Baba… Çanakkale Savaşında bir Doktor…

Baba… Çanakkale Savaşında bir Doktor…

Çanakkale iline geçtiğimiz son 30 senede kaç defa gittiğimi pek hatırlamamakla beraber, 1915’lerde Çanakkale müdafaasının geçtiği yerlerde dolaşırken tüylerim ürperir, derin duygulara kapılırım.

Bilhassa birkaç yer benim için önemlidir. Anzak koyu ve onun arkasındaki tepede savunma için kazılan siperlerin, harp mezarlığı olarak muhafaza edilmesi, beni çok etkiler. Hatta bu siperlerin gerisinde dere yatağına doğru kurulmuş bulunan sahra hastanesinde, harp boyunca karşılaşılan olayları dinlerken hüzünlenir, gözyaşlarımı tutamam.

Hep ilgimi çekmiştir, çıkartma olarak seçilen Anzak koyunun stratejik fazla bir önemi olmadığını iddia eden Liman Von Sanders paşaya rağmen Yarbay Mustafa Kemal, hedefin Kocadere ve Conkbayırı olduğunda ısrar etmişti.

Mustafa Kemal’in öngörüsü doğru çıkmıştı. Bu nedenle gemiler bu tepelere bomba yağdırmıştı. Çıkartmanın müdafaası sırasında cephe gerisinde her dakika sıhhiyeler tarafından taşınan onlarca yaralıların akıbetini ve onlara ne olduğunu hep merak etmişimdir.

Çanakkale savası sırasında kurulan Sahra Hastanelerinin zaten çok yaralı yatıracak kapalı mekanları olmadığına inanmaktayım. Sahra Hastanelerinde doktorların büyük bir bölümü cerrah olduğunu düşünmekteyim. Çünkü bir harp zamanında kulak burun boğaz, asabiye veya diş hekimine sahada ihtiyaç duyulmayacağına muhakkak gözle bakarım.

Zaten harp zamanında sahra hastanelerinde tabiplikle ilgili kullanılan alet ve edevata baktığınızda sadece ameliyat malzemelerini görürsünüz, başka bir şey bulunmamaktadır. Bu malzemelerin steril edilmesi için kullanılan buhar kazanları ve onların yerleştirildikleri ocakları seyrederken, sizleri bilmem amma, ben çok etkilendim. Gözümün önüne ameliyathanedeki telaş gelir, Doktorun yanında varsa bir erkek veya bayan bir hemşire, bu imkânlarla yaralı gelen askerlere şifa dağıtmak için çırpınırlar.

Çanakkale Anzak Koyu (25 Nisan 1915)

Hazin gerçek bir hikâyeyi, bize rehberlik eden Başçavuş emeklisi Çanakkaleli Ahmet Reçber, anlatırken hem ağlıyor, hem de Sahra Hastanesinin içinde nasıl bu ameliyatların vücut bulduğunu resimlemeye çalışmaktaydı.

Çocukluğunda yaşlı emekli bir doktordan dinlediğini de, hazin hikâyenin başında söylemişti. Cepheye düşen bir bombanın şarapnel parçaları bir askerin karın kısmını parçalar. Feryada koşan sıhhiyeler, bir sedyenin üzerine koyarlar yaralı askeri. Uçuşan mermilerden sakınarak yaralı askeri koşarak, tepe arkasındaki sahra hastanesine getirirler. Yerlerde kurulan sedye tipi yataklarda yaralılar, her yerde bir inilti içinde, bir oraya bir beriye koşan hemşire ve doktorlarla doludur hastane şeklinde kurulu bu sahra çadırı. Getirdikleri yaralıyı nereye koyalım diye Doktor Binbaşıya sorarlar.

Sedye ile bırakın o yaralıyı, bunu bitirince ona bakarım, der doktor.

Sedyede yatan askerin bütün karın boşluğu açık olduğundan, acil olarak bakılması gerek olduğuna aldırmaksızın sıhhiyeler yaralıyı sedye ile yere bırakırlar. Koşarak yeni bir sedye bulmaya çalışırlar. Yerde yatan yaralı asker bir ara göz kapaklarını aralar koşuşan hemşire ve Doktora bakar. Bir süre sonra doktor yerde yatan yaralıya göz ucu ile bakarken yaralı ile göz göze gelir Doktor.

Sedyedeki yaralı asker Doktoru tanır, rahatsız etmemek adına fısıldayarak,

Baba, der.

Mustafa Kemal Atatürk Çanakkale Savaşında…1915

Niyeti, bir askerin hayatını kurtarmak için gece ve gündüz çalışan babasını rahatsız etmemek adına fısıltıyla babasına seslenir.

Dönerek oğluna bakar binbaşı. Bir şey söylemez. Ameliyat masasındaki yaralı askerin otamasını bitirir. Erkek hemşirelere masadaki askeri yere koyup yerdeki hastayı masaya almalarını söyler. Acıdan bayılan oğlunu masaya alıp birkaç dikişle karın boşluğunu kapatır.

Sıhhiye, bu askeri çadırın arkasındaki elma ağacının altına götürüp yere koyun, akşama doğru kontrol edin, sonra onu elma ağacının dibine gömün, Ömer ‘in mezarı kaybolmasın.

Bu vatanın harici düşmanlardan kurtulmasında cephedeki askerlerle birlikte evlatlarını bir elma ağacının altına gömen babalar, aslında binlerce evladın burada yattığını bilirler ve vatan toprağına can armağan ettiler diye sözümde sağlık olsun.

Metin Atamer, 01.01.2020 

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir