Özgürlük ve Bayramlar

Özgürlük ve Bayramlar

Asırlardır özgürlük ve bayram bir biriyle koşut iki kavram olmuştur. Konunun bireysel (öznel/subjektif) ve toplumsal (sosyal/objektif) olmak üzere iki yönü olduğu ortadadır. Gerçekten de uygarlık tarihi, bayram veya özel günler olarak kutlanmaya gerekçe olarak gösterilen olaylar ve kurgular ile doludur.

Önceleri, çoğunlukla dinsel ideolojilerin etkisiyle kitleleri eylemsel ve zihinsel temelde kontrol altına almak amaçlı olan, insan aklının kurgusu bu mükerrer kutlamalar, zamanla dinsel ve ilahî olana dair ritüelik hale dönüşerek bayram-yortu vb’ye dönüşerek kültürel birtakım değerleri yaratmıştır. Ancak bilgi çağı ve sanayi devrimi sonrasında ise durum değişmiştir. Bu mükerrer kutlamaların, başta üretim-tüketim ilişkilerinin ekseninde şekillenen sömürgecilik ve pazar rekabetinden de etkilendiği yadsınamaz olan siyasal ideolojilerin etkisiyle, farklı bir kültürel aktarım haline gelen, duygusal bileşeni yine inkâr edilemeyen anma günleri haline evrimleştiklerini görmekteyiz. Böylece dinsel ve din dışı çok sayıda bayram günleri ile yaşamını dolduran insan, küresel krizlerin yarattığı huzursuzluk ve gerginlik halinden kurtulmak için duygusal ve zihinsel deşarj alanı oluşturabilecek tatil günleri de yaratmıştır.

Kanaatimce, ideolojiler daha önce de söylediğim gibi dinsel ve politik olarak ayrılabilir. İster dinsel ister politik olsun, her türlü ideolojinin, güç peşinde olan temsilcilerinin, yönetmek istedikleri kitleleri etkileyebildikleri oranda iktidarda olacakları gerçeğini kabul etmek zorundayız. Bunun için de hem dinsel hem siyasal alanda sloganlaşmış söylemler ve kutlanan/kutsanan günler zorunlu hale getirilmiştir. Bu nedenle her iki tip ideolojinin sahipleri, dünyanın neresinde olursa olsun, kitlelere duygusal olarak hitap ederek onları kontrol altında tutmakta istekli, ama kendi özgür iradeleriyle harekete geçmeleri konusunda ise isteksizdirler.

Gelinen noktada, ideolojiler, kaynağı ister dinsel ister politik olsun, kendilerini oluşturan sosyoekonomik şartlara bağlı olarak ortaya çıkmışlardır. Bunun sonucunda, kendi kültürel ve etik değerlerinin yüceltilmesini ve kutsanmasını daima ön planda tutmuşlardır.

Bugün 1 Mayıs İşçi Bayramı, yarın Şeker/Ramazan/Ramadan Bayramı kutlanacak. Sonuçta, kutlamalarda sorgulanması gereken en önemli konu, bayram kutlayanların, zihinsel ve vicdanî olarak ne kadar özgür oldukları gerçeği olup ne yaptıkları nasıl davrandıklarıdır.

Barışın bir ütopya olduğunun her geçen gün biraz daha anlaşıldığı dünyamızda, slogan haline getirilen her kavram, sadece kültürel aktarıma bir vesiledir. Ama unutmamak gerekir ki bu kavramların temsil ettikleri insanî değerler idrâk edilmeye, insanı zihinsel ve eylemsel olarak özgürleştirecek vicdanî huzuru sağlamaya, barışa ve sükûna zemin hazırlaması bir zorunluluktur. Aksi takdirde, ister dinsel ister politik olsun her türlü ideoloji, yeni yeni putlar/idoller/kültler ve savaşlar yaratmaktan öteye gidemeyecektir. İnsan önce kendini gerçekleştirmek, kendi hakikatini idrâk etmek zorundadır ki bayramları hak etsin, barış içinde kutlamak da uygarlığın haklı bir kültürel değeri olsun. XV. yüzyıl alperenlerinden Divâne Mehmet Çelebi’ye kulak verelim ne güzel söylemiş;

Belâ dildendir ol dildâr elinden dâdımız yoktur

Gönüldendir şikayet kimseden feryâdımız yoktur

Dil-i virânemizden özge bir abâdımız yoktur…

Yazar: Prof. Dr. Mahmut Can YAĞMURDUR, Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkoloji Uzm. Ankara, 1 Mayıs 2022

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir