İstanbul Heybeliada Sanatoryumu Gerçeği

İstanbul Heybeliada Sanatoryumu Gerçeği

İstanbul Heybeliada Sanatoryumu Gerçeği

Türk Toraks Derneği Merkez Yönetim Kurulu’nun 12 Ocak 2023 tarihli açıklaması

1924 yılında Atatürk’ün isteğiyle kurulan Heybeliada Sanatoryumu ve arazisi 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilmişti. Karar, Türk Toraks Derneği’nin de aralarında bulunduğu sivil toplum kuruluşlarınca (Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, İstanbul Barosu Başkanlığı ve İstanbul Tabip Odası) yargıya taşınmıştı. Açılan davada Heybeliada Sanatoryumunun Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisi iptal edilmiş olup, karar üst mahkeme tarafından temyiz yolu kapalı olmak üzere kesinleştirildi.

Haberi siz üyelerimizle paylaşmaktan mutluluk duyuyor, destekleriniz için sizlere, konuyla ilgili yoğun çabaları için hukuk danışmanlarımıza, birlikte emek verdiğimiz sivil toplum kuruluşlarına teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygılarımızla,

———————————————————————–

Tedavi Gören Ünlü İsimlerden Kapatılma Sürecine: Türkiye’nin İlk Pandemi Hastanesi Heybeliada Sanatoryumu Hakkında Bilinmeyenler

Diyanet’e devredildiği ortaya çıkan Heybeliada Sanatoryumu sosyal medyada tepkilere neden oldu. Ülkemizin ilk pandemi hastanesi hakkında bilinmesi gerekenler

Genç Cumhuriyet kuruldu ama…

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının diplomatik zaferle taçlandırılması yeni bir dönemi işaret ediyordu. Bu dönem aydınlık günlerin umuduyla güçleniyor ancak var olan sorunlar geleceğe dair soru işaretleri yaratıyordu. Bu sorunlardan biri de şüphesiz dönemin tıp imkanlarını zorlayan salgın hastalıklardı. Savaşlardaki kayıplar nedeniyle ve yanlış politikalar nitelikli personelin yetersiz olmasının sebebi olmuştu.

Cumhuriyet ise var oluş sebebini önemsediği için yokluklar içinde olmasına karşın gerçekleştirmesi gereken atılımların farkındaydı; sağlıkta da devrim yapılacak ve her birey için ulaşılabilir hale getirilecekti. Salgın hastalıklara karşın kale olacak Heybeliada Sanatoryumu, koşulları dile getirilemeyecek denli zor olan o dönemde bir kale niteliği taşıması için kurulacaktı.

Yıl 1924… Cumhuriyet ilk yaşını kutlarken Heybeliada Sanatoryumu kuruldu

Dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam, kendisine verilen 50 bin TL gibi çok az bir parayla bir profesör ile bir uzmanı Heybeliada’da sanatoryum kurmak üzere görevlendirdiğinde tarih 15 Ağustos 1924’tür.

Özverili yöneticileri yapılan incelemeler ve etüdler Heybeliada Çam limanı Yeşilburun bölgesinin sağlık kalesine dönüştürülmesini kararlaştırır. Ve tarihler 1 Kasım 1924’ü gösterdiğinde kurumun açılışı gerçekleşir.

Heybeliada’nın hava iyonizasyonu, rutubet, hava basıncı, güneş, yağmur, kar, sis gibi iklimsel etkenleri bu alanın en uygun yer olduğunu göstermiştir.

Heybeliada Sanatoryumu sadece tedavi merkezi değil, aynı zamanda okul niteliğine sahipti

Heybeliada Sanatoryumu açılırken İsviçre’deki bir sanatoryumu model alındı. Sanatoryum, yalnızca tedavi sürecindeki inkâr edilemez başarısıyla değil, hastaların tedavi süreci ve sonrasındaki hayatı için de elini taşın altına koyarak katma değer yaratıyordu.

Eşsiz bir anlayışla yönetilen kurum, hastaların tedavi süreci boyunca ayakkabıcılık, fotoğrafçılık, heykeltraşlık, saatçilik, daktilo gibi sanatsal ve zanaatsal eğitim aldıkları bir okul olmuştu. Böylece hastalar kendi hayatlarına döndüklerinde yeni nitelikler elde etmiş oluyordu.

Günden güne sağlık dünyasının parlayan yıldızı haline gelen Heybeliada Sanatoryumu, 1954 yılından itibaren rehabilitasyon merkezi ve hemşire okuluna da ev sahipliği yapmaya başlamıştı.

Dr. Ahmet Erbelger’in 1947 yılında, bu tarihten 3 sene sonrasında da ünlü cerrah Dr. Siyami Ersek’in tam gün kadrolu çalışmaya başlaması, hastanenin çalışmalarına hız kazandırdı, güç kattı. Hastane, böylece ülkenin ilk göğüs cerrahisi merkezlerinden birine evrildi.

Heybeliada “Araştırma ve Eğitim Hastanesi”

Heybeliada Sanatoryumu, dönemin sağlık sistemi gereği yap-işlet-devret modeliyle yapılmamıştı. Dolayısıyla bugünlerin tartışmaları arasında yer alan ve “hasta garantisi” verilen şehir hastanelerinden oldukça farklı bir başarı grafiğine sahip. Kurumun bu başarılarını yakından takip eden Dünya Sağlık Örgütü, burayı “eğitim ve araştırma hastanesi” olarak kabul ettiğini açıklamıştı. Bunun anlamı kurumun yetiştirdiği nitelikli personel sayısının hayli iyi bir sayıyı karşılamasıydı.

Hastanenin 1925’ten itibaren 30 yıl boyunca başhekimliğini yapan, Dr. Tevfik İsmail Gökçe’nin Heybeliada Sanatoryumu, Kuruluşu ve Gelişimi” isimli kitabında anlattıkları:

Bize verilen bina Birinci Dünya Harbi sıralarında Mektebi Harbiye Müdürü olan Vehip Bey tarafından Harbiye mektebi talebelerine nekahethane olarak yapılmıştı. İngiliz generali Tawnshend’in esaret yeri olmuş ve daha sonra görülen zaruret üzerine muhacirin idaresine devredilmiştir. Bina, uzun müddet muhacir iskân edilmiş olmak itibarı ile çok harap bir halde idi.

Tapusu olmadığı gibi kendine mahsus bir arazisi de yoktu. Hatta yanı başında bir de gazino vardı. Gazinocunun iddiasına göre bu arazi, binanın arsası da dahil olmak üzere, Kudüs Manastırına aittir ve kendisi de kirasını oraya yollamaktadır. Bu iddiaların hiçbir esasa istinat etmediği ve senelerce buraların fuzuli olarak işgal edildiği anlaşılınca, kendileri derhal çıkarıldılar ve tur yolu hudut olmak üzere, o zaman için kafi bulduğumuz 3850 metre murabbalık yeşil burun kısmı sanatoryum arazisi olarak kabul edildi ve tel örgü ile çevrilerek tahdit edildi.”

DSÖ Yetkilisi “Donald R. Thomson hayrandı”

Dr. Gökçe, kitabında Dünya Sağlık Örgütü yetkililerinden biri olan Dr. Donald R. Thomsonun sanatoryuma hayran olduğunu belirterek, “Bilhassa müessesemizin hayranlarındandır. Ve sanatoryumumuzu Dünya Sağlık Örgütü’nde ve milletlerarası sahada ileri sürmekte ilk defa müessir olan bir zattır. Burası benim ziyaret edip de hasta olarak yatmak istediğim ilk sanatoryumdur’ diyecek kadar mübalağalı bir şekilde izhar edecek derecede ileri gitmiştir” ifadelerini kullanıyor.

Pek çok ünlü isim bu hastanede tedavi gördü

Türkiye’nin ilk verem hastanesi olan Heybeliada Sanatoryumuna Türkiye’nin 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Hababam Sınıfı’nın da yazarı Rıfat Ilgaz ve şiir ve öyküleriyle İkinci Yeni Akımı’nın önde gelen isimlerinden olan Ece Ayhan gibi bilindik isimler tedavi gördü.

Kapatılma süreci

1980’li yıllarda ekonomideki anlayışın değişmesi ve kurum ile kurumun çalışanlarının mali yük olduğuna kanaat getirildi. Hastanenin masraflarını ödemekten kaçınan dönemin yönetimi kurumun işlev kaybına uğramasına neden oldu.

17 Ağustos 1999 depreminin kırılma noktası olduğu hastanenin akıbeti 2005 yılında netleşti ve kurum kapatıldı.

Kurumun Diyanet’e verilmesi ve siyasetin bu uygulamaya tepkisi

Mustafa Kemal Atatürk‘ün emri ile 1924 yılında kurulan İstanbul Heybeliada’daki Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi ve 200 dönümlük arazisinin “İslami Eğitim Merkezi” kurulması için Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmesi muhalefetin tepki göstermesine neden oldu. Sosyal medya üzerinden de tepki gösteren yurttaşlar bu karara tepkili yazışmalarda bulundular.

————————————————————————–

Cumhuriyet Döneminde Örgütlü Mücadele Veremle Mücadele

Cumhuriyet döneminde büyükler için ilk sanatoryum Dr. Musa Kazım (1882-1933) tarafından İstanbul’da açıldı. Devlet veremle mücadele çalışmaları yanında tedaviye de önem vermiş, bir yandan Heybeliada Sanatoryumu’ nu açarken bir yandan da İstanbul-Haydarpaşa’da ve İzmir’de bulaşıcı hastalıklar için birer hastane kurup buralarda verem hastalarına yataklar ayırmıştır. Cumhuriyet Gazetesi Haziran 1927’de Dr. Medeni Bey’in de Burgazada’da kurduğu sanatoryumun yakında açılacağını duyurmuştu (247).

Bir taraftan veremle mücadele cemiyetleri sanatoryumlar açarken diğer taraftan da bazı kurumlar kendi personelleri için sanatoryumlar ve hastaneler hizmete soktu. Özel sanatoryumlar ve prevantoryumlar hasta kabul etmeye başladı. SSK önceleri hastalarını özel sanatoryumlarda tedavi ettirirken daha sonra kendi hastanelerinde tedavi etmeye başladı. Sağlık Bakanlığı çeşitli şehirlerde verem hastaneleri açtı. 1952 yılında çeşitli şehirlerdeki müstakil verem hastanelerinde toplam 2.675 yatak bulunuyordu. Devlet Hastaneleri ile Numune Hastanelerine bağlı verem pavyonları veya verem kısımlarındaki 1.432 yatak eklendiğinde toplam verem yatağı sayısı 4.107’ye ulaşıyordu. Aynı yıl faaliyette olan verem Hastaneleri ve yatak sayıları şöyleydi;

Erzurum (50 yatak), Eskişehir (100), İstanbul-Yedikule (450), Kastamonu (130), Konya (150), Trabzon (60), Isparta (100), Bursa (100), Çorum (77), İzmit (100), Balıkesir (100), Kütahya (100), İstanbul-Koşuyolu (100), Bayındır (50), Edremit (50), Akhisar (30), Giresun (40), Antalya (25), Mersin (50), Kayseri Nuh Naci Yazgan Verem Hastanesi (50), İstanbul Heybeliada Verem Sanatoryumu (520), Balta Limanı Kemik ve Mafsal Veremi Hastanesi (145), Eğridir Kemik ve Mafsal Veremi Hastanesi (100). (Sayfa 108)

İki yıl sonra 1954 ortalarında; Sağlık Bakanlığı’nın 6.557, Belediyelerin 250, diğer Bakanlıkların 994, Derneklere ait 259, Özel Hastanelerle Azınlık ve Vakıf Hastanelerinde 498 olmak üzere toplam 8.508 verem yatağı bulunuyordu (249).

20. yüzyılın ikinci yarısında verem tedavisindeki ilerlemeler, kullanıma giren yeni ve etkili ilaçlar, koruyucu hekimlik ve halk sağlığı alanındaki gelişmeler ve bunların sonucunda yapılan araştırmalarda ayakta tedavi edilen hastaların tedavilerin başarılı olması sanatoryum, prevantoryum ve verem hastaneleri gibi yataklı kurumların önemini azaltmıştır.

Bunun yanı sıra verem dışı göğüs hastalıklarının tanı ve tedavisinde sağlanan ilerlemeler göğüs hastalıklarının ayrı bir dal haline gelmesi sürecini hızlandırmış ve veremli hastalara ayrılan kurumların birer birer göğüs hastalıkları kliniklerine dönüşmesine yol açmıştır. Bu klinikler çoğunlukla göğüs cerrahisinin de eklenmesi ile birer gelişmiş merkez haline gelmiş, bazıları uzmanlık eğitimi veren eğitim ve araştırma hastaneleri haline gelmiştir.

İstanbul Heybeliada Sanatoryumu Gerçeği

Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi

I. Dünya Savaşı sonlarında İstanbul’da bir sanatoryum açılması gündeme geldiğinde veremli hastalar için açık hava tedavisine uygun bir yer bulunması yolunda yapılan araştırmalar sonunda Adalar, Çamlıca ve Ayestefanos’un (Yeşilköy) iklimlerinin mutedil olduğu anlaşılmış ve sanatoryum için Heybeliada seçilmişti. Üstelik Heybeliada’nın en havadar ve güneşli yerinde askeri bir bina bulunmaktaydı. Bu binanın eksikleri tamamlanarak sanatoryum haline getirilmesi için izin istenmişti (258). Ancak bu girişim gerçekleşmedi. Cumhuriyet’in ilânından sonra yeniden İstanbul’da bir sanatoryum açılması gündeme gelince, iklimi dağ iklimine benzeyen, kuzey rüzgârlarına kapalı, güneş alma süresi uzun, çamlarla kaplı olması nedeniyle bir sanatoryum için ideal bir konumda olan Heybeliada’nın Çam Limanı mevkii seçildi. Burada bulunan ve bir süre Bahriye Mızıka Mektebi olarak kullanılan, Mekteb-i Bahriye Nekahethanesi, bir süre esir İngiliz Generali Tawsend’e mekân olmuş, askeri sanatoryum olarak açılmak istendiği 1922 yılında, çeşitli yerlerden İstanbul’a iltica eden göçmenlere tahsis edilmişti.

Veremli göçmenler de tedavi edilmek üzere buraya gönderiliyordu. İtilaf Devletleri zabıtasından izin alınarak buradaki mülteciler yararına konserler ve müsamereler düzenleniyordu (259). Sıhhiye Vekili Dr. Refik Saydam, 1924 bütçesine 50 yataklı bir sanatoryum için tahsisat koydurunca bu binanın onarılıp tadilattan geçirilerek sanatoryuma dönüştürülmesi kararlaştırıldı.

Kuruluş çalışmalarıyla Dr. Reşad Rıza görevlendirildi. Eldeki bütçeyle yarım yamalak bir sanatoryum kurulmasına taraftar olmayan Dr. Reşad Rıza, sanatoryumun Şişli’de kurulmasını teklif etti. Sıhhiye Vekili Dr. Refik Saydam’ın Heybeliada’da ısrar etmesi üzerine bu görevden çekildi. Yeni kurulacak sanatoryuma sertabip vekili olarak tayin edilen Prof. Dr. Server Kâmil (Tokgöz) ve mütehassıs olarak görevlendirilen Dr. Tevfik İsmail (Gökçe) 15 Ağustos 1924 günü Heybeliada’ya giderek işe başladı. İki buçuk ay gibi kısa bir sürede, Mekteb-i Bahriye Nekahethanesi hasta kabul edecek hale getirildi ve 1 Kasım 1924 günü 16 yatakla Dr. Server Kâmil Bey’in başhekimliğinde hizmete girdi. Ertesi yıl Server Kâmil Bey ayrılınca bu göreve Tevfik İsmail (Gökçe) getirildi. 1926 yılında; müdür, mütehassıs, iki asistan, eczacı, idare memuru ve mutemet, kâtip, yabancı başhemşire, üç hemşire, makinist, aşçı ve yamağı, 10 kadın hastabakıcı ve 10 müstahdem çalışıyordu. (260) Hastaların yarısı ücretli (günde 3 Lira) yarısı ücretsizdi. Ücretsiz hastalar Sıhhiye Vekâleti’nin onayıyla kabul ediliyordu (261).

1925-1955 yılları arasında 30 sene başhekimlik yapan Dr. Tevfik İsmail Gökçe zamanında, ilave binalarla yatak sayısı artırıldı. İlk bina Şubat 1930’da 30 yatakla açıldı.

Ertesi yıl bu binaya bir kat çıkılarak 65 yatağa ulaşıldı. Yeni yapılan diğer bir pavyon 1933’te faaliyete geçti. Ayni yıllarda teknik servisleri içeren başka bir bina yapıldı. Sonra cerrahi servisi genişletildi ve ikinci bir ameliyathane yapıldı.

Beş katlı başka bir pavyon Kasım 1939’da hasta kabulüne başladı. Memurlar binası hizmete girdi. Sıhhiye Vekili Dr. Hulusi Alataş’ın girişimiyle Kızılay’a kadın hastalar için yaptırılan büyük bina 1 Ocak 1947’te faaliyete geçti.

Hemşire yetiştirmek üzere, 1 Mayıs 1954 günü Yardımcı Hemşire Mektebi eğitime başladı. Ardından rehabilitasyon merkezi hizmete girdi. 1954 yılında dört ana blokta mevcut 630 yatak; kadın (250) ve erkek hastalarla (270), Yardımcı Hemşire Mektebi’ne (50) ve rehabilitasyon merkezine ayrılmıştı (60). İleriki yıllarda Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi adını aldı. (264)

Radyoloji ünitesi 1929 yılında, Dr. Zühtü Erman‘nın mikrobiyoloji laboratuvarı 1946’da, Dr. Sıtkı Velicangil‘in patoloji laboratuvarı 1947’de Dr. Bedrettin Pars‘ın atanmalarıyla kurulmuştur. Ayrıca biyokimya, solunum fonksiyon testi laboratuvarları kurulmuştur. Mikrobiyoloji laboratuvarında yalnız hastanenin değil aynı zamanda başka hastane ve dispanserlerin materyalleri, mikroskopi, kültür ve hayvan deneyleriyle çalışılmıştır.

1936 yılında kurulan Cerrahi Servisi’nin ilk operatörü bayan Dr. Suat Giz‘dir. Toraks cerrahisinin kurucusu ise Op. Dr. Avni Aksel olmuştur. Bu dönemde hastaneye 41 uzman gelmiş, 59 asistan ihtisas yapmıştır. 1951 yılında fitizyolojinin ihtisas dalı kabul edilmesi üzerine bir yıl dahiliye, iki yıl tüberküloz bölümünde çalışan asistanlar sınavla fitizyolog olmaya başlamışlardır. 1951-1955 yıllar arasında 39 asistan eğitim alarak uzman olmuştur. Ayrıca Gülhane Hastanesi’nde yetişmiş dahiliye ve cerrahi uzmanları milli Müdafaa Vekaletinin talimatı üzerine, altı ay ile bir yıllık sürelerle hastanede çalışmışlardır. Bu doktorlar içinde dahiliyeden Dr. Rauf Saygun, cerrahiden Dr. Enver Bozyakalı gibi isimler bulunuyordu. Asistanlık eğitiminde asistanların yabancı dil öğrenmeleri teşvik edilmiş, klinik ve pratik çalışmada beceri kazanmaları, torakoskopi ile birit seksiyonlarını yapmaları, bronkografi ve yeni bir teknik olan bronkoskopiyi öğrenmeleri üzerinde durulmuştur. Almanya’da bir sanatoryum ile kurulan ilişki sonucu karşılıklı asistan değişim programı uygulanmıştır. Ayrıca hastanede çalışanlardan; Dr. Tevfik İsmail Gökçe, Dr. Zülfü Özgen, Dr. Siyami Ersek, Dr. Harika Özerergin (Engez) burs bulunarak eğitim amacıyla çeşitli Avrupa ülkelerine ve ABD’ye gönderilmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün Ortadoğu tüberküloz eğitim merkezi olarak İstanbul’u belirlemesini takiben başlayan İstanbul Milletlerarası Verem Savaşı Olgunlaşma Kurslarının ilki Sultanahmet Dispanserinde başladı (1950). Kurs programı DSÖ’den Dr. Etienne Berthet ve Dr. Tevfik Sağlam ile Heybeliada Sanatoryumundan Dr. Tevfik İsmail Gökçe tarafından hazırlanmış, kursun pratik programı Heybeliada’da yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda DSÖ’nün teşviki ile inşaatı biten Taksim Dispanseri eğitim merkezi olmuştur. Yılda iki kez yurt içinden ve dışından doktorların katıldığı kurslar düzenlenmiştir. Dünya Sağlık Örgütü iki yıl bu kursları sürdürdükten sonra memleketimizden ayrılmış, ancak kurslar Dr. Tevfik Sağlam tarafından sürdürülmeye devam etmiştir.

Sanatoryum gerek kurulduğu ilk yıllarda gerek daha sonra birçok ziyaretçi kabul etmiştir. Bunlar arasında İsveç prensesi, Kont Bernadot, Lady Mountbatton of Burma (1953), Belçikalı politikacı Q.V. Spaak gibi doktor olmayan kişiler de vardır. Almanya’nın tanınmış sanatoryum direktörlerinden Dr. Rickmann, İsviçre Davos sanatoryumu başhekimi Dr. Bauer, Norveç’ten Dr. Heimbeck ziyaretçiler arasındadır. DSÖ’den Dr. Donald Thomson ziyaret defterine ‘hasta olmayı istediğim tek yer’ diye yazmıştır. DSÖ’den Dr. Etienne Berthet defalarca sanatoryumu ziyaret etmiş ve yurt dışında tanınmasına katkı sağlamıştır. Danimarkalı göğüs cerrahı Prof. Dr. Husfeld ekibi ile gelerek değişik rezeksiyonlar yapmıştır.

Heybeliada Sanatö-oryumu Başhekimi Dr. Zülfü Sami Özgen (1955-1977)

1955-1977 yılları arasında Dr. Zülfü Sami Özgen başhekimlik yapmıştır. Bu dönemde modern bakteriyoloji laboratuvarı, 70 yataklı bir servis, eczane, eğitim ve gösteri konferans salonu açılmıştır. 1955’den sonra eğitim hastanesi olarak hizmet veren Heybeliada Sanatoryumu diğer kurumlar arasında klinik ve laboratuvarları ile bir referans kliniği olarak, seçkin bir Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Merkezi olmuştur. Hem göğüs hastalıkları hem de göğüs cerrahisi alanında uzmanlık eğitimi yapılmıştır. Hastane yurt dışında da tanınmış pek çok uluslararası araştırmalara iştirak edilmiştir.

1955-60 yılları arasında kollaps tedavisi ve kısmi ilaç tedavisi alan hastalar, 1958’den sonra standart tüberküloz tedavisi programlarına alınmışlardır. (Standart tedavide INH, SM, PAS kombinasyonu kullanılıyordu). 1960’dan sonra bazı hastalarda direnç saptanması üzerine diğer etkili ilaçlar (Etionamid (TH13.14), Pirazinamid, Morfozinamid ve Sikloserin) kullanılmış, daha sonra bu ilaçlara protionamid (TH13,21) eklenmiştir. 1969’a dek DSÖ’nün prensipleri ile bu kombinasyonlarla başarılı tedaviler yapılmıştır.

Yeni ilaç araştırması amacıyla 1969-1970 yıllarında Wallace Fox’un başkanlığında DSÖ ve British Medical Council tarafından yeni kombinasyonlar kullanılmış, bu çalışmaya Heybeliada ve İstanbul Verem Savaş Derneği yatarak ve ayaktan hasta takibine katılmışlardır. Bu çalışmalarda kullanılan ilaçlardan Rifampisin, Etambutol, INH, SM ve PZA gibi ilaçlar ayrı kombinasyonlarda ve sürelerde uygulanmışlardır. Proje bittiğinde RIF ve INH birlikte alan hastalarda tedavinin daha başarılı olduğu görülmüştür. Böylece DSÖ’nün standart kısa süreli tedavi protokolleri oluşturulmuştur. Rifampisin’in ilk kullanıldığı bu projedeki başarılı çalışmalarından dolayı Dr. Zülfü Sami Özgen 1986 yılında Union Internationale Contre la Tuberculose (Uluslararası Verem Savaş Birliği) Ortadoğu başkanlığına ve şeref üyeliğine getirilmiş ve 24.05.1990 tarihinde de ‘International Union Against Tuberculosis and Lung Diseases’ tarafından Membre D’Honeur (Şeref Üyesi) ödülü verilmiştir.

Dr. Ahmet Refik Erem 1978-1993 yılları arasında başhekimlik yapmış,1980’den sonra yeni tüzüklere göre hastaneye göğüs hastalıkları uzmanı olmak isteyen asistanlar gelmştir.1982’de hastanenin rehabilitasyon merkezi kapatılarak eğitim merkezine dönüştürülmüş ve tüberküloz kursları için gelen hekimler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. 1983 yılından itibaren göğüs cerrahisi kalp damar cerrahisinden ayrılarak sadece göğüs cerrahisi dalında uzman yetiştirmeye başlamıştır. Dr. Ahmet Refik Erem göğüs cerrahisinin Heybeliada Sanatoryumunda kalması ve ihtisas eğitimi vermesinde önemli rol oynamıştır.

1985 yılında Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastanesi ve Göğüs Cerrahisi Merkezi adıyla hizmet verirken polikliniğinde 11.826 kivi muayene edilmiş, 181 ameliyat yapılmıştı. (266) Daha sonra başhekimlik görevini devralan Dr. Ahmet Refik Erem döneminde görev yapmakta 12 uzman ve 24 asistan tarafından, 3.177 hasta toplam 700 yatakta yatarak, 13.734 hasta ise polikliniklerde ayakta tedavi edilmiş, toplam 166 ameliyat yapılmıştır (1990).

1930’lu yıllarda başlanan cerrahi tedaviler önceleri kollaps, frenisektomi, torakoplasti iken sonraları pnömonektomi ve değişik rezeksiyonlar uygulanmaya başlanmıştır. 1965’den sonra tüberkülozda ilaçla tedavinin ön plana geçmesiyle cerrahi tedaviler azalmış, buna karşın rezeksiyonlar artmış, operasyonlardan sonra negatif aspirasyonun uygulanması ile ameliyat sonrası oluşan pos, space kalması gibi komplikasyonlar önlenmiş ve 1975-1980 yıllarında gerek tüberküloz gerek diğer akciğer hastalıklarında her yıl 200-300 hastaya operasyon uygulanmıştır. Hastanenin cerrahi yoğun bakım ünitesi geliştirilmiştir. Endoskopik muayenelere de önem verilmiş, özellikle rijid ve fiberoptik bronkoskopi yöntemlerinin uygulaması ile bronş kanserlerinin tanısında ilerleme kaydedilmiştir.

1993-2005 yılları arasında Dr. Ferit Demiröz, Dr. Melahat Kurutepe, Dr. Atilla Saygı değişik dönemlerde başhekimlik yapmışlardır. Bu dönemde hastanede modern anlamda biyokimya, bakteriyoloji (MGIT testi ile), solunum fonksiyon testleri (difüzyon testi ile birlikte) laboratuvarları, uyku laboratuvarı, allerji laboratuvarı, fiberoptik bronkoskopi ünitesi oluşturulmuştur. Cerrahi kliniklerinde videolu torakoskopik cerrahi, videolu mediastinoskopi, videolu rijid bronkoskopi yapılmıştır. Yapılan bilimsel çalışmalar ile yurt içi ve yurt dışı kongrelerde hastane ve ülkemiz başarı ile temsil edilmiştir. Yalnız Heybeliada’da değil aynı zamanda, Koşuyolu bölge polikliniği ile de hizmet verilmiştir.

1980’li yıllardan itibaren, daha önce Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanan gıda, yakıt, elektrik ve su giderlerine yapılan desteğin kesilmesi sonucunda hastane yönetimi, gerekli bakım ve tamiratı yaptırmakta zorlanmaya başlamıştır. 17 Ağustos 1999 depreminde hastane binaları ağır hasar gördü. (267) Bu nedenle erkekler binası kapatılınca yatak kapasitesi 250 yatağa düştü. Deprem hasarlı iki blok “İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası” tarafından restore ettirildi.

Hastane zaman içinde hızla ilerleyen teknolojik tıbbi ilerlemelerden uzak kalmaya başlamıştı. Bilgisayarlı tomografi, sintigrafi, dopler ultrason, bilgisayar tomografili anjiyografi, manyetik rezonans görüntülemesi gibi metotların hastanede kurulamaması, onkoloji kliniğinin modern anlamda açılamaması gibi nedenlerle hasta tanı ve tedavisinde zorluklar yaşanmış, asistan eğitiminin sürdürülmesinde aksamalar olmuştu. Bu nedenlerin yanı sıra, performans sistemine göre çok düşük performansı olan hastanenin Anadolu yakasında bir bölgeye taşınması gündeme geldi. (268) Hastane 30 Eylül 2005 tarihinde Sağlık Bakanlığı tarafından kapatıldı. Kadrosu ve tıbbi donanımı, Süreyya Paşa Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne nakledildi. Değişik zamanlarda İsmet İnönü, Rıfat Ilgaz ve Ece Ayhan burada verem tedavisi görmüştü. (269)

Boşaltıldıktan sonra iki bekçi eşliğinde kaderine terk edilen binaların ne olarak kullanılacağına dair bir karar verilemezken, 18 Ekim 2009 günü, A Blok çatısında bilinmeyen bir nedenle çıkan bir yangın sonucunda, kompleks kullanılamaz hale gelmiştir. (270)

Kurulduğu tarihten 2005 yılına kadar hastane yalnızca bölgesel değil aynı zamanda tüm Türkiye‘den gelen hastaların şifa bulduğu bir kurum olmuştur. Göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi yönünden pek çok kıymetli bilim adamları yetişmiştir.

Haberi araştırıp hazırlayan Bekir Metin, Ankara, 12 Ocak 2023

Kaynakça:

*  Nuran Yıldırım, Prof. Dr., Mahmut Gürgan, Yrd. Doç. Dr., Editör Muzaffer Metintaş, Prof. Dr., Türk Göğüs Hastalıkları Tarihi, 2012 Türk Toraks Derneği yayını, AVES, Ada Ofset Matbaa, İstanbul, 2012, S. 110-117

Not: Aşağıdaki sıra sayıları “Türk Göğüs Hastalıkları Tarihi” kitabının orjinal sayfasındaki sıralamayı ifade etmektedir.

 247 – “Burgaz Adası’nda Sanatoryum”, Cumhuriyet, 5 Haziran 1927, 2.

249 – Tevfik Sağlam: “Türkiye’de Verem Savaşı”, Türkiye Sağlık Rehberi, 47

257 – “Musa Kazım”, İstanbul Seririyatı, 4 (Nisan 1933), 165-166; İhsan Rıfat Sabar: Tüberküloz Tarihçesi. İstanbul 1956, 32, 53; Fethi Erden: Türk Hekimleri Biyografisi. İstanbul Çituri Biraderler Basımevi 1948, 295

258 – Başbakanlık Arşivi (BOA). MF. MKT. 1232/95, 14 CA. 1336 [25 Şubat 1918].

259 – “Veremli Muhacirlere Sanatoryum”, Vakit, 1499, 12 Şubat 1922.; BOA. DH. İ. UM. 11/-4, 6/94, 9 B. 1340 [8 Mart 1922]. ; DH. MB. HPS. M. 48/54, 4 . 1340 [2 Nisan 1922].

260 – “Sıhhi Müesseselerimiz”, Vakit, 3021, 29 Mayıs 1926.

261 – Tevfik İsmail: Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti Heybeliada Sanatoryumu 1924-1927. İstanbul, 40

264 – ”Heybeli Sanatoryumunun 40. cı Yıldönümü”, Mediko-Sosyal Sağlık Dergisi, 38 ( Kasım 1964), 14-15. ; Tevfik İsmail Gökçe: Heybeliada Sanatoryumu Kuruluş ve Gelişimi 1924-1955. İsmail Akgün Matbaası, İstanbul 1957, 10-20.; Türkiye Sağlık Rehberi, 175-177; Kriton Dinçmen: “Heybeliada Sanatoryumu”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı Yayını, IV (1994), 59.

267 – Cahit Akyol: “Sanatoryum Çökecek”, Hürriyet İstanbul, 1 Aralık 1999.

268 – Tevfik İsmail Gökçe: Heybeliada Sanatoryumu Kuruluş ve Gelişimi 1924-1955. İsmail Akgün Matbaası İstanbul 1957.; Dr. Ahmet Refik Erem ile mülakat.

269 – “Heybeliada Sanatoryumunda Yangın”, Hürriyet, 19 Ekim 2009.

270 – “Heybeliada Sanatoryumu kül oldu”, Hürriyet, 19 Ekim 2009

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir