En Genç Nobel Barış Ödülü Sahibi Malala Yousafzai – 1. Bölüm

En Genç Nobel Barış Ödülü Sahibi Malala Yousafzai – 1. Bölüm

Editör Notu:

Taliban, 15 Ağustos 2021 Pazar gecesi Afganistan’ın başkentin Kabil’de bulunan Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. ABD’nin Kabil Büyükelçiliği Kabil Havaalanı’na ateş açıldığı haberleri üzerine güvenlik uyarısı yayınladı. NATO, Kabil Havalimanı’ndaki tüm ticari uçuşların askıya alındığını duyurdu….” haberi tüm Dünyayı sarstı ve bu haber ile Dünya’da tüm dengeler altüst oldu. Şimdi ne olacak? Bu yazı serisinde bugün gelinen noktanın tarihi temellerini 17 yaşında Nobel Barış Ödülü kazanan Pakistan uyruklu Malala Yousafzai ve ailesinin mücadelesinin ayak izlerini sürerek görecek ve yaşayacaksınız. Dünya’da okuma yazma bilmeyen 32 milyon kız çocuğunun eğitiminin ne kadar önemli ve hayati olduğunu öğreneceksiniz….

Dünyayı Değiştiren Elli Altı Kadın – Nobel Ödüllü Kadınların Hikayesi

2014 yılı Nobel Barış Ödülü: Malala Yousafzai, Aktivist Yayına Hazırlayan: Şükran Köse

“Bir çocuk, bir öğretmen, bir kitap ve bir kalem tüm dünyayı değiştirebilir.” Şükran KÖSE

2014 yılı Nobel Barış Ödülü: Malala Yousafzai, Aktivist

 Malala Yousafzai, 12 Temmuz 1997’de, Pakistan’ın Khyber Pakhtunkhwa eyaletinin Swat Vadisi’nin en büyük şehri olan Mingora’da, orta sınıf bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ziauddin ve annesi Tor Pekai Yousafzai’nin, Khushal ve Atal isminde iki erkek çocuğu daha var. Aile “Peştun” etnik kökeninden gelen Sunni Müslüman. Peştunlar tarihsel olarak Afganlar ve Pathanlar karışımı, Hint-İran kökenli etnik gruptur ve Güney-Orta Asya tarihini ve kültürünü paylaşır.

Pakistan; Hindistanlıların, İngiliz egemenliğinden kurtulmaya çalıştıkları sırada, bölgedeki Müslümanların birleşerek, 1947 yılında kurmuş olduğu, kurulduğu dönemden itibaren darbelerle, sıkıyönetimle, isyanlarla baş etmeye çalışan çaresiz bir Ortadoğu ülkesi. Kurulduğu dönemde M. Ali Cinnah tarafından yönetilmekteyken, 1958 yılında General M. Eyüb Han darbe yaparak idareyi ele geçirmiştir ve 11 yıl görev yapmıştır. Eyüb Han’ ın 1969 yılında istifa etmesi üzerine Doğu Pakistan´da ayaklanmalar baş göstermiş ve bu karmaşadan faydalanan General Ağa M. Yahya Han idareye el koymuştur. Yönetime geçer geçmez ülkede sıkıyönetim ilan etmiş ve Pakistan için kötü günler başlamıştır. Halk isyan etmeye, grevler yapmaya başlayınca hükümet isyanları bastırmak için müdahalelerde bulunmuştur. Ülkenin doğusunda ise bambaşka bir hareket başlamış, Hindistan´dan asker desteği alan doğulu halk tarafından, bağımsızlık ilan edilerek, Bangladeş Devleti kurulmuştur. Bu esnada ülkede isyanlar ve çatışmalar kesilmemiş, 10 milyonu aşkın Doğu Pakistanlı Hindistan´a göç etmiştir. Bunun üzerine Ağustos 1947’de Hindistan-Pakistan savaşı başlamıştır. Kuşatmalar üzerine Pakistan geri çekilmiş, ateşkesler imzalanmış fakat bu iki ülke arasındaki husumet ancak 1976 yılında çözülmüştür. Bu esnada Pakistan başkanlığına, Pakistan Halk Partisi Başkanı Zülfikar Ali Butto gelmiştir. 1973 yılında yeni bir anayasa kabul edilmiş, Butto aynı yıl başbakan olmuş ve Pakistan, bundan böyle “Federal İslam Cumhuriyeti” adı ile anılmaya başlamıştır.

Malala ve ailesi, “AP Fotoğraf / Rui Vieira tarafından çekilmiştir”

Malala’ nın annesi Tor Pekai, altı yaşında okula başlayıp aynı dönemde okula gitmekten vazgeçmiş bir Pakistan kadınıydı. Babası ve ağabeyleri onu okuması için teşvik etseler de Pekai, yemek pişirmek ve çocuk doğurmaktan kaçmak için okumaya gerek olmadığını düşündü. Yıllar sonra, “bilgiden önemli bir şey olmadığına” inanan, tek hayali bir okul açmak ve çocuklara eğitim vermek olan, kendi okuyamayacağı şiirleri ona yazan adamla tanışana kadar bu kararından hiç pişman olmadı. Okuma-yazma bilmiyordu. Peştuca dışında bir dil bilmiyordu. Muhafazakârdı.

Babası Ziauddin Yousafzai, 1969 yılında, Pakistan’da İslami prensiplerin daha sıkı uygulandığı bir dönemde dünyaya geldi. O dönem için, değil kız çocuklarının okuması, erkek çocukların yüksekokullara gitmesi bile çok sık rastlanır bir şey değildi. Ziauddin’ in babası ünlü bir imam ve konuşmacıydı. Şiirler yazardı, vaazlar verirdi. Aksi, sabırsız ve dar görüşlü bir adam olmasına rağmen oğlu Ziauddin’ in okuması ve doktor olması için elinden geleni yapmak istiyordu. Fakat Ziyauddin matematik ve fen bilimlerine değil de edebiyat’ a ilgisi olan bir çocuktu. Kekeme olmasına rağmen güzel konuşma yarışmalarına katılarak birincilikler kazandı. Edebiyatla ilgili pek çok konuda kendini geliştirdi.

Pakistan’ da Ziya- ül Hak isimli bir generalin Butto yönetimine darbe yaparak ele geçirmesi, bunun üzerine demokrasi ile başa geçmiş Zülfikar Ali Butto’nun idam edilişi, bu idamdan sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin ülke üzerindeki baskıları ancak Sovyet Rusya’nın komşu ülke Afganistan’ ı işgal etmesi üzerine Amerika’nın Pakistan ile müttefik olmak zorunda kalışı gibi siyasi gelişmeler; Malala’nın babası Ziauddin’in ideolojisinin şekillenmesinde büyük etkilere sahip siyasi olaylardı. Gençliğinin bir dönemini komşu köydeki bir tarikatın yüksek rütbeli din öğrencisinden dersler alarak; bir dönemini Rusya’ ya karşı başlatılan İslami cihat çağrısının peşinden giderek; bir dönemini de laik sosyalist partilere üye olarak geçirdi. Sonunda hiçbirine ait olmadığına fakat hepsinden birer parça taşıdığına karar verdi. Cihanzeb Yüksekokuluna başladığı 1988 yılında, darbeci Ziya gizemli bir uçak kazasında hayatını kaybetti ve yerine geçmişte idam edilen Zülfikar Ali Butto’ nun kızı Benazir Butto, üstelik “Orta Doğu’ nun ilk kadın başbakanı” unvanıyla, geldi. Ziya döneminde yasaklanan öğrenci örgütleri tekrar aktif hale getirildi. Ziyauddin’de yüksekokul dönemini bu siyasi partilerle yakından ilgilenerek geçirdi ve başarılı bir tartışmacı, hatip oldu. Farklı etnik köken mensubu öğrencilerin eşit eğitim hakkına sahip olması gerektiğini savunan bir öğrenci federasyonunun genel sekreterliğini yaptı.

Okul baskınları, kitap yasaklamaları, protestolar… Üniversite eğitimini tüm bu karmaşık siyasi olaylar eşliğinde bitirdi ve üzerine İngilizce yüksek lisansı yaptı. Yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra sırf para kazanabilmek için İngilizce öğretmenliği yapmaya başladı. İlk görevine başladığı okul katı kurallarıyla yönetiliyordu. Bu durum onu hem mental hem de sosyolojik anlamda zorladığından, hedefi kendi okulunu açmak ve ulaşabildiği her öğrenciye kaliteli eğitim imkânı sunmak oldu. Bir süre bu okulda çalıştıktan sonra işinden ayrılarak, eski bir üniversite arkadaşı ile ortak olup eski bir binanın zemin katını kiraladılar ve ilk okullarını açtılar. Okulun adını “Huşhal okulu” koydular (Eski bir Peştu kahramanı, Huşhal Han Hattak. Tüm Peştu aşiretini Moğollara karşı birleşmeye çağıran ve Swat bölgesine yerleşmelerini sağlayan kahraman). Zaten fikr-i birçok açıdan ülkesi ve sistemi ile çatışan Ziyauddin, kurduğu okulu bildirmek için gittiği Devlet dairesinde kendisinden rüşvet istenmesi üzerine, bu kötü gidişata bir son verilmesi gerektiğini düşünerek, Swat Özel Okullar Birliği adında bir organizasyona katıldı ve onları örgütledi. Bu muhalif oluşum kısa sürede, devletin rüşvet alan birimlerinin önüne geçti ve üye sayısı 400’ e ulaştı. Ekip, çocukların okutulması ve bunun devlet tarafından siyasette ya da ülkenin para trafiğinde kullanılmaması adına birçok çalışma gerçekleştirdiler. Fakat Ziyauddin’ in maddi durumu pek yolunda gitmedi. Babası aile bütçesine katkıda bulunmadığı ve evlenmediği için onun yanında durmadı. Okulda öğrenci ve eğitimci sayıları azdı. Bina için aldığı borçları ödeyemiyorlardı.

Ortağı ile arasında problemler başlamıştı. Bu dönemde görücü usulü evlendiği hemşerisi Tor Pekai’yi parasızlık yüzünden, başkente, yanına bile alamıyordu. Biraz toparlandıklarını düşündükleri bir dönemde bir sel baskınıyla okulları büyük hasar gördü. Ziyauddin yine de okul yönetme hayalinden hiç vazgeçmedi. Ortağından ayrıldı, azmederek okulun müdürlüğünü, muhasebeciliğini, öğretmenliğini hatta temizliğini bile yaptı. Reklam panoları hazırlattı, meydanlarda ikna edici konuşmalar yaparak öğrenci topladı. Bir süre sonra eşini de okulun çatı katında bir yuvaya dönüştürdüğü daireye yanına aldı.

Ve Malala dünyaya geldi. Kızının doğumundan birkaç ay sonra, Ekim 1997’ de Ziyauddin artık okulunu zarar etmez hale getirebilmişti. Hatta “Malala Eğitim Akademisi” adını vereceği ikinci okulunu açmak için planlar yapmaya bile başlamıştı. Her sorulduğunda “Malala’ nın şansıyla geldiğini” söylüyor babası. Onu ilk kucağına aldığında âşık olduğunu söylüyor. Duygularını “Bu çocukta farklı bir şeyler vardı biliyordum. Kararlı gözlerle bakıyordu.” şeklinde dile getiriyor. Malala’ nın ismini verirken esinlendiği hikâye ise şöyle Malalai:, Afganistan’ da bir çobanın kızı olarak dünyaya gelir. Ailesinin tüm erkekleri, İngilizlerin, Afganistan’ı işgal etmesiyle savaş başlar. Malalai de köyün birçok kadını ile birlikte savaş meydanında yaralılar ile ilgilenmektedir. Savaşın kendi vatandaşları aleyhine sonuçlanacağını gören Malalai; savaş meydanına kendini atar ve ülkesinin korkup kaçmaya çalışan erkelerine: “Eğer biz ve çocuklarınız için savaşarak ölmezseniz, ülkemizde büyük bir utanç kaynağı olursunuz” der. Bu cümleleri askerleri yüreklendirir ve savaşı kazanırlar. Fakat Malalai savaş meydanında hayatını kaybeder ve Afganistan için önemli bir savaş kahramanı sembolüne dönüşür.

Malala, erkek evlat sahibi olan ailelerin silahlarla kutlamalar yaptığı, şekerler dağıttığı, kız çocuklarının doğumunun ise utanılacak bir şeymişçesine sır gibi saklandığı bir ülkede dünyaya gelmiş bir çocuktu. İslami inanışlarına ve yönetim şekillerine göre kadınlar bir birey muamelesi görmezlerdi. Bir mahkemede bir kadının şahitliği geçerli değildi. Miras paylaşılırken bir kadın yok sayılırdı. Bir kız çocuğunun okumasına, eğitim görmesine hiç gerek yoktu. O sadece büyüyecek, erken yaşta -muhtemelen para karşılığı- evlendirilecek, çocuk doğuracak ve ailesine yemek yapacaktı. Fakat Malala asla bu kalıba girmeyecekti. Onun en büyük şansı Ziauddin Yousafzai’ nin, bir okulun çatı katında doğmuş, biricik kızı olmaktı… Okula doğan, okulda büyüyen bu kızın kaderi belirlenmişti bile…

Malala ve babası Ziauddin Yousafzai, “Kullanıma ve paylaşıma açık Google görseller’ den alıntılanmıştır.”

 Malala ve babası Ziauddin Yousafzai, “Kullanıma ve paylaşıma açık Google görseller’ den alıntılanmıştır.”

Güzel bir çocukluk geçirdi Malala. Sürekli babasıyla vakit geçirir, okuldaki kadın öğretmenler tarafından çok sevilir, bahçede çocuklarla oynardı. Ülke ise her zaman bir kaos içindeydi. Malala’ nın çocukluk yıllarında, Benazir Butto yolsuzluk iddiaları ve iç asayişin sağlanmaması gerekçesiyle yönetimden alınmış, sürgün edilmiş, hapis cezalarına çarptırılmış hatta öldürülmeye çalışılmıştı. Yerine, devlet başkanı Gulam İshak Han tarafından, Nevaz Şerif atandı. Olağan üstü hal ilanları, Benazir Butto’ ya düzenlenen suikast girişiminde 140 kişinin hayatını kaybetmesi gibi sarsıcı durumların sonucunda Malala ve ailesinin yaşadığı Swat Vadisi’ndeki siyasi durum bambaşka bir hal aldı. Taliban, bu karmaşadan faydalanarak Swat Vadisi’ni kontrol etmeye başladı ve kuzeybatı Pakistan’ın tamamında baskın bir sosyo-politik güç oluşturdu. Liderleri Mevlâna Fazlullah idi. Kelime anlamı “İslam Öğrencileri” olan bu grubun temelini savaştan kaçan mülteci Peştunlar oluşturuyordu. Sovyetler Birliği’nin Afganistan’a müdahalesinin ardından Sovyet güçlerinin 1989’da geri çekilmesinden sonra Afganistan’daki merkez hükümetin zayıflıklarından yararlanarak oluşturulmuş ve yönetimi kontrolü altına almışlardı. Taliban, 1998’de Afganistan’ın yüzde 90’ında etkin hale gelmişti ve ülkeyi şeriat kuralları ile yönetmeye başladı. Grup halen İslam hukukunca farz kabul edilen tüm cezaları, ibadetleri, muameleleri Afgan halkına uygulamaktadır.

Swat vadisinde ise başlangıçta “Radyo Molla” adıyla bir radyo yayını yaparak ülkeye kendilerini “İslami Reformcu ve Kuran yorumcusu” olarak tanıttılar. Taliban genellikle depremden sonra devletin yardım etmekte geciktiği bölgelerde, eğitim seviyesi düşük ve inançlar konusunda kafası karışık herkesçe popüler oldu. Ve kadınlar arasında… Malala’ nın annesi Tor Pekai de dahil. Radyo Molla, yayınında kadınlara hitap ediyor, onlara “evinizdeki sorumlulukları yerine getiriniz, sokağa peçeniz ve erkeğiniz olmadan çıkmayınız” fetvası veriyordu. Kadınlar yayına bağlanıp ona rüyalarını ve hayranlıklarını anlatıyor, Fazlullah ise karşılığında bu kadınlar için dua ediyordu. Yine radyo kanallarında yaptıkları bir yayında kız çocuklarının, kız medreselerinde bile olsa, eğitim görmesinin İslami açıdan yanlış olduğunu söylediler. Okul yöneticileri ve kadın öğretmenlerin aleyhinde konuşmaya, okulu bırakan kızları övgüyle anlatmaya başladılar. Bir süre sonra sınıflardan kızlar ayıklanmaya başlanmıştı bile. Malala’ nın babası Ziyauddin, eğitime yapılan bu yersiz müdahalelerin artışından oldukça huzursuzdu. Onun okullarındaki kız öğrencileri de aileleri tarafından okula gönderilmez olmuştu. Hatta birkaç eğitimcisini “kız çocuklarına eğitim vermeyi reddettikleri” gerekçesiyle uzaklaştırmak zorunda kaldı.

Taliban cehalet içindeki bu toplumun beynini yıkama ve eğitime yaptığı bu çirkin müdahalelerin yanında, kendi yerel mahkemesini de kurdu ve ceza sistemini yeniden düzenledi. Çok geçmeden bölgeye üsler kurdular. Ülke genelinde DVD, CD ve kitap gibi bilgi araçlarını toplayıp, sokaklarda yaktılar. Dans etmek, müzik dinlemek, televizyon izlemek gibi kültürel faaliyetler yasaklandı. Swat bölgesinde yedinci yüzyıldan bu yana kültürel miras kabul edilen Buda kalıntılarını dinamitlediler. Sağlık alanına dahi müdahale ederek, çocukların aşılanmasını yasakladılar. İşin kötüsü Swat bölgesi insanlarının neredeyse yarısı, bu fikirleri destekliyordu. Taliban’ın Müslümanlara faydalı olduğunu, İslami gereklilikleri insanlara hatırlattığını iddia ediyorlardı.

Bir yıl kadar sonra, 2000’li yılların sonlarında, Fazlullah’ ın kardeşi Mevlâna Liyakat ve üç oğlu, Bajaur’ da bir medreseye yapılan füze saldırısında öldü. Bu olayın ardından Taliban militanları agresifleşti ve on gün kadar sonra bir intihar bombacısı Pakistan askerlerinin kışlasında kendini patlattı ve kırk askerin ölümüne sebep oldu. Ve sonrasında intihar saldırıları ve baskınlar yaygınlaştı. Resmi olarak 29 Ekim 2007 tarihinde 1. Swat Savaşı başlamıştı. Üzerinde “Şeriat ya da Şahadet” yazan bantları, ellerinde kalaşnikofları ile sokaklarda dehşet saçmaya başladılar. Karşıt görüşlü siyasi parti üyelerini öldürdüler. Civardaki elli dokuz köyü ele geçirdiler. Karakollara saldırdılar. Polislerin büyük çoğunluğu saldırılara dayanamayarak istifalarını verdi. Kız çocuklarını ve kadınları, terör propagandalarının temeli gibi kullanmaya başladılar. Eğitim konusundaki yasakları ülke genelinde arttırdılar, hatta okullara saldırılar düzenlemeye başladılar. Devlet tüm bu olanlar karşısında sessizliğini koruyor, onları durduracak hiçbir şey yapmıyordu.

Ziyauddin’ in okulları, kız çocuklarına eğitim vermeye devam eden birkaç kurumdan biriydi. Bu yasaklamalar devam ederken Ziyauddin, “İşletmeniz Batılı ve Kâfirdir, Kızlara ders veriyorsunuz ve İslam dinine uygun olmayan üniformalarınız var. Buna bir son verin, yoksa başınız derde girecek! İmza: İslam Federalleri…” yazılı bir mektup alması üzerine, artık dayanamayıp, yerel bir gazeteye mektup yazdı. Mektubunda İslam Federalleri’nin yaptıklarının, İslami kuralları uygulamak için doğru yol olmadığını, çocukların eğitim hakkına müdahale etmenin yanlış olduğunu ve çocuklara zarar vermemeleri gerektiğini yazdı. Gazete garip bir stratejiyle, Ziyauddin’ in mektubunu adını ve adresini açıkça belirterek yayınladı. Bu onu ve ailesini Taliban’ ın açık hedefi haline getiren ilk eylem olacaktı. 2008 yılının sonuna kadar, Taliban 400 kadar okulu bombalamış, yüzlerce öğrencinin ve eğitimcinin ölmesine sebep olmuştu. Buna rağmen Malala’ nın babasının okulları açık kalmaya ve özellikle kız çocuklarına eğitim vermeye devam etti. Pek tabii Ziyauddin’ in bu haklı direnişi Taliban kuvvetlerini daha da kızdırdı.

Yine 2008’in sonlarında, BBC editörü Aamer Ahmed Khan ve ekibi, Taliban’ ın Swat’ da artan etkisini gözlemlemek için bir projeye başlamak istedi. BBC, Pakistan’ da eğitim gören kızların orada yaşadıkları sorunları anonim olarak yazabilecekleri bir blog hazırlamayı planlıyordu. Ekibin Peşaver muhabiri Abdul Hai Kakar, bir yerel okul yöneticisi ile temasa geçmek istedi. Tabii tüm bombalı saldırılara ve yüzlerce ölüme rağmen eğitime devam eden Ziauddin Yousafzai’ yi seçtiler. Başta, Ziauddin’ in okulundan Aisha adında bir kız öğrenci ile blog yazmaya karar verildi ancak kızın ailesi bu durumu tehlikeli bularak talebi reddetti. Taliban’ dan korkuyorlardı. Pakistan gibi bir ülkede küçük bir kız çocuğu için kutsal sayılabilecek bu görev, bu konuda zaten gönüllü de olan, 11 yaşındaki Malala’ ya verildi. Malala da insanların orda olanları bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Eğitimin kız çocuklarının hakkı olduğunu gönülden savunuyordu. Şarkı söylemenin de… Ve artık silah seslerinden korkarak yorgan altına saklanmanın değil; ses çıkarmanın, karşı gelmenin zamanının geldiğini düşünüyordu.

Malala Yousafzai, Aktivist

Baba-kızın güvenliği konusunda endişelenen BBC editörleri, takma ad kullanılması gerektiğine karar verdi. Blog’u, Peştun halk masalındaki karakterden esinlenilmiş bir isim olan “Gül Makai” (Urduca’ da “peygamber çiçeği”) ile yayına başlattı. Malala ilk yazısını, 3 Ocak 2009’da BBC Urduca kanalına gönderdi. “KORKUYORUM” başlıklı ilk yazısında; Swat Savaşı hakkındaki düşüncelerini, askeri operasyonlar gerçekleştirilirken okula gitmeye çalışan kız çocuklarının yaşadıklarını, bazı okulların nasıl bombalandığını yazdı. “Dün gece askeri helikopterler ve Taliban ile dolu çok kötü bir rüya gördüm. Swat’da askeri operasyonlar başladığından beri böyle rüyalar görüyorum. Okuluma gitmeye can atıyor ama korkuyorum. Kitaplarımı örtümün altına saklıyor, fark etmesinler diye üniformamı giyemiyorum. Okul dönüşleri omuzumun üstünden sürekli arkamı kontrol ediyor, takip ediliyormuşum gibi hissediyorum. Bir gün arkamdan gelen bir adamın “seni öldüreceğim” diye fısıldadığına yemin edebilirim.”

Bir, iki, üç… Daha on yazı bile olmadan blog hızlıca etkisini gösterdi. Okulda herkes yazılardan bahsetmeye başlamıştı. Bazı gazeteler blogdan bölümleri yayımlıyorlardı. Malala “kalemin ve kalemden çıkan sözcüklerin makineli tüfeklerden, tanklardan ya da helikopterlerden daha güçlü olabileceğini fark etmişti” ve büyük bir şevk ile yazmaya devam etti.

14 Ocak Çarşamba günü Malala’ nın okulu 2 aylık bir kış tatiline girecekti. O sabah uyandığında büyük bir sürprizle karşılaştı Malala. Evinin salonu kameralar ve yabancı adamlarla doluydu. İrfan Eşref isimli Pakistanlı bir gazeteci aracılığıyla New York Times ‘in internet sitesinde yayınlanacak bir belgesel çekilecekti. Belgeselin temel fikri, bunca yasağın içerisinde eğitime kararlı bir şekilde devam eden okulun son gününde öğrenciler ve yönetici Ziauddin Yousafzai ‘yi gözlemlemekti. Ziauddin, kameraların evine girip çıkarken görülmesi konusunda, ailesi konusunda tedirgindi fakat bunun seslerini dünyaya duyuracak etkili bir yol olduğunun da farkındaydı. Malala ise cesurdu ve bunun işe yarayacağına gönülden inanıyordu.

Belgeselciler Malala’nın bir gününü, okula nasıl zorluklarla gittiğini, okullarında neler öğrendiğini kameraya aldı. Babası Ziauddin ve diğer eğitimciler ile röportajlar yapıldı.

“Bana engel olamazlar. Ben evde, okulda, başka bir yerde, nerede olursa olsun eğitim göreceğim. Dünya’dan isteğimiz bu: Okulumuzu kurtarmak, Pakistan’ ı kurtarmak, Swat’ ı kurtarmak…” Bu konuşmayı yaptığı belgeselde muhabirin “Bir gün okuluna ve vadine dönemeyecek olsan ne yaparsın?” sorusu ile üzerine gelmesi üzerine gözyaşlarına hâkim olamadı Malala. Bu, daha sonraları tüm dünyanın gözlerini, Pakistanlı, eğitim hakkı engellenen bu kız çocuklarına çeviren hareket olacaktı.

Ancak 15 Ocak 2009 gecesi Taliban hem radyo yayınında hem sokak propagandalarında Swat’ın başkenti Mingora’da, İslami gerekçelerle hiçbir kız çocuğunun artık okula gidemeyeceğini resmileştirdi. Bir hafta içerisinde üç okulu daha bombalarla talan etti. Malala ise evde bloğunu yazmaya devam etti. Babası ile birlikte radyo yayınlarına katıldılar, röportajlar verdiler. Pakistan medyası da konuya ilişkin sessiz kalamamış ve çocukların eğitim hakkını ellerinden alınmasına tepki göstermeye başlamıştı. Taliban üyeleri ise durmuyor sokaklarda dehşet saçmaya devam ediyordu. Swat vadisinin neredeyse %70’ ini kontrolü altına almışlardı. Malala’ nın şehri Mingoria’da da durum kritikti; halkın büyük çoğunluğu korkudan şehri terk etmişti.

Kış tatilinin bitmesiyle okul dönemi başladı. Ancak Taliban’ın resmi yasak ilanından sonra artık hiç kimse okula gitmedi ya da gönderilmedi. Pek tabii baba Ziauddin, iki okulunda da eğitime devam etmekte kararlıydı. Eğitim vermeye gizlice devam ettiler. Ziauddin yine gizlice aktivist birkaç arkadaşı ile gece toplantılarına ve seminerlere katılarak durum değerlendirmeleri yapıyor ve ne yapabileceklerini tartışıyordu.

Şubat ayının ortalarında eyalet yönetimi ile Taliban, barış anlaşması yaptı. Swat artık Şeriat ile yönetilecekti ve karşılığında Taliban kuvvetleri saldırılarını durduracaktı. Ancak bu anlaşma Amerikalı müttefikleri pek mutlu etmedi. Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Hillary Clinton “Pakistan hükümetinin Taliban’a aşırı taviz veriyor” açıklamasında bulundu. Anlaşmadan iki gün sonra bir gazete muhabiri öldürülmüş, bir ay kadar sonra çarşıda yanında erkek olmadan alışverişe çıkan bir kadının Taliban kuvvetleri tarafından kırbaçlanma videosu sosyal medyaya yayılmış, çok geçmeden Pakistan dünya basınının gündemine oturtmuştu. Pakistan halkı ne yapacağının bilemez hale gelmişti. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama, savaşı Taliban aleyhine çevirmek için Afganistan’ a 21.000 asker gönderileceğini açıkladı ve bu durum Pakistan siyasetini daha da içinden çıkılamaz bir kaosa sürükledi.

Malala tüm bu olanlardan sonra okula diğer kızlar gibi servis aracıyla gidip gelmeye başladı. Babasının yıl boyunca aldığı tehditler ve yakın zamanda dava arkadaşı Zahir Han’ın vurulmasından sonra aldıkları “Dikkatli ol, sırada sen varsın” yazılı mektup aileyi korkutmuş; kızlarının tek başına okula gitmemesi gerektiğine karar vermişlerdi.

Ve o gün… 9 Ekim 2012 Salı sabahı, beş ya da altı kızın sıkış tepiş bindiği, etrafa mazot dumanı ve bolca gürültü yayan eski servisleri ile okuluna gitmek için evinden çıktı Malala… Her zamanki güzergâhlarından, her zamanki hızlarında ilerliyorlardı. Swat sokaklarına kurulan ordu kontrol noktalarından birine yaklaşık 200 metrelik mesafede iken servis bir anda durdu. Açık renkli giysiler giymiş, sakallı genç bir adam servise yaklaştı ve şoför Osman Bhai Can’ a:

Bu Huşhal Okulu’ nun servisi mi?” dedi.

Evet” dedi Osman.

Bazı çocuklar ile ilgili bilgiye ihtiyacımız var.” dedi adam.

Bunun için okulun sekreteri ile görüşmeniz gerek!” diye karşılık verdi şoför.

Servisin önünü kesen bu yabancı adam ile şoför konuşurlarken başka bir tanesi arka kapıdan kafasını uzatarak çocuklara şu can alıcı soruyu yöneltti:

Malala kim?”

Yayına Hazırlayan: Bekir Metin, Ankara, 13 Eylül 2021

Devamını bekleyiniz!

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir