Rağmenciler-Akacak Azim Damarda Durmaz

Rağmenciler-Akacak Azim Damarda Durmaz

“Göz odur ki dağın ardını göre, akıl odur ki başa geleceği bile!” Yusuf Has Hacib

Sosyal medya çağında bazı insanların kendilerini geliştirmekten anladıkları şey, okudukları kitaptaki en güzel cümleyi sosyal medyada “paylaşmak”tan ibarettir. Gelişim kültürünü yaygınlaştırmak için güzel bir çaba ama yaşamadan paylaşmak ne kadar doğru?

Şiir kitabı paylaşmak için iyidir ama gelişim kitabı önce uygulamanız için yazılır. “Paylaşmaya uygun ne var” diye değil, “yarın hangi fikri uygulayabilirim” diye okumak gerekir. Başkalarıyla paylaşmanın zevki, kendi hayatımıza uygulamanın faydasını ezmemeli. Sıra atlamayalım lütfen: Yaşamlarımızda önce “Okuyalım”,   sonra “düşünelim”, daha sonra “uygulayalım” ve de sonuçlar olumluysa “paylaşalım!”

Bu arada, hep olumlu sonuçlar alacağımız diye beklenti içine de girmemek gerekir. Ve hata yapmaktan da korkmamalıyız. Çünkü hata yapamayacağınız tek zaman, uyuduğumuz zamandır. Hata yapmak, aktif insanların bir ayrıcalığıdır. Sadece vasat insanlar negatiftir ve zamanlarını hata yapmadıklarını kanıtlamakla harcarlar. Güçlü insanlar her zaman pozitiftir, hata yapmaktan korkmaz ve ileriye bakar.

Ancak yine de hiç kimse başarısız olmak için doğmaz. Yine hiç kimse elinde bir başarı meşalesiyle de doğmaz! Başarı da başarısızlık da sonradan öğrenilir. O halde en büyük soru(n), başarının en doğru şekilde nasıl öğrenilebileceğidir.

Çoğu zaman sahte pırlantanın gerçeğinden daha parlak olması gibi, sahte başarı sahipleri de günümüz toplumunda daha çok el üstünde tutulabiliyor. Buradan konuya yaklaşılınca denilebilir ki: Başarısız olmak da sahte para gibi yaşamaya benzer, insanlar ne olduğunuzu anladıkları andan itibaren, sizi hemen elden çıkarmaya çalışırlar!”

Bu yönüyle, başarılı olma çabası bir bakıma mutluluk kervanına dahil olabilmeyle de özdeşleştirilebilir. Ancak, ülkelerin milli geliri düzenli arttığı halde (Bunu bizim ülkemiz için söyleyebilmek zor!), kişisel mutluluk seviyesi aynı oranda yükselmez. Çünkü insanların mutluluk beklentisi, milli gelirden daha hızlı artmaktadır! Bu tür insanlar, hak ettiklerini sandıkları şeylere ulaşamayınca sürekli söylenirler. Artık önümüzdeki büyük soru(n) şu: Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa?”

Bu seferki paylaşımım Mümin Sekman’dan…

“Mümin SEKMAN”ın ilk basımı Kasım 2021’de yapılan “RAĞMENCİLER-Akacak Azim Damarda Durmaz!” adlı son yapıtını okuyup derledim ve sizle kısa da olsa öne çıkan birkaç paragrafı aşağıda paylaşıyorum:

* İnsanları zorluklar karşısındaki tutumlarına göre ikiye ayırıyorum: Saydıcılar ve rağmenciler. Saydıcılar, “başka şartları olsaydı” neler yapabileceklerine odaklanan gruptur. Rağmenciler ise, zorlu şartlara ve kıt imkânlara rağmen neler yapılabileceğine odaklıdır. Başka koşullarda olsaydık, başka biri olarak doğsaydık, elimizde daha iyi imkânlar olsaydı neler yapacağımızı anlatmayı seviyoruz. Oysa bizden daha kötü durumda olup, “bizim yerimizde olsa neler yapacağını” anlatan başka insanlar da oluyor. Evet, İsviçre’de dünyaya gelebilirdik ama Senegal’de de doğabilirdik. Asıl soru şu: Sana verilenin üstüne, sen ne koyabildin?

* Suyun en eğimli yerden akması gibi rağmencilerin bütün eylemlerine yön veren tek bir tutum vardır. “Yolumda bir engel olmasaydı, ben de ilerlerdim” diye söylenmek yerine, “bu engele rağmen nasıl ilerlerim?” diye düşünürler. Sonra da o şartlara rağmen sonuç almanın gereğini yaparlar. Bu küçük ama kritik fark, hayatlarındaki tüm büyük zaferlerin katalizörüdür.

* İçimizdeki saydıcıyı fark etmek ve yönetmek mümkündür. Bunun için ilk adım, “zamanım olsaydı okurdum” demeyip, bu kitabın sonuna kadar gitmektir. Saydıcılarla çene yarışına girmek, bir kaplanın ağzına elinizi sokup midesinden canlı kedi çıkarmaktan daha tehlikelidir. Cenap Şahabettin, “Yerinde sayanlar yürüyenlerden daha çok gürültü çıkarır” der.

Türkiye’de kurulmuş çok sayıda ünlü “Saydıcı söylem” vardır. İlkokula bile gitmeyen İbrahim Tatlıses, “Urfa’da Oxford olsaydı, ben de giderdim” diyebilmiştir. Eski bir eğitim bakanı, “şu okullar olmasaydı, milli eğitimi ne güzel idare ederdim” demiştir.

* Rağmencilik bir dünya görüşüdür. Rağmencilerin hayat felsefesini efsane tenisçi Arthur Ashe harika bir şekilde özetlemiş: “Olduğun yerden başla. Elindekileri kullan. Yapabildiğini yap.” Rağmenciyi zafere ulaştıran bilgi, beceri, tutum setidir. Rağmenciliğin algı algoritmaları ve paradigmik hareketleri öğrenilebilir. Genetik yatkınlıklar olmakla beraber, rağmencilik doğuştan gelen özel bir yetenekten çok, sonradan geliştirilmiş bir zihniyettir. Rağmencinin çekirdek yeteneği, her hal ve şartta sonuç almaya adanmış mücadeleci bir ruhtur.

* Kitabı yazarken, saydıcı ve rağmencilerin yanında görece küçük kalan bir grup keşfettim, aynenciler!

Saydıcılar sürekli sızlanır, söylenir, suçlar.

Rağmenci sorumluluk alıp “sonuç almanın gereğini” yapar.

Aynenciler ise, ölü taklidi yapar: Aynen! Aynen” Aynencilere bir şey anlattığınızda dinliyor taklidi yapıp “aynen aynen”’ der geçerler. Onları nereden tanıyabilirsiniz? Bir şey anlattığınız insan, bir saat içinde üçten fazla “aynen aynen” diyorsa, o bir aynencidir!

Her ailede, şirkette ve toplumda bu iki insan türünden bulunur. Asıl önemli olan hangisinin baskın çoğunluk olduğudur. Rağmenciler baskınsa o topluluk ilerler. Saydıcılar baskınsa önce yerinde saydırır, sonra geriye kaydırır.

* İnsanların çoğu Almanya gibi bir ülkede yaşamak istiyor ama Almanlar gibi çalışmak istemiyor. Bu insanlar tüketirken Amerikalı gibi “her şeyin en iyisini” istiyorlar ama iş üretmeye gelince Meksikalı gibi kaytaracak yer arıyorlar. İstekleri İsviçre seviyesinde, yetenekleri Pakistan. Bir yandan kendilerini geliştirmeyip “olduğu gibi kalmak” istiyorlar, diğer yandan “mümkün olan en iyi hayatı” yaşamayı bekliyorlar. İstekleriyle yetenekleri arasındaki boşlukta çarmıha gerilmiş durumdalar. Herkes böyle değil elbette ama büyük bir kitle böyle.

* Jim Rohn’un dediği gibi, insan zamanla “en sık görüştüğü beş kişinin” ortalamasına dönüşür. İnsan insana bulaşır. Ruh halleri bulaşıcıdır. Akıl yürütme biçimleri bulaşıcıdır. Tutumlar bulaşıcıdır. Yemek yeme alışkanlıkları bile bulaşıcıdır. Araştırmalara göre, insanlar kendilerinden daha şişman insanlarla yemek yerken daha fazla, zayıflarla yerken daha az yiyor.

Derleyen ve Yazan Halit Yıldırım, Antalya, 01 Şubat 2022

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir