dolayı yüce heyetinizi tebrik ederim.

Subaylarımızın kahramanlıkları hakkında söyleyecek söz bulamam; yalnız ifadede isabet edebilmek için diyebilirim ki, bu muharebe subay muharebesi olmuştur. Dolayısıyla subay arkadaşlarımın en ufak rütbelisinden en büyük rütbelisine kadar kıymet ve fedakârlıklarını bütün kalp ve vicdanımla ve takdirlerle yad ederim. Kahraman Türk askeri Anadolu muharebelerin manasını anlamış, yeni bir ülkü ile muharebe etmiştir.

Efendiler, böyle evlatlara ve böyle evlatlardan meydana gelen ordulara sahip bir millet elbette hakkını ve Bağımsızlığını bütün manasıyla muhafaza etmeye muvaffak olmuştur.

TBMM Başkanlığına 2’nci Defa Seçilmesi Nedeniyle TBMM’de Yapmış Olduğu Konuşmasından: (13 Ağustos 1923)

“Millî ordunun daha ilk kuruluş günlerinde gördüğü büyük ve kıymetli hizmetler, milletin daima minnet ve şükranla hatırladığı izler olacaktır. Bir diğerini takiben üstün düşmanlara karşı kazanılan Ermenistan Zaferi, Birinci İnönü Zaferi, İkinci İnönü Zaferi ve Güney Cephesi Muharebelerinde gösterilen fedakârane direniş safhaları, millî ordunun şeref tarihinde ilk kıymetli hadiseler olarak daima parlaklığını muhafaza edecektir. Mücadele seneleri takip ettikçe genç ordumuz kahramanlık temelleri üzerinde durmadan yükseldi. Millî iradenin tevcih ettiği en önemli vazifeleri kahramanca yapma kudret ve haşmetini gösterdi. Ankara’ya yürüyen mağrur Yunan ordusunu Sakarya Meydan Muharebesi’nde mağlup ve geri çekilmeye mecbur etti. Nihayet bütün Yunan Küçük Asya ordusunu Afyonkarahisar – Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde tamamen boğdu ve bütün kısımlarıyla Anadolu topraklarına serdi, imha etti.

Amerikalı Gazeteci Gladys Baker’la Yaptığı Konuşmadan (21 Haziran 1935)

Şuna kaniyim ki, eğer devamlı barış isteniyorsa kütlelerin vaziyetlerini iyileştirecek milletlerarası tedbirler alınmalıdır. İnsanlığın tamamının refahı, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya vatandaşları, haset açgözlülük ve kinden uzaklaşacak şekilde terbiye edilmelidir.

Türkiye’nin boğazları açık bırakmaya razı olduğu Lozan Antlaşması’ndan beri dünya vaziyeti ve bazı şartlar değişmiştir. Boğazlar Türk arazisini iki kısma ayırır. bundan dolayı bu deniz geçidinin tahkimi, Türkiye’nin emniyeti ve müdafaası için çok ehemmiyetlidir. O, aynı zamanda, milletlerarası münasebetlerin can alıcı bir unsurudur. Anahtar vaziyetinde böyle mühim bir yer, herhangi maceracı bir saldırganın keyfine ve merhametine bırakılamaz. Türkiye, muhtemel barış bozguncularının, birbirleriyle harp etmek için boğazlardan geçmesine mâni olmaya mecburdur.

Afet İnan’dan (1935)

Mehmetçiğimizi anmak için büyük, çok büyük abideler yapmalıyız; fakat bu zaman ve imkân meselesidir. Ancak, sizi tatmin etmek için söyleyeyim ki, bu toprakların Türk hudutları içinde kalmasıyla Mehmetçik en büyük abideyi kendisi kurmuştur.”

1918 Yılında Kaleme Aldığı “Karlsbad Hatıraları”ndan

Komutanlar birliklerinin moral durumlarını bizzat içlerine girmek suretiyle anlamalı. Bu şekilde daha güvenle emir verilebilir. Üst rütbedekiler emirlerinde olanlarla konuşmalı, serbest söz söylemeye alıştırılmalı. Bu tutum faydalı ve gereklidir. Komutanların en büyük cesareti sorumluluktan korkmamalarıdır. Namuslu ve şeref sahibi bir komutan için ölüm hiçbir zaman hatıra gelmez; onu düşündüren, icraatının isabet ve isabetsizliğidir.

Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nde Türk Askerinin Gösterdiği Kahramanlık Hakkında

Bu zaferi kazanan ben değilim. Bunu asıl, tel örgüleri hiçe sayarak atlayan, savaş meydanında can veren, yaralanan, kendini esirgemeden düşmanın üzerine atılarak Akdeniz’in yolunu Türk süngülerine açan kahraman askerler kazanmıştır. Ne yazık ki onların her birinin adını Kocatepe’nin sırtlarına yazmak mümkün değildir. Fakat hepsinin ortak bir adı vardır Türk Askeri!

Cumhuriyet’in 15’inci Yılı Dolayısıyla Orduya (son) Mesajı (29 Ekim 1938)

“Zaferleri ve mazisi insanlık tarihiyle başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu!

Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla donanmış olduğun hâlde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Bugün, Cumhuriyet’in 15’inci yılını durmadan artan büyük bir refah ve kudret içinde idrak eden büyük Türk milletinin huzurunda kahraman ordu, sana kalbi şükranlarımı beyan ve ifade ederken büyük ulusumuzun iftihar hislerine de tercüman oluyorum.

Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini dâhilî ve harici her türlü tehlikeye karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an yapmaya hazır ve amade olduğuna, benim ve büyük ulusumuzun tam bir inan ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun orduya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlarla bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir nefis feragatiyle ve hayatı küçümseyerek her türlü vazifeyi yapmaya hazır olduğunuza eminim. Bu kanaatle kara, deniz ve hava ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi bütün ulus önünde beyan ederim. Cumhuriyet Bayramı’nın 15’inci yıl dönümü hakkınızda kutlu olsun.”

Anafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakattan (Mart 1918)

“Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve komutanlar gelebilir. Benimle beraber burada muharebe eden askerler kesin olarak bilmelidir ki, üzerimizde bulunan vatan ve namus vazifesini tamamen yerine getirmek için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku ve istirahat aramanın, bu istirahatten yalnız bizim değil, bütün milletimizin ebediyen mahrum kalmasına sebebiyet verebileceğinizi cümlenize hatırlatırım. Bütün arkadaşlarımın benimle aynı düşüncede olduklarına ve düşmanı tamamen denize dökmedikçe yorgunluk işaretleri göstermeyeceklerine şüphe yoktur!

Yazar Remzi Dilan, Ankara, 30 Ağustos 2022, İletişim: remzidilan_48@hotmail.com

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir