Düşünce Tarihi – 2

Düşünce Tarihi – 2

B- Sofistler:

Ancak, “Sorgulayıcı kafayı” ortaya çıkarmakla değerli olan bu Doğa Filozofların vardıkları sonuçlar, soyut varsayımlardı!

Onlar, “Akıl yoluyla varlığın ne olduğunu bulabileceklerini” sanıyorlardı!

Oysaki akıl bu oluşumu kanıtlayamazdı! Ürettiği, yalnızca varsayımlardı! Bu ise, aklın dışına çıkmaktı!

İşte, bu durumu fark eden bazı düşünürler: “Önemli olan, aklı doğru kullanmayı öğrenip, devlet yönetiminde faydalı sonuçların sağlanmasıdır” diyerek, felsefeyi gökten yere indirdiler.

Biz bunlara; “Sofistler” dedik.

Sofistler, M.Ö. 5. yüzyılda ortaya çıkmış, sürekli gezen ve her gittikleri yerde para karşılığı gençlere ders veren, varsayımlarla gerçek arayan Doğa Filozoflara karşı olan, “Akıl Felsefesi” olarak adlandırdığımız felsefenin kurucusu olan kişilerdir.

Bunlar için “Felsefeyi gökyüzünden, yeryüzüne indirenler” de denir! İnsanı aklına vardıranlar da!

Bunlar öğrencilerine, aklını doğru kullanmayı öğretiyorlar ve onları devlet yönetimine hazırlıyorlardı.

Sofistlerin ayrı, ayrı teorileri de olsa, ortak yanları öğrencilerine; “Her şeyin akla vurularak açıklanması alışkanlığı ile özgür araştırma ve eleştirme bilincini” vermeleriydi!

Biliniz ki, Sofistler sistemlerini başlatabilmek için şüpheden istifade etmiş olmalarına ve bütün bu gelişmelere rağmen; “Aklın, varlığın esasına varabileceğini” peşin hüküm olarak kabul eden kişiler olmakla, dogmatiktiler!

Peki, “Ne demek Dogmatik olmak” Önemine binaen, gelin “Dogmatik Olmak Nediri” önce bir görelim. Sonra, Sofist Filozoflara geçeriz.

***

Dogmatik Olmak

Güzel Gençler,

Dogmatik olmak; “Din, terbiye v.s. yoluyla gelen toplumdaki bir takım görüşlerden asla kuşkulanmadan, onları temel hakikat kabul ederek her şeyin doğrusunun bilineceğine” inanmaktır.

İlginç olan, insanın doğuştan dogmatik düşünüşe yatkın olduğudur! Bu neden böyledir?

Öncelikle; “İnsan zihni tembeldir, hazırı kabul etmek kolayına gelir!” Ayrıca, “İnşa edeceği görüşlerinin bir temele oturması da bir zorunluluktur!”

Kısaca, dogmatik düşünüş; “Her felsefenin içinde gelişen ve o felsefeyi donmaya ve katılaşmaya götüren” bir olgudur.

Bu sebeple, “Her felsefî düşünüşün kendi taassubunu içinde geliştirdiğini ve dogmatik düşünüşe döndüğünü” söyleyebiliriz.

Bu da doğaldır, çünkü insanı şüpheciliğe götüren şey, “Dogmalara saplanmış olan mevcut düzenin donması ve gelişen insan yaşamına artık yetmemesidir.”

İnsanları yeniden mutlu edecek yeni bir düzen arayışı, şüpheyi gerektirir. Böylece akıl yine öne çıkar.

Biliniz ki; “Her yeni düşünce dogmatikliğe, her dogmatik görüş de şüpheciliğe gebedir.”

En çarpıcı örnek olduğu için, “Dinî düşünüşü” dogmatikliğe örnek gösterebiliriz. Şöyle;

“Her din, varlığı kendince açıklar! Sen o açıklamayı tartışamazsın, öyle kabul etmek, inanmak durumundasındır!”

İşte, “İman” budur! Ve biz, bu peşinen kabul etmek durumunda olduğumuz açıklamalara da “Dogma” diyoruz!

Nitekim tartışılması kabul edilmeyen, “Doğrudur” diyerek sadece inanılan bu dogmaların zaman içinde “Düşünme ve düşündüğünü söyleyebilme özgürlüğünü” yok etmesi kaçınılmaz olmuştur, hele “Ruhanî otoritenin” güç kazanmasıyla!

Sonuç; “Hıristiyan dininin dogmaları Orta Çağ boyunca insan düşüncesini esir almıştır! Bin yıl süren bu çağı, insanlık “Karanlık Dönem” diye anmaktadır.”

Kimileri, “İnsan sosyal bir hayvandır” der. Ben buna bir şey demeyeceğim… Ama, İlk Çağa baktığımız da, “Anaerkil/Ataerkil Ailelerden” söz edildiğini görürüz. Bu güne de bir bak? Demek; “Birlikte yaşamak” gereksinim.

İşte, “Birlikte yaşamak ihtiyacı bazı kurallar da getirmektedir! Doğal olarak, bu kuralları da güçlü olan koymaktadır! Güçlü de hep erkek olmuştur. Gene, doğal olarak bu kurallar güçlünün iktidarını korumak amaçlıdır!

Bir de, bu birliktelikte ortaya din adamları çıkar, toplum içinde güçlünün arkasında yer alır!

Bir süre sonra, kurallar kutsallaştırılır ve artık gelen her kuşak bu kuralları tartışamadan kabul eder, inanır!

Ve Mahalle Baskısı insanın üstüne çöker! Hele, bir kuralı tartış da gör! Dışlanmak ne kelime, yok edilirsin.”

Tarihin sayfaları, Bilimi savunmanın bedelini yaşamını yitirerek ödeyenlerle ve bunların karşısında dogmayı savunup, onların ölümüne karar verenlerle doludur.”

Bilim adamının neler çektiğini daha iyi anlayabilmek için, sizi birkaç “Bilim Adamına” götüreyim.

1- İlk Çağ’da yaşamış gökbilimci Aristarkus M.Ö. 310-230.

Bu adamın ismi pek duyulmamış. Bir de; Aristo’nun “Yer Merkezli” teorisine karşı., “Güneş’in merkez olduğunu ve Dünyanın onun etrafında döndüğünü söylüyor!!!

Dünya ile Güneş arasına Ay girince “Güneş Tutulması”, Dünya girince “Ay Tutulması” yaşanıyor, diyor. Zaten, bütün merakı bu!

Sen “Din Sapkınısın” arkadaş. Her Yunanlı, bu adamı lanetlemelidir…

Aristarkus, yakın zamana kadar Eski Yunan Filozofları içinde silik bırakılmıştır! Sebebi mi?

Hıristiyan din adamlarına göre;

  • ”İsa Mesih, güneşe sabit durması için emir vermişti ve güneş de sabit durmaktaydı.
  • Yine, genel inanca göre; “Dünya düz tepsi gibiydi.”

Bunları tartışamazdınız, yaşamak istiyorsanız, buna iman etmekten başka yol yoktu!”

Yeri gelmişken, sizi “Bilginin, Bilgenin çektiklerine” götüreceğim. Tekrar, Sofist Filozoflara dönebilmek için, üç bilgenin çektikleriyle sınırlı olacak.

Aristarkus, Yunan astronomi bilgini (Sisam M.ö. 310-230).

Aristarkus (M.Ö. 310-230)

Aristarkus, Sisam Yarım Adasın da doğmuş Eski Yunan Gökbilimci

Aristarkus, diğer Doğa filozoflar gibi “Dünyanın Nasıl Yaratıldığını” değil, İlkçağ’ da insanları, “Bir daha görünmeyecek” diye çok korkutan “Güneş/Ay Tutulması” olayını mesele edinmiştir!..

Böyle olunca da, bir taraftan Aristo’nun “Yer Merkezli” teorisi karşısında, Aristarkus’un “Güneş Merkezli” teorisi kabul görmemiş, diğer yandan “Güneş Merkezli” teori, insanları “Dünya dönüyor” sonucuna vardırdığı için, toplumu tedirgin etmiş ve Aristarkus dinsizlikle suçlanmıştır!

Maalesef, “İnsanlık Tarihi’nde” bu hep böyle olmuştur!.. “Bilim” ile “İnanç” zaman, zaman karşı, karşıya kalmıştır!

Demek, her din anlayışında tutuculuk kaçınılmaz!.. Çünkü din iman istiyor! Sonucunda da, onun dogmalarını tartıştınız mı, sizi dinsiz sayarlar!

Yineliyorum; Tarihin sayfaları; “Bilimi savunmanın bedelini yaşamını yitirerek ödeyenlerle ve bunların karşısında dogmayı savunup, onların ölümüne karar verenlerle” doludur.

İşte, Aristarkus bunlardan biri. Ama yazgısı onlar gibi “Dine karşı olmakla suçlanmak!”

Aristarkus, yakın zamana kadar Eski Yunan Filozofları içinde silik bırakılmıştır! Sebebi mi? Bunu, kendiniz yanıtlayın!

O’nun astronomik fikirleri, ancak 1800 yıl sonra yaşamış Kopernik, Kepler ve Newton’un buluşlarında etkin olarak ortaya çıkmıştır!

Bugün. Ay’daki bir kratere onun adı verilmiştir, Aristarkus Krateri!..

Aristarkus’un günümüze ulaşan kitabının adı “Ay ve Güneş’in Büyüklükleri ve Uzaklıkları”! Burada, “Evren’in Güneş Merkezli olduğunu” anlatmaya çalışır!

Öyle bakmış, böyle bakmış! Merkez Güneş. Dünya etrafında dönüyor! Ay güneşle dünya arasına girince Güneş, Dünya girince Ay tutuluyor!

Vay, sen misin bunu söyleyen! “Duran Dünya’ya, Güneşin etrafında dönüyor,” diyen!

Aristarkus “Dine karşı olmakla” suçlanır! O kadar ki; bazıları; “Aristarkus’u dinsizlikle suçlamak her Yunanlının görevidir” diye feryat ediyordu! Oysaki adam ne dine karşıydı, ne de siyaset yapmaktı işi!

Eski Roma döneminde, Arşimet’in “Kum Hesaplamaları” adlı kitabında Aristarkus’tan söz ettiğini görüyoruz! Arşimet şöyle diyor; “Aristarkus’un hipotezler içeren varsayımlarının bir sonucu olarak, aslında Evren’in sanılandan çok büyük olduğu iddia ediliyordu!

Gene, Hipoteze göre, sabit yıldızlar ve güneş hareket etmezken, Dünya belirli yörüngede Güneş’in etrafında dönüyor, Güneş merkezde yer alıyor ve sabit yıldızlar Güneş ile aynı merkezin etrafında duruyordu!

Aristarkus’a göre; yıldızlar çok uzakta olmalıydı, çünkü “Iraklık Acısı” adı verilen sistemle “Yıldızların, Yerküreye olan uzaklığının ölçülmesi yapıldığında, bir uzaklık görülmüyordu. Yani, görülen bir ıraklık yoktu!”

Oysa ki, Aristo ve Batlamyus’un savunduğu “Yer merkezli” teoriye gelince, o teori yıldızların neden gözlenemez olduğunu açıklıyordu!. “Yer merkezli” teoriye göre, eğer dünya dönseydi çok hızlı hareket etmeliydi, o zaman üzerinde yaşayan canlılar bunu hissederdi!

”Yukarıda söyledim, Aristo ve Batlamyus yalnız yaşadıkları toplumu değil, görüşleriyle bütün Ortaçağ’ı da yanlış etkilemişlerdir! Bunun sonucu, Aristarkus’un “Evren’in Güneş Merkezli olduğu teorisi” gölgede kalmıştır!

“Ay ve Güneş’in Büyüklükleri ve Uzaklıkları” kitabından!

***

Nicolaus Kopernik (1473-1543), Güneş Merkezli Evren Teorisi sahibidir.

Nicolaus Kopernik (1473-1543)

“Dünya Evrenin merkezi değildir. Dünya ve diğer gezegenler güneş etrafında dönmektedir!”

O dönemin Hıristiyan din adamlarına göre; “İsa Mesih yere sabit durması için emir vermişti ve yer de sabit durmaktaydı. Dünya tepsi gibiydi”.

Protestan Luther öfkeyle; “Herkes göklerin, gökkürenin ya da güneş ile ayın değil de, yerin döndüğünü göstermek için yırtınan zıpçıktı bir yıldızcıya kulak veriyor. Kim zeki görünmek isterse, sözde bütün sistemlerin en iyisi olacak bir sistem türetiveriyor. Bu alık, bütün gökbilimi değiştirmek isteğinde; ama Kutsal Kitap’ ta Yeşu, güneşe yerinde kalmasını söylemek gereğini duyar, yere değil” diyordu!..

Kalvin, Kutsal Kitap’tan; “Yer de berkitilmiştir, kıpırdayamaz” sözünü alarak, “Kopernik’in, Kutsal Ruhtan daha yetkili olduğunu söylemeye kim kalkışabilir?” diyordu!

Yer’in, Güneşin etrafında döndüğünü öğretmek 1835 yılına değin baş yasaklardan biriydi.

Tanrıbilimciler hala 1673’te; “Kuyruklu yıldızların uğursuzluk belirtisi olduklarını” savunuyorlardı!

Dualara yeni bir ek yapılmıştı; “Türkler ile kuyruklu yıldızlardan koru bizi ulu Tanrım”.

***

Giordano Bruno (1548-1600), İtalyan matematikçi, şair, kozmolojik teorisyen

Giordano Bruno (1548-1600)

Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır, yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.

Bruno’nun yakıldığı Roma, Campo de’ Fiori meydanında bulunan heykeli İtalyan filozof, rahip, gökbilimci. Rönesans felsefesini biçimlendiren filozofların en önemlilerinden biridir.

Aristo’cu “Kapalı Evren” görüşünden ilk sıyrılanlar arasında yer aldı ve Kopernik’in tezini savundu.

“Evrenin sonsuz ve eş dağılımlı olduğunu ve evrende, dünyadan başka birçok gezegenin bulunduğunu” söyledi.

Kilisenin görüşüne karşı bir sistemi savunduğu için din sapkınlığı ile suçlandı!

Düşüncelerinden vazgeçmesi ve “Sonsuz Evren” görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda, Kilise tarafından affedileceği söylendi.

Ama o, gördüğü bütün işkencelere karşın görüşlerinden taviz vermedi ve 1600 yılında Roma Katolik Kilisesi’nin Engizisyon Mahkemesinde yargılanıp “Din sapkını” ilan edildi.

Tabii, Kilise kutsaldı, idam kararı vermezdi. O, “Din Sapkını” derdi. İdama karar veren Cismani Otorite olurdu.

Ölüm kararını Bruno’ya bildiren yargıç, ondan şu cevabı aldı; “Ölümümü bildirirken siz benden daha çok korkuyorsunuz. Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım.

Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım.

Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra, kalın kafalı çoğunluğun öfkesine hedef olarak yaşadım.

Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır, yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Tanrı’yı kullanırlar.”

Ve idam kararı,

1600 yılının Şubat ayında, Roma’da Campo de’ Fiori Meydanında Bruno’nun diri, diri yakılması ile yerine getirildi.

***

Galileo Galilei (1564-1642), İtalyan Astronomi, Astroloji, Felsefe ve Matematik bilginidir.

Galileo Galilei (1564–1642)

“Ben dönmüyor desem de, dünya dönmektedir”

İtalyan fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filozofGalile1564’te Pisa, İtalya’da doğmuş, 1642 de Arcetri, İtalya’da ölmüştür.

Modern fiziğin ve teleskopik astronominin kurucularından sayılan İtalyan bilim adamı.

“İki Kâinat Sistemi Üzerine Konuşmalar” adlı eserini 1632’de yayınladı ve dünyanın döndüğünü savundu.

Böylece hem yüzyıllardır hâkim olan Aristo savlarından, hem de Kutsal Kitap’tan şüphe duyarak Orta Çağ’daki bilim anlayışında devrim yaratmıştır.

17 yaşında; “Kilise avizelerinin rüzgâra bağlı sallanmasında, rüzgarın sertliğine göre açısının değiştiğini ve fakat salınım zamanının değişmediğini” fark etti! Denedi ve doğru idi!

Okutulan Aristo’ya göre, “Bir kiloluk bir cisim, on kiloluk bir cisimden on katı bir zamanda yere düşmeliydi!” Denedi, yanlıştı!

“Bütün cisimler yere aynı hızda düşüyordu… Galiba, Aristarkus haklıydı, dünya dönüyordu.“

Ortaçağ’ı etkilemiş ilkçağın ünlü düşünürü Aristo’nun “Yer merkezli” teorisini ve “Bir cismin düşme hızının, o cismin ağırlığıyla orantılı olduğu” savını da deneyle çürüttü!..

Yani, Aristo’ya göre,

“On kilo ağırlığında bir cisim ile bir kilo ağırlığındaki bir cisim aynı yükseklikten, aynı anda bırakılırsa, bir kiloluk cisim, on kiloluk cismin yere varış süresinin on katı bir zamanda yere varması gerekir!”

“Bu acaba böyle mi?..” Galilei Galileo denedi!..

İsterseniz siz de deneyin ve 10 kiloluk taş ile 1 kiloluk taşın ayni anda yere düştüğünü görün!..

Aristo’dan, Galilei’ye değin geçen 2000 yıl içinde biri bunu denemez mi?

Neredeydiniz, nerelerdesiniz güzel insanlar!!!

Düşünceleri nedeniyle Kiliseye ters düştü ve yargılanarak önce; “Din sapkını” ilan edildi.

Sonra, Cismani Otorite onu idama mahkûm etti!

Son celse tutanağında yazılı olduğu şekilde “Söylediğini inkâr etmesi” şartıyla idamdan kurtulacağı bildirilmişti.

Ve Galileo; “Görmedim, Duymadım ve Bilmiyorum” diyerek, kendini idam sehpasından kurtarmış ve cezası ölünceye kadar ev hapsine dönüşmüştür.

Yazar Av. Önder Limoncuoğlu, İzmir, 30 Nisan 2021

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir