Çin Tarihi Bölüm 5 – Taiping İsyanı ve İkinci Opium Savaşı

Çin Tarihi Bölüm 5 – Taiping İsyanı ve İkinci Opium Savaşı

Nefesiyle cenneti temizledi, Eliyle kaçan yılanı parçaladı. Eski Ahit Job 26:13

Cennetin İnşası

Hong Xiuquan 1 Ocak 1814 tarihinde, günümüzde Canton olarak bilinen Guangzhou’nun Hua bölgesinde dünyaya geldi. Doğumundan hemen sonra ailesi ile birlikte Guanlubu Köyüne yerleştiler. Hong’un öğrenmeye olan hevesi, ailesinin ve hatta tüm köyün onun bir gün İmparatorluk Sınavlarını kazanabileceğine yönelik umutlarını arttırdı ve eğitimi için hem ailesi hem de köylüler büyük çaba gösterdiler. Sınavları kazanıp, bürokrasiye girmesi ailesine olduğu kadar, çevresindekiler için de olumlu sonuçlar doğuracaktı. Beş yaşında okula başlayan Hong, bölgesel sınavlarda birinci oldu ve bir süre sonra 1827’de Guangzhou’ya giderek, ilk kez İmparatorluk Sınavlarına katıldı fakat sınavı kazanamadı. Çünkü çok sayıda adayın başvurduğu sınavları kazanmak ve onca insanın arasından sıyrılmak gerçekten oldukça zordu. Hong, 1837’de üçüncü kez girdiği sınavları kazanamayınca, ağır bir depresyona girdi. Bu depresyonun da etkisiyle, oldukça şiddetli ve ateşli bir hastalığa yakalanan Xiuquan günler boyunca sayıkladı ve sanrılar görerek neredeyse ölümün eşiğinden döndü. Uyandığında, hastalığı sırasında cennete gittiğini, burada onu altın sakallı yaşlı bir adamın karşıladığını, yaşlı adamın kendisini insanlığı yok etmekte olan şeytanlara karşı uyardığını ve ona bir kılıç verdiğini söyledi. Kılıcı ve cennette karşılaştığı orta yaşlarda bir erkeğin yardımıyla, şeytanlar ve cehennemin kralıyla savaşan Hong, bu savaşı kazandıktan sonra cennete yerleştiğini, orada evlenip bir de çocuğu olduğunu söyledikten sonra, artık dünyaya döndüğünü ve kendisinin kutsal kral olduğunu anlatıyordu.

Uyandığında cennette yazdığını söylediği şiirleri kâğıda döken Hong, köylüler tarafından ciddiye alınmadı. Çevresindekiler onun delirdiğini düşünüyordu. Zaten o da bir süre sonra bu fikirlerden vazgeçip, köy okulundaki öğretmenliğine geri dönerek tekrar sınavlara hazırlanmaya başladı.

Hong’un yaşadığı dönemde, Çin’de Katolik ve Baptist misyonerler bulunuyor ve Hristiyan dinini yaymak için çalışıyorlardı. 1837’de Guangzhou’ya sınavlar için gittiğinde, Çin’li bir misyonerin yazdığı ve Hristiyanlığın temel ilkelerini anlatan bir kitap olan “Quanshi liangyan (Çağımızı Uyarmak İçin Güzel Sözler)” kendisine verilmişti. Muhtemelen Hong bu kitaba hızlıca bir göz atmış, kitaplığının bir köşesine koymuş ve unutmuştu. Canton ziyaretlerinde Çin’in mevcut durumu ve İngiltere ile ilişkileri hakkında da tartışma imkânı bulup, dünya hakkında yeni bilgiler öğrenmişti. 1843 yılında dördüncü kez sınavlardan başarısız olup eve döndüğünde kuzeni Li Jingfang, Hong’un kitaplığında bu alışılmadık kitabı buldu. Hong kitabı, bu sefer dikkatlice, tekrar okudu. Kitabı okudukça, hastalığı sırasında gerçekten de cennete gittiğine ikna oldu. Ona kılıcını veren yaşlı, altın sarısı sakallı adam tanrıydı, savaşı sırasında kendisine yardımcı olan orta yaşlardaki adam ise İsa’ydı. Hong kendisinin tanrının ikinci oğlu ve İsa’nın da onun kardeşi olduğunu anlamıştı. Tanrı onu dünyaya Çin’i kurtarması için yollamıştı. Kendi kendisini vaftiz etti, tanrıya dua etmeye başladı ve Hristiyan olduğunu açıkladı.

Anlattıkları ve yazdıklarıyla kısa sürede çevresinde bir inananlar topluluğu oluşturmaya başladı. Köy okulundaki Konfüçyüs tabletlerini tahrip ettikten sonra işinden kovulunca, en önemli müritlerinden birisi olan, okuldan arkadaşı Feng Yunshan ile inancını yaymak üzere Guangxi bölgesine gittiler. Hong bir süre sonra geri döndü ve 1847’de Guangzhou’da Amerikalı bir peder olan I.J. Roberts’dan iki aylık bir eğitim aldı. Feng Yunshan ise Hong’un müritlerini birleştirerek “Baishangdi Hui’yi (Tanrıya Tapanlar Cemiyeti)” kurdu.

Hong Hristiyanlığı Konfüçyüsçülük ile harmanlayarak kendisine göre yorumladı. Yeni Ahit’in daha insancıl yönleri yerine, Eski Ahit’in korkutucu ve otoriter tanrı anlayışını benimsedi. Opium kullanımını, kumarı ve fahişeliği yasaklayıp, öğretisini kabul edenlere cenneti müjdeledi. Özellikle, toprak reformu ve mülkün eşit dağılımı ile ilgili vaatleri, insanların çevresinde toplanmasını kolaylaştırdı.

Hong’un batılı misyonerler ile temasları ona dünyanın Çin’den ibaret olmadığını göstermişti. Çin’in etnik merkezci yapısının aksine, dünyanın tanrının gözünde eşit ve farklı topluluklardan oluştuğunu gözlemlemiş ve bunun sonucunda Çin Kültürüne karşın ikonoklastik bir tavır takınarak onu şeytanlaştırmış ve tüm sembolleri ile birlikte yıkılmasını amaçlamıştır. 1849’a gelindiğinde Cennet Bahçesinin Yılanını net bir şekilde belirlemişti. Şeytan Qing Hanedanıydı.

Ertesi yıl 1850’de müritlerine cennet için savaş vaktinin geldiğini ve kardeşi İsa’nın da kendisini bu yolda desteklediğini duyurdu.

1 Ocak 1851’de Hong’un 37. yaş gününde “Taiping Tianguo’yu (Büyük Huzurun Cennet Krallığı)” ilan etti, kendisi artık “Tianwang’dı (Cennetin Kralı)”. Topladığı 60.000 kişilik ordu ile çevre bölgelere yayılmaya başladı, aynı yılın sonlarına doğru Qing Ordusu ile karşı karşıya geldi ve beklenmedik bir zaferle ayrıldı.  Yangtze Nehri boyunca yayılmaya devam ederek, 1852’de Tianjun’u tehdit edip Qing İmparatorunun buradan kaçmasına sebep oldu. Artık ordusu yaklaşık 2 milyon civarında bir sayıya ulaşmıştı. Ordu hem erkek hem de kadınlardan oluşuyordu. Kadın ve erkekler eşit olmalarına rağmen birlikte savaşmıyorlar, ayrı tümenlerde yer alıyorlardı. Hatta evli olanların cinsel ilişkiye girmeleri bile yasaktı.

10 Mart 1853’de Nanjing’i ele geçiren Hong burayı başkent ilan ederek adını Tianjing (Cennetin Başkenti) olarak değiştirdi. Aynı yıl Beijing’e saldıran Hong başarısız olsa da, orduları Çin’in birçok bölgesinde büyük zaferler kazanmıştı.

Pusudaki Aslan, Yağmacı Horoz

Guangzhou (Canton)

Qing Hanedanı, Taiping isyanı ile uğraşırken, İngilizler de Çin’deki ticaret ayrıcalıklarını arttırmanın yollarını arıyorlardı ve bu fırsatı 1856’nın Ekim ayında buldular. Çinli yetkililer Guangzhou (Canton) bölgesinde Britanya bandıralı Arrow gemisini, kaçakçılık yapıldığı gerekçesi ile durdurdular. Çinli mürettebat tutuklanıp, geminin İngiltere bayrağı indirildi. İngilizler bu duruma savaş gemilerini bölgeye gönderip Guangzhou’yu bombalayarak cevap verdiler. İki devlet arasında çatışmaların da başlaması gerginliği tırmandırdı ve Çinliler bölgede yabancılara ait binaları kundakladılar.

İlerleyen günlerde Fransızlar da bu fırsattan istifade, 1856 başlarında öldürülen bir Fransız misyoneri bahane ederek, İngiltere’nin yanında savaşa dâhil oldular.

İngiltere seferi ordusu Hindistan’daki bir ayaklanmayı bastırmak için o bölgede olduğundan dolayı, Çin’e intikal etmesi ancak 1857’nin sonlarında oldu. İngiliz ve Fransız orduları askeri operasyonlara başlayıp, kısa bir sürede Guangzhou’yu ele geçirdiler. Mayıs 1858’de Tianjin’e kadar ilerleyen ordular Çin’i anlaşmaya zorladılar ve Haziran ayında barış imzalandı.

İlerleyen günlerde Tianjin işgali sona erdi ve işgalciler şehirden çekildi. Bir yıl sonra Haziran 1859’da İngiliz ve Fransız diplomatlar Tianjin Antlaşmasını tasdik etmek için Beijing’e giderken, Çinliler yollarını değiştirmelerini ve farklı bir rota izlemelerini istedi. Bu istek yabancı kafile tarafından reddedilince, Çinliler gruba saldırıp, ağır kayıplar verdirdi. Bunun üzerine İngiliz ve Fransızların cevabı ağır oldu. Ağustos 1860’da İngiliz ve Fransız kuvvetleri önce Tianjin’i sonra da Ekim ayında Beijing’i işgal ederek imparatorun yazlık sarayı “Yuanming Bahçelerini” ateşe verdiler. “Yasak Şehir” Fransızlar tarafından işgal edildi ve yağmalandı.

Özellikle Yasak Şehir’in işgali ve yağmalanması Çin için büyük bir darbe oldu ve Çin barışa mecbur kaldı. Beijing konvansiyonu ile çatışmalar sona erdi.

Tianjin Antlaşması ile daha önce Beijing’e giremeyen yabancı diplomatların burada bulunabilmesine izin verildi, yabancılarla ticaret yapılan limanlara yenileri eklendi, misyoner faaliyetleri önündeki engeller kaldırıldı ve opium ticareti yasal hale getirildi. Zaten yeterince ağır şartların yanında Çin, İngilizlere Hong Kong’a komşu Kowloon yarımadasını bıraktı.

Bir yıl sonra 1861’de, İmparator Xianfeng şüpheli bir biçimde 30 yaşında öldü. İmparatorun ölümü sonrasında yerine 6 yaşındaki oğlu İmparator Tongzhi geçti ama aslında Çin’in yönetimi küçük imparatorun cariye olan annesine kalmıştı. Dul İmparatoriçe olarak bilinen “Yi” tarihe “Cixi” ismi ile damga vuracaktı.

Cennetin Yıkılışı

1861 yılında Wuhan, Nanchang, Nanjing, Shanghai, Guangzhou ve Wenzhou gibi önemli şehirler asilerin elindeydi. Bu bölgelerin ortak özelliği, Çin’de bulunan yabancıların kontrolü altındaki bölgelere olan yakınlıklarıydı. İşgalci batılılar önceleri Hristiyanlığın değişik bir yorumu olarak gördükleri Taiping’i desteklemiş ve Qing Hanedanının yerine geçebileceklerini düşünmüşlerdi. Ancak bu durum fazla uzun sürmedi. Gün geçtikçe Taiping uygulamalarının geleneksel Hristiyanlık ile pek bağdaşmadığını görmeye başladılar. Yabancılar açısından, Taiping ve Qing Hanedanlığı arasında fazla bir fark olmamıştı. Batı, Qing yönetiminin imparatorluğun ekonomik stabilitesini daha iyi sağlayacağını düşündüğü için asilere olan desteğini çekti ve asileri devirmek için Qing’e destek vermeye başladı.

Taiping’in yıkımı aniden olmadı. Beijing’in işgalinden kısa bir süre Hong’un ilk takipçilerinden ve önemli generallerinden birisi olan Feng, Nanjing yolunda hayatını kaybetti. Yerine daha geniş yetkilerle geçen Yang Xiuqing ise bir süre sonra kendisinin sözlerinin de tanrının sözleri olduğunu iddia ederek tahta göz dikince, Hong onu bir başka generali olan Wei Changhui’ye öldürttü.

Bu olay sonrasında Hong devlet işlerinden uzaklaşmaya ve yönetimi gün geçtikçe daha fazla yönetim kapasitesi sınırlı olan kardeşlerine bırakmaya başladı. Taiping içinde cinsel ilişki yasak olmasına rağmen, zamanının çoğunu haremine veya dini sohbetlere ayırıyordu. Yasağa rağmen, Taiping yöneticilerinin birçoğunun oldukça geniş haremleri vardı. 1862’de generalleri onu Nanjing’deki gelişmeler hakkında uyararak durumun çaresiz olduğunu ve şehri terk etmeleri gerektiğini söylediler. Hong bu isteği tanrının onların yanında olduğu ve onlar için gerekli korumayı sağlayacağını söyleyerek reddetti. Şehre bir kuşatma olması durumunda kullanılacak malzeme yığınağını yapmayı bile kabul etmedi. Sonunda 1 Haziran 1864’te, yine ağır bir hastalık geçirdiği sırada, şüpheli bir intihar sonrasında ölü olarak bulundu.

Oğlu cennetin yeni kralı ilan edilmesine rağmen bir süre sonra o da idam edildi. Nanjing, 19 Temmuz 1864’te Qing güçleri tarafından tekrar ele geçirildi. Şehirde yaklaşık 100 bin kişinin öldüğü düşünülen tam bir kıyım yaşandı. Taiping’in direnişi farklı bölgelerde 1866 sonlarına kadar sürdü ve sonunda tamamen bastırıldı.

Taiping isyanı sırasında tam sayı bilinmemekle birlikte, değişik kaynaklara göre, 20 ila 70 milyon arasında insanın öldüğü düşünülüyor ve 1860’larda görkemli Çin İmparatorluğunun sonunun yakın olduğu görülüyordu.

Akıntıya Karşı

Opium Savaşları ve Taiping İsyanı

Opium Savaşları ve Taiping İsyanı İmparatorluğun zayıflıklarını açıkça ortaya çıkarmıştı. Bu durum yönetim kademesinde bazı reform isteyen seslerin yükselmesine sebep oldu. Sonuçta barbarlar ile mücadele edilecekse, öncelikle onların yöntemleri öğrenilmeliydi. Ancak ortada büyük bir problem vardı. Reform hareketi dönemin liberal, cumhuriyetçi ya da devrimci hareketleri tarafından değil, Qing Hanedanlığının ve Konfüçyüsçülüğün devamını arzulayanlar tarafından başlatılmıştı.

Aynı zamanda bölgesel yöneticilerde olan önde gelen iki reformcu, sığ bir bakış açısıyla, özellikle kendi bölgelerinin gelişimini sağlayacak proje ve reformları amaçlıyorlardı. Zeng Guofon ve Zuo Zangtang sırasıyla Shanghai ve Fuzhou’da tersaneler açmak ve bölgelerinde silah sanayiine yatırım yapmak istiyorlardı. Bu ikilinin aksine, diğer bir reformist ve aynı zamanda Qing ordusunda General olan Li Hangzhang ise batıyla çok ilgiliydi, bölgesel değil Çin genelinde reform yapmak istiyordu ve bu amaçla eğitimi önemsiyor, batı tarzında akademilerin açılması için önemli girişimlerde bulunuyordu. Batının birçok kez saldırdığı limanlara tahkimatlar yaptırdı ve güney filosunun revizyonunu sağladı. General Li aynı zamanda devlet gözetiminde özel şirketlerin kurulmasına ön ayak oldu. Yine Li’nin girişimleri ile demiryolları, tersaneler, kömür madenleri, tekstil fabrikaları ve telgraf hatları kuruldu. 1880’lerden itibaren Çin dış politikasında da etkili olmaya başlayan Li, batı ile ilişkileri geliştirmeye başladı.

Ancak her şeye rağmen reform, karşısında etkili bir muhalefet buldu. Yabancı karşıtı geleneksel bürokrasinin reformlara karşı tutumu, reformlar için yeterli desteği sağlamamaları ve gerekli kaynakları ayırmamaları ile sonuçlandı.

Çin geniş bir yüzölçümüne sahip, büyük bir imparatorluktu. Merkezi bir yapıya sahipti ve bu yapı geçmişin aksine o günün dünyasında, imparatorluğun bazı bölgelerinde zayıflıklara sebep oluyordu. Qing kontrolünün zayıfladığı bu bölgelerde birliklerin sadakati imparatorluk yerine bölgesel güçlere kayabiliyordu. Bunun sonucunda, kazanımlar da tüm imparatorluğa yayılmıyor, bölgesel olarak kalıyordu.

Qing liderleri, ekonomik ve askeri reformları amaçlamış, sosyal ve politik reformlardan uzak durmaya çalışmışlardı. Askeri ve ekonomik reformlardan bazı iyi sonuçlar alınmış ancak bu iyileşmeler imparatorluğun geneline yayılamamış ve amaçlanan büyük etkiler ortaya çıkmamıştı. Sonuçta batıyla yarışabilmek için sadece modern silahlar yeterli değildi.

Çin İmparatorluğu gerilerken, Asya’da İmparator Meiji önderliğinde yeni bir güneş doğuyordu. 40 yıl öncesinde samurayların yönettiği, basit köylülerin ülkesi Japonya, kısa bir süre emperyalizmin kucağına düşmüş fakat yöneticilerinin becerisi sayesinde bu kıskaçtan kurtulmuş, 1890’larda askeri ve ekonomik olarak dikkat çeker hale gelmişti. Asya’da gücün odağı daha da doğuya kayıyordu.

Çin, Yasak şehir

Uzak Doğu’da yeni bir güneş doğup ağırlık merkezini Japonya’ya taşırken, Çin’de de gücün merkezi yer değiştiriyordu.  Kadın politikacılardan konu açıldığında ilk akla gelecek isimlerden birisi olan Demir Lady Margaret Thatcher’dan yaklaşık yüzyıl önce, Çin İmparatorluğuna Cixi adında bir cariye 58 yıl boyunca hükmetti. Bir sonraki yazının konusu Çin’i sarsılmaz bir irade ile yönetmiş olan Cixi…

Yasak Şehir: Dünyada birçok insanın içini ilk defa Son İmparator (The Last Emperor 1987) filmi ile gördüğü, Ming Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş ve 1420 yılından itibaren Çin İmparatorlarını ağırlayan, 72 hektar üzerinde kurulu saray kompleksiydi. Adından da anlaşılacağı üzere sadece İmparator’un Yasak Şehir’de her yere girebilme özgürlüğü vardı. Halkın giremediği Yasak Şehir’de, üst düzey devlet görevlileri ve hatta imparatorun ailesi bile her bölgeye giremiyordu. Bu yapısıyla İmparatorluk için çok önemli ve kutsal bir değeri vardı.

Yuanming Bahçeleri (Yuanmingyuan):

Qing Hanedanı tarafından, 1709 yılında 350 hektar üzerinde kurulmuş yazlık saraydır. Bahçelerin bahçesi olarak anılan saray için Victor Hugo “Dünyanın bir köşesinde, harikalardan birisi yer alıyor. Bu mucizenin adı Yuanmingyuan” demişti. 1860 yılında Fransızlar tarafından yağmalanan saray, ateşe verilmiş ve 3 gün boyunca yangın devam etmiştir. Binaların neredeyse tamamı bu yangında yok olurken, geriye sadece mermer yapılar kalmıştır. Buradan yağmalanan eserler dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan müzelerde hala sergilenmektedir. 1900 yılında batılılar tarafından tekrar yağmalanan kompleks bu tarihte tamamen yok edilmiştir. Günümüzde halen geriye kalanlar ziyaret edilebilmektedir.

Yazar Dr. Dt. Tuncer Karaman, Periodontoloji Uzmanı, Ankara, 31 Mayıs 2022

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir