Çin Tarihi Bölüm 4 – Birinci Opium (Afyon) Savaşı

Çin Tarihi Bölüm 4 – Birinci Opium (Afyon) Savaşı

Cendere

İslam Dünyası ile Avrupa Devletleri arasındaki ilişki sınır komşulukları nedeniyle bir zorunluluk olarak gelişmişti. İslam Dünyasının kendisini izole etmek gibi bir şansı olmamıştı. Asya İmparatorlukları ise 19. yy’a kadar izolasyon politikalarını sürdürebilmiş fakat bu durum artık değişmeye başlamıştı.

Geçmiş yüzyıllarda Avrupa Devletlerinin ticaret alanı Akdeniz ile sınırlıydı. Amerika Kıtasının keşfi ile birlikte Avrupa  ticareti önce Atlantik Dünyasına yayıldı ve Atlantik Dünyasının kaynaklarını kullanmaya başlayan Avrupa, ticaret etkinliğini ve ulaşabildiği alanı genişleterek Afrika, Hindistan ve Güneydoğu Asya sınırına, Hint Okyanusuna kadar ulaştı. Özellikle Hindistan’ın fethi ve sömürgeleştirme sürecinden sonra hedef Çin, Güneydoğu Asya ve Japonya oldu.

ABD, Missisipi Nehrini geçip, batıya doğru yayılmaya başlamadan önce Pasifik dünyası ile ilgilenmiyordu ve gözü Atlantik Dünyasının sağladığı zenginliklerin üzerindeydi. Ancak 1840’larda Pasifik kıyıları için Meksika, İngiltere ve Rusya’nın artan ilgisini görünce, önce Oregon’u daha sonra çok kısa bir süre içinde San Diego’ya kadar tüm Pasifik kıyısını ele geçirerek  Birleşik Devletlere kattı. 1848’de zengin altın kaynaklarının keşfedilmesi ile bölgeye hücum edenler tarafından  San Francisco şehri kuruldu. Artık ABD Atlantik ve Pasifik Dünyalarının tam ortasında bulunuyordu. Böylece ticaret için yönünü sadece Avrupa’ya değil, Asya’ya da rahatlıkla çevirebilecekti. Amerika’nın seçenekleri artmıştı.

İngilizlerin Pasifik’teki anahtar limanı Singapur’du. İngilizler Napolyon savaşları sırasında, günümüzde Endonezya olarak bilinen bölgeden de önemli yerleri ele geçirmişlerdi. Bununla birlikte İngiltere, Napolyon Savaşları sırasında önemli bir müttefikleri olan Hollandalı’ların hem  Avrupa’da  devlet kurmalarının önünü açmış hem de Pasifikte etkinliklerini arttırmalarına göz yummuştu. Endonezya’yı sömürgeleştiren Hollanda, burada “Hollanda Doğu Hint Adaları” adıyla bir sömürge kurmuştu. Güneydoğu Asya’da İspanyollar zaten yüzyıl önce Filipinler’i sömürgeleştirmişti.  Pastadan payını almak isteyen Fransızlar’da 1859’da Saigon’a bir karakol kurdular.

Çin’in etrafındaki emperyal kıskaç iyice daralıyordu. Daha önceleri yabancılarla çok sınırlı bir ilişki içinde olan Çin, 19. yy ile istemeden de olsa Avrupa’yla temas içine girmek zorunda kaldı. Çin’e deniz yoluyla ilk ulaşanlar Portekiz ve Hollanda’lı tüccarlardı. Bunları daha sonra İngiliz, Fransız ve Amerikalı tüccarlar izledi. Yazı dizisinin önceki bölümlerinde bahsettiğim üzere, geleneksel olarak Çin kapalı bir ekonomik modele sahipti. Dış ticaret Ekim ile Mayıs ayları arasında, o da sadece Canton (Guangzhou) bölgesi ile sınırlı kalmak üzere yapılıyordu.Yabancı tüccarların İmparatorluğun diğer bölgelerine ulaşmasına izin verilmiyordu. Fakat İngiltere dış ticaret açığını kapatabilmek için gözüne kestirdiği Çin’i serbest ticarete zorlamanın yollarını arıyordu. İşte bu fırsatı Opium üzerinden 1841’de buldu.

Opium

Çin geleneğinde opium, hastalıkların tedavisinde ilaç olarak yüzyıllardır kullanılan bir maddeydi. Ancak,opiumun yaygın olarak tütünle birlikte keyif verici madde olarak kullanılması, 17. yy. sonlarına doğru Çin’de opium bağımlılığının yaygınlaşmasına sebep oldu.  1729 ve 1796 yıllarında çıkarılan kanunlarla madde bağımlılığı ile mücadele edebilmek için opium ticaretine önemli kısıtlamalar getirildi.

Opium ticareti karmaşık bir ağ üzerinden ilerliyordu. İngiltere, vatandaşlarının yoğun tüketimi için  yüksek miktarda çay ithal ediyordu ve bu çayı da Çin’den alıyordu. Çin ise çay karşılığında İngilizlerden, hala para olarak kullanmakta olduğu gümüş talep ediyordu. İngiltere’nin ise elinde yeterince gümüşü yoktu fakat sömürgesi olan Hindistan’da bolca opium üretmekteydi ve Çin’den alacağı çayın karşılığını opium ile ödemek istiyordu. Opium tüketimi beraberinde tütüne olan talebi de arttırdığından dolayı, otomatik olarak bu ticaret döngüsünün içine tütünün dünyadaki en önemli kaynağı olan ABD’de giriyordu.

Opium, bir zamanların devletler kadar güçlü olan “Doğu Hindistan Şirketi’nin (British East India Company)” en önemli gelir kaynaklarından biriydi. İngiltere Devleti tarafından da desteklenen şirket zaten  kaçakçılar vasıtasıyla 1770’lerden itibaren Canton Limanı’na çay karşılığında opium sokmaya başlamıştı. Çin, İmparatorluğun üzerindeki opium tehlikesinin farkındaydı ve bunun için bir şeyler yapmak istiyordu. Nitekim 1835’te Çin’ deki erkek nüfusunun % 90’ı opium bağımlısı haline gelmişti. Opium üzerinden ciddi miktarlarda ticari gelir elde eden İngiltere İmparatorluğunda ise Britanya Adalarında opium kullanımı yasakken şaşırtıcı olmayacak bir şekilde İngiliz kolonilerinde yerel halk tarafından kullanımı serbestti.

Serbest Ticaretin Erdemleri ve Emperyal Açlık

1839 baharında Çin Hükümetinin Canton bölgesinde 1400 ton opiuma el koyup imha etmesi, iki imparatorluk arasındaki gerilimi arttırdı. Temmuz ayında birkaç sarhoş İngiliz denizcisinin Çinli bir köylüyü öldürmesi ile devletler arasındaki tansiyon zirveye ulaştı. İngiltere Çin’i medeniyetin bir gerekliliği olarak gördüğü “serbest ticarete” yanaşmamakla suçluyor, bununla birlikte cinayetle suçlanan denizcilerin Çin yasalarına tabii olmamasını ve İngiliz yasaları ile yargılanmalarını istiyordu. İngiltere bu nedenle suçluları Çin’e teslimetmeyi reddediyordu..

İki devlet bir türlü anlaşamamıştı ve İngiltere Çin’i dize getirmek için aradığı fırsatı bulduğunun farkındaydı. Böylece İngiliz Donanması 1839 yılı sonlarına doğru Çin Hükümeti tarafından kapatılan İnci Irmağı (Zhu Jiang) ağzına savaş gemileri ile saldırdı. 1840 başlarında ise Çin’e asker gönderme kararı aldı. Kısa bir süre içinde İnci Irmağı Haliçi’nden Canton’a kadar olan bölge İngiliz hakimiyeti altına girdi. 1941 yılında Canton bölgesi tamamen İngilizler tarafından işgal edilmişti. Zayıf Çin kuvvetlerini kolaylılka dize getiren İngiliz Ordusu bir sonraki yıl, 1842 Ağustos’unda Nanjing’i de (Nanking) ele geçirince savaş sona erdi.

Nanjing Antlaşması

29 Ağustos 1842’de imzalanan Nanjing Antlaşması ile Çin yüklü miktarda tazminat ödemeyi, Hong Kong’u İngilizlere bırakmayı ve ticarete izin verilen liman sayısını beşe çıkarmayı (Canton, Amay, Fuzhou, Ningbo ve Shanghai) kabul etti. 8 Ekim 1843’te imzalanan ikinci bir antlaşma ile İngiliz vatandaşları Çin yasalarından muaf tutulmaya başlandı. İngiltere “En Çok Gözetilen Ulus Kaydı” ile de ileride  diğer devletlere tanınacak tüm imtiyazlardan otomatik olarak yararlanma hakkını da aldı. Çok kısa bir süre içinde diğer Avrupa Devletleri de Çin İmparatorluğunun zayıflığını görerek yağmaya katıldılar ve imtiyazlar almaya başladılar.

1840’lar ile Çin’in sömürgeleştirme süreci başlamış oldu ve süreç acımasızca hızlı bir ilerleme içine girdi. Asya’ya yüzyıllardır hükmeden imparatorluk 70 yıl gibi çok kısa bir süre içinde paramparça oldu.

Bir daha ki yazıda, oldukça çalkantılı ve acılarla geçen bu parçalanma sürecini ve Emperyalizm nedeniyle yok olan milyonlarca insanın hikayesini anlatmaya devam edeceğim. Görüşmek üzere.

Yazar Dr. Dt. Tuncer Karaman, Periodontoloji Uzmanı, Ankara, 10 Haziran 2021

Share This
COMMENTS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir