Keşke!!!

Keşke!!!

Kimi zaman karamsarlığa düştüğümüzde ‘Keşke’ diye başlayan cümleler kurarız ya, böyle cümleler müreffeh toplumlarda az yaşanan bir durum olduğunu düşünürüm. Geçim sıkıntısı yok, işsizlik en alt düzeyde, toplumun yaşama standardının yüksek olduğu yerlerde ‘Keşke’ demek için bir neden olmaz. İstediği yaşam koşulunu yakalamış toplumlarda her konuda tatmin olmuş bireylerin Keşke kelimesini bilmeleri bile zordur.

Çünkü her istediğini bir şekilde elde etmiş olduktan sonra, insanlar başka ne isterler ki? Böyle toplumların en kötü tarafı, her istediğini elde ettikten sonra isteklerinin uç kısmı açık olduğundan, tatmin olmayan insanlar, çarpık konulara yönelirler. Burada detaylara pek yönelmek istemem, çünkü bizim toplumumuzun ana  problemi, istenilen insanca yaşamdaki beklentilerin elde edilmesi. İnsanca yaşamdan kasıt ise her şeyden öncelikli, yaptığı tahsile göre bir iş sahasının var olması. Türkiye de kaç üniversite olduğunun sayısını kaçırdım, kanımca 130 civarında bulunan Üniversitelerde okuyan çocukların tek hedefi vardır. (Türkiye’de 209 Üniversite var. 131 Devlet Üniversitesi, 78 Vakıf Üniversitesidir.) O da mezun olup, bir işe başlayıp, kendi  hayatına yön vermek.

Bir tarihte Kahire’de bir lokantada garsonluk yapan bir kızın düzgün  İngilizce konuşması, dikkatimi çekmişti. Nereden öğrendiğini sormuştum. 2 Üniversite bitirdiğini, biri Dilbilimi bölümündeki İngilizce‘den, diğeri ise Tarih bölümü olduğunu söylemişti.  İş bulamadığından garsonluk yaptığını dile getirmişti. O tarihte Mısır’da bulunan 43 Üniversite’nin 24 ‘ü sadece Kahire eğitim vermekteydi. Bu genç kızın ‘keşke’ leri mutlaka vardır diye düşünmekteydim.

Yıllar önce Bağdat’ta bir Üniversiteyi ziyaret ettiğimde, konuştuğum Türkmen talebelerin  Üniversite eğitimlerini tamamlamak istemediklerine şahit olmuştum. Nedenlerini sorduğumda, okudukları meslekler için, ülkede iş imkânı olmadığından, Devlet kendilerini askere alacağından korkmaktaydılar. İş sahası olması için bir ülkede yatırım yapılması gerekmekteydi. Bütün ülkelerde yatırımlar hep ihtiyaçtan doğar. Eğer bir ülke bütün ihtiyacını petrol gelirinden elde ettiği hasılatla bu açığı gideriyorsa, yatırım yapmaya gerek kalmamakta, böylelikle ülkedeki  genç neslin bir hedefi oluşmamaktadır. Hedefi olmayan genç kuşağın istikbal için çabası da, Keşke‘si de olması, mümkün görünmemekte.

Gelelim gerçek rakamlara, Türkiye’de Eğitim veren 131 Devlet Üniversitesi’nden, yılda ortalama 825 bin üniversite talebesi mezun olmakta. Mezun olan genç kuşak Türk insanını bekleyen en acı durum: iş imkânı bulunamaması. Her yıl yaklaşık bu sayıda üniversite mezunu, işsiz ordusuna katılmakta. Hepsi olmasa da, büyük bir bölümü mezuniyetinin ilk yıllarını iş aramakla geçirmekte. Yine Devletin verilerinden örnek almak isterim Üniversite mezunlarının % 27 si iş bulamamakta. Yani yılda 222,750  üniversite mezunu işsiz. 5 senede 1 milyon  işsiz insan. Bir düşünün, bunlar ne yer? Ne içerler? Kimin sırtından geçinirler? Kaç mezun, bir üniversite bitirmektense bir meslek öğrenip, işçi olarak ara sınıfa dahil olmak istemez. Türkiye’de hukuka güvenin tartışıldığından, yatırım yapılması riskli ülkeler içinde olduğu, uluslararası finans kurumları tarafından ifade edilmekte.

Birkaç sene evvel Sabiha Gökçen Hava alanından şehre aracımla giderken, hava alanı nizamiyesinde bir polis durdurdu. ‘‘Beni de şehre kadar alır mısınız ?‘’ dedi. Kabul ettim. Laf lafı açarken kendisinin kimya mühendisi olduğunu öğrendim. İş imkânı bulamadığından, bir imtihanla polis olduğunu, hatta kendisi gibi kimya mühendisi olan eşinin de İzmit te, Kocaeli Üniversitesinde Sekreter olarak çalıştığını söylemişti. Ne kadar üzülmüştüm. 2 genç nesil Kimya mühendisi, biri sekreter, diğeri ise polis olarak çalışmakta.

Böyle konuları dinlediğimde hep Kahire’de bir lokantada çalışan garson kız gelir aklıma. Ne hayallerle okuyup bir Üniversite bitireceksiniz ve sonrasında yüzünüze vurulan şamar: Kusura bakmayın, bu ülkede size göre bir iş imkânı yok. İşte kocaman bir gerçek.  Hani feryat ediliyor ya : ‘ genç nesil ülkeyi terk ediyor’.  Neden?  

Fazla uzağa gitmeye gerek yok, 1923’den bu yana ülkemizin, yaklaşık 100 yıla yakın bir sürede, elde ettiği kazanımlara yenilerini ilave etmezseniz, hatta var olanları da, haraç mezat satarsanız, yeni nesil gençlere iş imkanı yaratmazsanız, genç dinamik beyinler ülkeyi terk edip, kendi istikballerini kazanmaya giderler. Beyin göçü bu şekilde oluşur. Geriye, ülkeyi yönetenlerin beklediği düşünmeyen, doğruları savunmayan, toplumsal itiraz hakkını kullanmayan, hür fikrini beyan etmeyen bir koyun sürüsü kalması istenir. Ki, bu tür insanlar sorgulamaz, hayatlarında hiç Keşke kelimesi bile olmaz, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

Yazar: Metin Atamer, Ankara, 25 Ocak 2021

Share This
COMMENTS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir