Hayatı Sadeleştirmek için Derle, Topla, Rahatla…

Hayatı Sadeleştirmek için Derle, Topla, Rahatla…

“Hayat, silgi kullanmadan resim yapma sanatıdır.” Turgenyev

Evinizi veya yaşadığınız mekânı derleyip-toplamak, giyim ve diğer eşyalardan fazla olanları atabilme işlevi, ilk bakışta salt kadınlara hitap eden bir eylem ve yaklaşım olduğu düşüncesindeyseniz, hemen yanıldığınızı burada vurgulayacağım.

Bu soruna, tek başınalık ve yalnızlığın girdabında olan evlenmemiş-evlenememiş, boşanmış bekâr erkeklerin ve yalnız yaşayan emeklilerin de çözmesi gereken evrensel bir sorun olarak bakmamız gerektiğini değerlendiriyorum…

Hangimiz dağınık değiliz ki? Evimiz, işyerimiz, hayatımız…. Peki derli toplu olmak bu kadar mı zor? Saatlerinizi ayırarak topladığınız her yer kısa sürede yine mi dağılıyor? Belki de şimdiye kadar yanlış yöntemleri uyguladınız.

Bir balıkçı yaka siyah kazağı diğerinden nasıl ayırt edeceğinizi bilmek, çorapları doğru şekilde katlamak ve son tahlilde kıyafet ve eşyalarımızın fazlalıklarından kurtulmak bizleri eskisinden çok daha huzurlu, mutlu ve enerjik hissetmenizi sağlayabilir. Denemeye başlasak mı? Hem de şimdilerde…

Marie Kondo, bilinen diğer adıyla Konmari, Japon düzenleme uzmanı ve yazar. Kondo düzenleme ve organize etme üzerine dört kitap yazmış ve milyonlarca satış gerçekleştirmiştir.

İşte, Marie KONDO’nun 40 dilde 9 milyondan fazla satan bir bestseller olan ve ülkemizde de 12 Basımı Ekim 2021’de yapılan “HAYATI SADELEŞTİRMEK İçin DERLE, TOPLA, RAHATLA (The Life-Changing Magic of Tidying Up)” adlı bu son kitabında anlattığı yöntemler ve paylaştığı sırlarla, sayısını kendisinin bile hatırlamadığı okuyucu ve müşterilerinin hayatını değiştirmiştir.

Ben de bu çok kolay okunası eserin kısa ve önemli vurgu yaptığı paragrafları sizlerle paylaşıyorum:

Dağınık bir oda düşünün. Oda kendi kendine dağılmaz! Siz, içinde yaşayan kişi, dağıtırsınız o odayı. “Dağınık bir oda, dağınık bir zihne eşittir,” diye bir atasözü vardır. Oda dağınıklığının nedeni fiziksellikten çok daha fazlasıdır. Dağınıklığın görünen yüzü, dikkatimizi dağıtarak düzensizliğin asıl kaynağını görmemizi engeller. Dağıtma eylemi dikkatimizi meselenin özünden uzaklaştıran, tam anlamıyla içgüdüsel bir reflekstir. Toplama, nihai bir hedef değil, bir araçtır sadece. Asıl amaç evinizin düzenini sağladıktan sonra istediğiniz yaşam tarzını oluşturmak olmalıdır.

Kitaplar genellikle isimleri görülebilsin diye raflara bir sıra halinde dizilir. Bu yüzden gerekli ayıklama için raflarda bulunmalarını istemeniz oldukça doğaldır. Üstelik kitaplar fazlasıyla ağırdır. En sonunda yine eski yerlerine yerleştireceksem eğer, neden raflardan almakla boşa zaman harcayayım diye düşünebilirsiniz. Öyle bile olsa bu adımı sakın atlamayın. Kitapların hepsini kitaplıktan çıkarın. Rafta durduğu sürece kitabın sizi gerçekten etkileyip etkilemediğinden emin olamazsınız. Tıpkı diğer eşyalar ve kıyafetlerde olduğu gibi uzun süredir rafta bekleyen kitaplar da pasif bir haldedir. “Görünmez” de diyebilirim. Sakince oturan çekirgenin çimenlerle bütünleşmesi gibi, kitaplar da benzerleriyle rafta dururken adeta görünmez olurlar.

Kitaplarınızı yere yığdıktan sonra her birini elinize alın ve elde tutmak istediklerinize karar verin. Buradaki kural da bellidir: Dokunduğunuzda size keyif veriyor mu?

Unutmayın, dokunduğunuzda dedim. Kitabı okumaya kalkışmayın. Okumak karar verme yetinizi bulandırır. Kendinize ne hissettiğinizi sormak yerine elinizdekine ihtiyacınız olup olmadığını sorar hale gelirsiniz.

Okunmamış kitaplar: Elinizdeki kitabi atmamanızın en bilindik nedeni, “Yine okurum” düşüncesidir. Kendinize zaman ayırın ve düşünün. O çok sevdiğiniz kitaplardan kaçını defalarca okudunuz? Bazıları için beşi geçmezken, kimileri için bu sayı yüzü bulabilir ki bu, oldukça istisnai bir durumdur. Bir kitabı defalarca okuyan kişiler bilim adamı ve yazar gibi meslek grubuna ait insanlardır. Oldukça nadir de olsa, benim gibi çok sayıda kitap okuyan epeyce sıradan kişilerle karşılaşmanız mümkündür. Hadi, itiraf edin. Öyle ya da böyle kitaplarınızdan sadece birkaçını yeniden okuyacaksınız. Kıyafetlerde olduğu gibi, bu kitapları niçin tuttuğunuzu bir düşünün derim.

Raflarda görmenin bile sizi mutlu edeceği, o çok sevdiğiniz kitapları atmayın. Aynı şey elinizdeki bu kitap için de geçerlidir. Dokunduğunuzda size keyif vermiyorsa atın gitsin. Peki ya başlayıp bitirmeden bıraktığınız kitaplar? Ya da satın aldığınız ancak okumadıklarınız? Bir ara okurum diye atmaya kıyamadığınız bu kitapları ne yapmalı?

Yarısına kadar okuduğunuz kitapları da bitirmeye çalışmayın. Bu kitaplar işlevini zaten tamamlamışlardır. Okunmayan, bu veya şu şekilde, yarım bırakılan kitaplardan bir an evvel kurtulun.

Benim ise artık elimdeki kitap sayısı otuzu geçmiyor. Sizin için özel olan bir kitapla karşılaştığınız an onu okumak için en doğru zamandır. Bu fırsatı kaçırmak istemiyorsanız, az sayıda kitap tutun derim.

* Ev toplamanın her gün yapılması gereken bitmek bilmeyen bir angarya olduğunu düşünüyorsanız, çok yanılıyorsunuz. Toplamanın iki türü vardır: Günlük toplama ve özel bir etkinlik olan toplama. Kullandığınız her şeyi yerine geri koymak olarak bilinen günlük toplama; kıyafetler, kitaplar ve yazı malzemelerine ihtiyaç duyduğumuz sürece hayatımızın bir parçası olarak varlığını sürdürecektir. Ancak bu kitabın amacı, özel etkinlik kapsamında evinizi düzene koyma işini en kısa zamanda halletmeniz konusunda sizlere ilham kaynağı olacaktır.

* Hediyeler: Fotoğraflar kadar atılması zor bir diğer öğe ise kişinin çocuklarından gelen hediyelerdir. Üzerinde “Teşekkürler, baba-anne!” yazılı bir babalar-anneler günü hediyesi. Oğlunuzun çizdiği ve öğretmen sayesinde okul sergisinde yerini almış bir resim veya kızınızın yaptığı bir eşya. Bu öğeler size hâlâ keyif veriyorsa, bunları bırakmayın. Ancak çocuklarınız artık büyümüş, sırf çocuklarım bana gücenmesin diye bunları tutuyorsanız, o halde bir de çocuklarınızın fikrini alın. Büyük ihtimalle şu yanıtı alacaksınız: “Ne? O hâlâ sende mi? Durma, kurtul ondan.”

Düğün hediyesi olarak alınmış ancak kutusu dahi açılmayan, vitrinin bir köşesinde bekleyen bir tabak. Ya da şimdilerde çekmecede bulunan, arkadaşınızın bir zamanlar sizin için aldığı anahtarlık. Doğum gününüze özel arkadaşlarınız tarafından hediye edilen hoş kokulu bir tütsü. Bu öğelerin ortak noktası nedir? Hepsi hediye edilmiştir. Hayatınızda önemli bir yere sahip o kişi sizin hoşunuza gidecek bir şeyi satın almak için çok değerli zamanını harcamıştır. İşte bu, karşınızdaki kişinin sizi ne denli sevdiği ve düşündüğünün göstergesidir. Bunları “öylesine” diye atamazsınız, değil mi? Olaya bir de şu açıdan bakalım. Bu hediyelerin çoğu ya açılmayı bekliyor ya da sadece bir kereliğine kullanılıyor. Hadi itiraf edin, sizin zevkinizi yansıtmıyor. Hediyenin asıl amacı kişiye verilmiş olmasıdır. “Eşyalardan” ibaret olmayan hediyeler bireyin duygularını ifade edebilmelerini sağlayan araçlardır. Bu açıdan bakıldığında, hediye edilen eşyayı attığınız için kendinizi suçlu hissetmenize gerek yoktur. Tek yapmanız gereken elinize aldığınız ilk anda size yaşattığı mutluluk için ona teşekkür etmektir.

*Aslında şunu söylemek istiyorum: etrafınızda kimse olmadığından, sevdiğiniz kıyafetleri giyerek olumlu bir benlik saygısı geliştirmek çok daha mantıklıdır. Aynı şey pijamalarınız için de geçerlidir. Kadınsanız gecelik seçerken kadınsı ve zarif olmasına özen gösterin. Yapabileceğiniz en kötü şey, basit bir eşofman takımı giymektir. Günün her saatinde bu şekilde giyinen kişilerle karşılaştım. Eşofman altını gündelik hayatta kullanıyorsanız bir süre sonra gerçekten ona aitmiş gibi görünmeye başlarsınız ki bu hiç de çekici değildir. Evde giydiklerinizin kendinizi değerlendirme aşamasında önemli bir etkisi vardır.

* Evinizi topladığınızda gözle görülür sonuçlar elde edersiniz. Mesela karşılaştığınız manzara size asla yalan söylemez. Başarının sırrı şudur: her seferinde azar azar yerine, evinize tek seferde çekidüzen verirseniz, zihniyetinizde de ciddi bir değişiklik meydana gelir. Bu, öylesine etkili bir değişimi beraberinde getirir ki bu değişim adeta duygularınıza dokunur, düşünme şeklinizi ve alışkanlıklarınızı etkiler.

* En iyi sonuçları görebilmeniz için sizden sözünü edeceğim şu kurala sonuna kadar sadık kalmanızı istiyorum: Doğru sırayı takip ederek toplayın. Bu kurala ilişkin yapacağınız iki şey vardır: Eldekilerden kurtulmak ve eşyalarınızı nerede tutacağınıza karar vermek. Alt tarafı iki kural vardır, ancak işe birinci kuraldan başlanmalıdır.

*Yirmili yaşlarında bir müşteri hayalini “daha kadınsı bir yaşam şekli” olarak tanımlamıştı. Kadın, bir gömme dolabı ve farklı boyutlarda üç sıra rafıyla dağınık bir odada yaşıyordu. Ne yöne dönersem döneyim gördüğüm tek şey kocaman bir dağınıklıktan ibaretti. Dolap öylesine doluydu ki kapakları artık kapanmıyordu. Dahası kıyafetler hamburgerin içindeki malzemeler gibi, çekmecelerden dışarı sarkıyordu. Pencerenin cumbasına o kadar sayıda kıyafet asılmıştı ki, resmen perdeye ihtiyaç kalmamış gibiydi. Dergi ve kullanılmayan kâğıtlarla dolu sepetler ile çantalar yerleri kaplıyordu. Müşterim işten döndüğünde, ilk iş olarak yatağın üzerindeki eşyaları yere indiriyor, sabah ise işe gitmek üzere odadan çıkmadan önce kendine yol açmak için indirdiklerini yeniden yatağına koyuyordu. Hayal gücünüzü istediğiniz kadar zorlayın, yine de bu kadının bu haliyle “kadınsı” bir yaşam sürdüğünü söyleyemezdiniz. “Kadınsı bir yaşam şekli derken ne demek istiyorsun?” diye sordum. Kadın sorumu yanıtlamadan önce bir süre düşündü. “Şey… Mesela işten döndüğümde, etraf dağınıklıktan arınmış olsa iyi olurdu… Göz zevkimi bozacak hiçbir şey odamda olmazdı, tıpkı otellerdeki süitler gibi…”

*Birçok uzman insanların eşyalarını elden çıkarmakta zorlandıklarını bilerek bu konuda çeşitli kriterler ileri sürmüştür. Bunlar kendi içinde “bir yıldır kullanmadığınız eşyaları atın” ve “karar vermekte zorlanıyorsanız, bunları toplayıp bir kutuya kaldırın, aradan geçen altı ayın ardından kutudakilere bir daha bakın” gibi kurallardan oluşur. Atacağınız şeyi neye göre seçeceğinize odaklanmaya başladığınız andan itibaren kendinize yeni bir yol çizmeye de önemli ölçüde karar vermiş olursunuz. Bu durumda toplamaya devam etmek büyük bir risk taşımaktadır. En sonunda elden çıkarıp çıkarmamak konusunda karar verirken kendime şu soruyu sormam gerektiğini fark ettim: “Bu sana keyif veriyor mu? Yanıt evetse, elindekine sıkıca sarıl. Hayırsa, at gitsin.” Bu, değerlendirmenin sadece en kolay değil, aynı zamanda en doğru yoludur.

* Eğer atması zor bir şeye rastlarsanız, ilk olarak bunu neden edindiğinizi düşünün. Bu eşyayı ne zaman satın aldınız, o dönemde sizin için ne ifade ediyordu? Hayatınızdaki rolünü bir kez daha gözden geçirin. Mesela satın alıp da bir kez olsun giymediğiniz kıyafetler varsa, hepsini birer bire mercek altına alın. Kıyafeti nereden ve neden almıştınız? Sırf vitrinde havalı görünüyor diye aldıysanız, heyecan yaratması konusundaki işlevini yerine getirmiş demektir. O halde neden bir kez olsun giymediniz? Eve gelip üzerinizde deneyip bedeninize uymadığını mı fark ettiniz? Eğer öyleyse ve eğer artık aynı tarzda ve renkte kıyafet almıyorsanız, o zaman önemli bir işlevini daha yerine getirmiş demektir-size neyin yakışmadığını öğretmiştir. Aslında, bu belirli giyim eşyası hayatımızdaki rolünü tamamlamış demektir ve vazgeçerek şöyle söylemekte özgürsünüzdür: “Seni aldığımda bana verdiğin sevinç için teşekkür ederim” veya “Bana neyin yakışmadığını gösterdiğin için teşekkür ederim.”

*Sizin için önemli olan şeyleri gerçekten bağrınıza basmak için, ilk olarak amaçlarından uzun yaşamış olanları atmanız gerekir. Artık ihtiyacınız olmayan bir şeyi atmak ne israftır ne de ayıp. Eşyaların hisleri olsaydı kuşkusuz mutlu olmazlardı. Onları mahkûm ettiğiniz hapishaneden çıkarın, özgür bırakın. Onları sürdüğünüz o ıssız adayı terk etmelerine yardım edin. Onları şükranla serbest bırakın. Toplamayı bitirdiğinizde sadece siz değil, eşyalarınız da kendilerini temiz ve yenilenmiş hissedeceklerdir.

*Kıyafetleri düzenlemede kullanabileceğiniz iki yöntem vardır: Onları askıya asmak ve katlayarak çekmeceye kaldırmak. Askıya asmanın kişiye çekici gelmesinin nedenini anlayabiliyorum. Bunun daha zahmetsiz olduğunu düşünüyorlar. Yine de düzenleme metodu olarak tercihinizi katlamadan yana kullanmanızı öneririm. Ama kıyafetleri katlayıp çekmeceye yerleştirmek tam anlamıyla eziyettir. Oysa bunları askıya geçiriverip gardırobun arka tarafına asmak çok daha kolaydır. Siz de böyle düşünüyorsanız, katlamanın müthiş etkisiyle henüz tanışmadınız demektir.

* Dağınık bir gardırobun sebebi genelde bilgisizliktir. Pek çok kişi askıdaki kıyafetleri nasıl düzenlemesi gerektiğini bilmez. Burada uygulayacağımız kural basittir; kıyafetleri ait oldukları kategoriye göre asın. Böylece elinizdekileri ceket, takım elbise vb. gibi bölümlere ayırmış olursunuz. Kıyafetler de tıpkı insanlar gibi kendilerine benzeyenlerle bir aradayken daha mutlu olurlar, bu yüzden kategorilere göre düzenlemek, kıyafetlerinizin kendilerini oldukça rahat ve güvenli hissetmelerini sağlar. Bu kurala göre gardırobunuzu tam anlamıyla baştan yaratabilirsiniz. O zaman size gardırobunuzu düzenli tutmanın sırrını vereyim. Kıyafetlerinizi sağa doğru artacak şekilde düzenleyin. Kurala göre paltolar sol tarafta yer alacak, bunları ise sırasıyla elbiseler, ceketler, etekler ve bluzlar takip edecektir.

*Çorapları Muhafaza Etmede: Sakın çoraplarınızı iç içe geçirerek top haline getirmeyin. Müşterimle bu düzenleme işini yaparken çorapları işaret ederek, “Yaptığına bir bak. Şu an dinleniyor olmalıydılar. Bu şekilde (iç içe top halinde) dinlenebileceklerine inanıyor musun gerçekten?” dedim.

Yanlış bir şey söylemiyorum. Çekmecedeki çoraplarınız aslında kafalarını dinliyorlardır. Ayaklarınızı korumak için giydiğiniz çoraplar günlük işlerinizi hallettiğiniz sırada türlü baskılara ve sürtünmeye maruz kalarak acımasızca hırpalanırlar. Dinlenme fırsatını edindikleri tek zaman kendilerini ait oldukları yerde, çekmecede buldukları andır. Ancak çekmeceye yerleştirirken de iç içe geçirip dertop haline getiriyorsanız, çoraplarınızın hak ettikleri kavuşmalarına engel olursunuz. Çünkü iç içe geçirmek istediğinizde çoraplarınızı gererek lastiklerinin gevşemesine yol açarsınız. Çekmecenin açıldığı ve kapandığı her seferde oradan oraya yuvarlanarak birbirlerine çarparlar. Çekmecenin dip köşesine itilecek kadar şanssız olanlarsa burada unutulmaya yüz tutar. Zaman geçtikçe lastikleri onarılmayacak şekilde gevşer. Kişi nihayet varlığından haberdar olduğunda ise gevşeyen lastiği yüzünden çorap artık giyilemez bir haldedir. Doğruca çöpün yolunu tutar. Bundan daha kötü bir şey olabilir mi?

*Asla Gelmeyecek Misafire Özel Nevresim Takımı: Şilte, yastık, yorgan, battaniye ile çarşaf setleri odada fazlasıyla yer kaplar. Derslerim sırasında atılması gerektiği konusunda ısrar ettiğim öğelerden biri de budur. Düzenli aralıklarla misafir ağırlıyorsanız evinizde fazladan oda bulunması, yedek nevresim takımları bulundurmak işinize yarayabilir. Ancak konuk ağırlama, yılda bir iki defaya mahsus bir durumsa bunca şeyi saklamak gereksizdir. Uzunca bir süre dolapta saklanan nevresim takımları öylesine küf kokar ki misafirlerinizin kullanmasına zaten müsaade etmezsiniz. İnanmıyorsanız bir de siz koklayın ve görün derim.

*Yedek Düğmeler: Yedek düğmeleri hiçbir zaman kullanmayacaksınız. Giysinizin düğmelerinden biri koptuğunda, aslında bu onu yeteri kadar giydiğiniz anlamına gelmektedir. Çoğunlukla gömlek veya bluz gibi parçalardan oluşan bu giysilerle vedalaşma vakti gelmiştir. Uzun bir süre kullanmayı düşündüğünüz mont ve ceketler için şunu söyleyebilirim; bunları aldığınızda beraberindeki yedek düğmeleri astarına dikin.

* Fotoğraflar: Fotoğrafları düzenlemenin tek bir yolu var, bunun da biraz zaman aldığını unutmayın. Doğru metot, bütün fotoğrafları albümlerinden çıkarıp her birine bakmaktır. Fazla zaman aldığı için buna itiraz edenler, hayatlarında bir kez olsun fotoğraf düzenlemesi yapmamış kişilerdir. Fotoğraflar çekildikleri o özel anı ve olayı temsilen varlığını sürdürür. Söylediğimi yaptığınızda kalbinize dokunanlarla dokunmayanları bir bakışta ayırabileceksiniz. Her zamanki gibi burada da size keyif verenleri tutun.

Çoğu kişi ilerleyen yaşlarda, geçmiş günlere özlem duyma durumunda yeniden bakarım umuduyla bir yığın fotoğrafı büyük bir kutuda saklamaktadır. Bu noktada size şunu söylemeden geçemeyeceğim; o “bir gün” asla gelmez. Artık hayatta olmayan birinin ardında bıraktığı çok sayıda fotoğrafla yüklü bu kutulardan kaç tane gördüğümü hatırlamıyorum bile. Genelde müşterilerimde aramda şu tarz bir konuşma geçer:

“O kutuda ne var öyle?” “Fotoğraflar.”

“O zaman onları sınıflandırmak için sona bırakabilirsin.”

“Ah, ama onlar benim değil ki. Büyükbabama ait.”

*Ellili yaşlardaki müşterimle aramda geçen bir olayı sizlerle paylaşmak isterim. Bir gün kendi eşyalarımı sınıflandırma ve saklama işini bitirmemizin ardından, müşterimle kocasının eşyalarına bakmaya karar verdik. Bana kocasının her şeyi-uzaktan kumanda, kitap vb.- elinin altında bulmak istediğinden söz etti. Evlerini dikkatle incelediğimde kocasının eşyalarının evin her yanına saçıldığını fark ettim. Kitaplar tuvaletin yanındaki küçük kitaplık, çantaları ise giriş salonunda onun için ayrılmış alan, çorap ve iç çamaşırları ise banyonun yakınındaki çekmecede duruyordu. Ancak bu geri adım atmama neden olmadı.

Saklamanın tek bir noktayla sınırlandırılması konusundaki ısrarım devam ediyordu. Bu yüzden müşterime kocasının iç çamaşırları, çorapları ve çantalarını; takım elbiselerinin asılı durduğu dolabın içine yerleştirmesini söyledim. Müşterim bir anlık tereddütle, “Ama o eşyalarını kullandığı yerde kalmasını ister,” dedi. “Ya sinirlenirse?” Ne yazık ki benzer hatayı birçok kişi yapmaktadır.

* Dikkatle incelendiğinde, bizi sahip olduğumuz eşyalara bağlayan kader oldukça şaşırtıcıdır. Örneğin bir gömleği ele alalım. Bir fabrikada seri olarak üretilmişse de aldığınız ve eve getirdiğiniz o gömlek sizin için eşsizdir, Her bir eşyamıza bizi götüren kader, en az bizi hayatımızdaki insanlara bağlayan kader kadar değerli ve kutsaldır. Sahip olduğunuz her şeyin size gelmesinin bir nedeni vardır. Bu görüş açısını paylaştığımda bazı kişiler, “Bu elbiseyi o kadar uzun süre ihmal ettim ki bütünüyle buruşmuş, bana oldukça öfkeli olmalı” veya “Eğer onu kullanmazsam, beni lanetleyecek” derler.

* Size tavsiyem şu; zamanınızı ve tutkunuzu size en fazla keyif veren şeyleri yapmak için harcayın. Kendinizi hayatınız olarak nitelendirebileceğiniz şeyle meşgul edin. Bu noktada evinize çekidüzen vermenin kalbinize dokunacak, hayatınızın tamamını kaplayacak şeyi bulmanıza yardımcı olacağına inanıyorum. Hayatınız ancak evinizi düzene koyduktan sonra tam anlamıyla başlar.

“Aslanlar kendi tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri hep avcıları yüceltecektir.”  Afrika atasözü

Yeni yılda umutlarınızın daha güçlü öne çıktığı, fazlalıklarınızdan kurtulmuş, daha derli toplu bir mekânda SAĞLIKLI ve minimalist bir yaşam dilerim.

Derleyen ve Yazan Halit Yıldırım, Antalya, 28 Aralık 2021

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir