Hekimlik Mesleği ile ilgili günümüze dair bir “açı”lama

Hekimlik Mesleği ile ilgili günümüze dair bir “açı”lama

Her gün biraz daha sorunların çözümsüzleştiği bir dünyada, ne için var olduğu sorusunun insan bilincinde artan baskısını hissetmemek mümkün değildir. Bu durumun sebep olduğu psişik sancı,  sonlu hayatı unutturacak şekilde zihinsel ve ruhsal/tinsel çatışmalar ile artarak sürerken, insanın biyolojik sağlığını da ciddi olarak tehdit altına almaktadır.

Humanizmin yükselişe geçtiği XV.yy’dan beri modern zamanlarda sağlanan her türlü bilimsel gelişmeye rağmen artan psişik sancı biyolojik sorunları da tetiklemiştir. Hastalıkların her türlüsü artan nüfus ile birlikte, hayatsal kaynakların adaletsiz dağılımı ile birlikte sadece insan türünü değil tüm doğayı tehdit eder hale gelmiştir. Hümanizm diye yücelttiğimiz değerler bilimin zaferini kutsarken evrimimizin vahşi-acımasız -bencil olan karanlık yönünü sorgulamaktan bizleri alıkoymaktadır. İnsan merkezli düşünmeyi evrenle özdeşleştiren insan zihni yıkıcılık ve bencilliğin merkezine kendisini koymayı akıl edememektir.

Dünya böylece yaşanmaz hale gelirken dünyayı yaşanmaz kılan insanın bilinçli bireysel egosu bilinç dışının bilinmezlerine doğru kendi yarattığı  simgesel ögelerle yaptığı yolculukta tutarsızlıklar içinde bocalamaktadır. Sonuç olarak artan “psişik sancının biyolojik yapımızda yarattığı sancı” gittikçe kronikleşmekte hatta derinleşmektedir. Hekimlik mesleğine atfedilen çok önemli bir Latince özdeyişte, ağrıyı dindirmek işi kutsal bir sanat olarak tanımlanır. “Sedare Dolore Opus Divinum Artem” olarak tüm meslektaşlarım bunu hatırlayacaklardır. Hekim olmak hüküm vermek yani hakim olmak demektir aslında. Mesleğimizin esasında olan bu hüküm verme ve hâkim olma realitesi hukukun ve adaletin de temelini teşkil eder.

Bu nedenle tarih boyunca tıp ve hukuk eğitimin temelini oluşturmuştur. O halde hukukun üstünlüğü ilkesi humanizmden ayrı düşünülemeyeceğinden hekimlik de böyle değerlendirilmek zorundadır. Yani aslında her ikisi de kutsal sanattır. İyi hekimlik ve adil bir hukuk düzeni bu nedenle kutsal ve vazgeçilmez bir birliktelik içinde olduğu sürece “muassır medeniyetler” düzeyine ulaşılabilir. Kutsallık derken eski devirlerin kendilerine Tanrısallık atfeden “kerameti kendinden mülhem” mistik ve gizemci tarzını değil insan aklının özgür fakat sistemli yorum gücünü (hermeunotic) kasd etmekteyim.

Tıp mesleğinin bilgi birikiminin kaçınılmaz sonucu olarak, bilimsel tıp bağlamında gelişmesinin hızlanması  XVI.yy’dan itibaren olmuştur. Bu devre kadar dinsel/büyüsel tıp, felsefi tıp (Hipokrat-Galen/Calinos-Avicenna/İbn Sinâ) vb aşamaları geçirmek durumunda kalmıştır. Tıp mesleğinin, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim üyesi merhum hocamız Prof.Dr Hüsnü GÖKSEL’in tanımıyla “Bilim-San’at-Zanaat” olmak üzere 3 bileşeni vardır. Bilimsel tıp bileşeni biz hekimleri güncel ve zararsızlığı kanıtlanmış “Primum Nihil Nocere/Önce Zarar Verme” ilkesiyle tedavi yöntemlerini uygulamaya yöneltir. Zanaat kısmı, özellikle cerrahi disiplinlerde bir ustanın yanında gözünü dört açıp can kulağı ile onu dinleyip, onu rol model alarak çırağı misali çalışmayı gerektirir. San’at kısmı ise tecrübe ve vicdan kavramları ile yıllar içinde olgunlaşır. Vicdan, karar verirken hekim ve hakim için en önemli kavramdır. Bir hekimi, kanıta ve deneyime dayalı  uygulamalarında ve üreteceği bilgide özgür kılan aslında işte bu “Ta’am Bir Vicdan Huzurudur”. Bunun yazılı olan kanıtları en az 3500 yıllık bir geçmişi içerir. Burada Türkiye Halkı’nın ve özellikle biz hekimlerin, bu ülkenin kuruluş kodlarında yer alan “İstiklal-i Ta’am” vurgusu ve 14 Nisan 1928/863 sayılı yasada da ifade edildiği şekliyle  “Tababat-ı şuabat SAN’ATLARININ tarzı ve icra’ı” kavramlarını üzerinde dikkatli düşünmek zorunluluğunun bilincinde olmamız gerekir.

Bu konuda sosyal medya dahil yazılı ve görsel basında bilgilendirme dışında paylaşım yapılmasını sakıncalı bulduğumu bir defa daha ifade etmek durumundayım. Son zamanlarda hastalarının görüntülerini “öncesi sonrası vb” diyerek  hatta üzülerek ifade ediyorum adeta kişi mahremiyetini hiçe sayarcasına hasta görüntülerini paylaşmak, hasta rızası olsa bile yasal değildir. Hekimlik san’atı, salt iltifat ve paraya endeksli olarak bu şekilde icra edilemez. Zamanla hekimlik mesleğinin saygınlığını kaybetmesi kaçınılmazdır. Meslektaşlarımın şiddete maruz kalması ne kadar acı vericiyse kendisinin veya hastalarının cinsel unsurunu ön plana çıkaran afiş, fotoğraf vb pozlar ile reklam yapmaları da bana acı vermektedir. Kutsallık zamanın şartları ile yersel oldu bunu görüyoruz. En önemli kanıtı da yerli yersiz açılan “malpractice” davalarının artması ve hukuk sistemine yük olmasıdır. Elbette sigorta şirketleri bu konudan memnundurlar.

Kanaatimce, ustası zanaatkarından etik değerleri onun yolunu devam ettirecek şekilde “İCRA”ya yemin etmiş  bir çırak, bir “HEKİM” ustalığını böyle kanıtlama yoluna gitmemelidir. Bilimin gelişmesinde hümanizm elbette etkili oldu ama öncelikle “humanitarian” olmak, san’atı tevazû içinde, sanatı ve bilgiyi ona aktaran ustası zanaatkara vefa borcunu hisserek, etik değerleri elden bırakmadan hekimlik yolunda yürüyebilmek gittikçe zorlaşmaktadır.

Üzülerek söylemek gerekirse, bu konuda sosyal medya dahil yazılı ve görsel medya ne kadar tuzaklar ile doluysa, tıbbî kongreler ve oradaki gûya bilim adına yürürlükte olan sadece tekrara ve reklama dayalı kimi uygulamalar da insan sağlığı için aynı şekilde bir handikap oluşturmaya devam etmektedir. Ancak unutmamak gerekir ki gittikçe kirlenen bu gaddar dünyada hekimlik mesleği “coelum et terra” yani bir anlamda gökten yere inse de “divinum et seaculum” yani aynı anlamda kutsal ve dünyevi olmak sınırları içerisinde icrâ edilebildiği nispette özgün bir “san’at” olarak yaş aldıkça yapılabilecek  meslektir. Hiç bir hekim bu nedenle emekli olamayacağı gibi son nefesine kadar da öğrenerek ve ögreterek hekimliğini olgunlaştırmaya devam edecektir.

“Morse Ultima Linea Rerum Est”

Yazar Prof Dr Mahmut Can Yağmurdur, Ankara, 17 Ekim 2021

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir