Sayım Suyum Sobe

Sayım Suyum Sobe

Bilmem hatırlar mısınız, çocukken bir araya geldiğimizde birçok oyun oynardık. Hatta bazı oyunları da yaratırdık. Küçükken bir daire etrafına bağdaş kurup oturarak oynadığımız ‘Yağ Satarım Bal Satarım Ustam Öldü Ben Satarım’ sözleri ebe hem dairenin etrafında döner hem de taşıdığı, bir ucu düğümlü mendili oturanlardan birisinin arkasına bırakıp, tam bir tur atıncaya kadar oturan mendili fark etmezse, mendili ebe alıp düğümlü ucu ile çocuğun başına vururdu. Eğer fark ederse, mendili alıp, ebe görevine başlardı. Daire şeklinde oturan çocukların arkalarından dönerken hep bu şarkıyı söylerdi ebe ‘Yağ Satarım Bal Satarım, Ustam Öldü Ben Satarım’.

Bir başka oyun daha oynardık, araç geçmeyen sokaklarda, çocuk yaşlarımızda. Hatta boş arsa bulursak orada da oynardık. Dokuz Taş. Yassı tavla pullarına benzer ya çakıl taşlarından ya da kiremit parçalarından dokuz taşı üst üstüne koyar, bir mesafeden topla bu taşları yıkmak için elimizdeki tenis topunu andıran bir topla, bir mesafeden taş kuleyi yıkmak için atardık. Top kuleye isabet edip yıkarsa, ebe topu alıp gelinceye kadar kuleyi tekrar kurmak gerekliydi. Kuramayınca ebelik yerleri değişirdi. Akşam karanlığa kadar bu oyunu oynardık.

Birde yakan top oynardık. Sokağın ortasına enlemesine bir çizgi çizer, iki ayrı takım halinde bu çizginin her iki tarafına dizilirdik. Bir de iki tarafın bitiş çizgisi vardı, takım orta çizgi ile bitiş çizgisi arasında olurdu. Bitiş çizgisinin dışında, rakip takımın kalecisi bulunurdu. Topu eli ile olanca hızla atıp, rakip takımdan birisini vurmaya çalışırdı. Rakip takım elemanları ya vurulmamaya ya da topu tutmaya çalışırdı. Erkek ve kızlar karışık oynardık. Erkek oyuncuların genelde top hedefleri kız oyuncular olurdu. Çünkü kız çocukları hızlı refleksleri olmaz, toptan kaçamazlardı.

Bir de ip atlama oyunu oynardık. Bu oyunda kız çocukları daha başarılı olurdu. Her bir seferinde değişik temalı ip atlanır, bitiriş şekilleri değişirdi. Ya iki çocuk ipin iki ucundan daire şeklinde sallamaya başlar ve çocuklar ipin meydana getirdiği yuvarlak şeklin içine girip, ipin her yere çarpmasında zıplayarak üzerinden atlarlardı. Atlayamazlarsa yanarlardı. Birler ikiler, üçler gibi değişik atlama şekilleri, dairenin içine giriş ve çıkışları vardı. Yanlış yapan çocuk yanar, ipi sallama görevine geçerdi.

Bir başka oyun ise sadece erkekler oynardı. İsmine Uzun Eşek derlerdi. Burada da iki takım oluşturulur. Bir ağaca ve duvara yastık tanımlı bir çocuk dururdu. Bir takım bu yastığın bacaklarına iki eli ile tutunup başını, yastık görevi yapan çocuğun bedenine yaslardı. Takımın diğerleri de ilk çocuğun bacaklarını tutup başlarını öndeki çocuğun ayakları arasına omuzlarını dayardı. Diğer takım elemanları koşarak gelip, iki elleri ile yatan çocuğun üstüne koyup yükselerek, yatan bu çocukların üstüne atlayıp, otururlardı. Son oyuncu oturunca, en öndeki çocuk eli ile bir işaret yapardı ve ‘Attım Attım Kaç Attım’ diye yatmış olan diğer takımın kaptanına bağırıp, eli ile yaptığı işareti sorardı. Yatar durumdaki diğer takım kaptanı soruyu bilirse, yerler değişilirdi. Bilemezlerse, yatar durumdaki takımın üstüne yeni baştan atlanırdı. Kimi zaman bu atlayışta yatan takım oyuncusunun üstüne atlayan çocuk ağır gelir, alttaki oyuncu çökerdi.

Birde akşamları oynadığımız oyunlar vardı. Çocukluğumuzda bu günkü gibi sayfiye yerleri, yazlıklar gibi deniz kenarlarına gidilmezdi. Bütün yaz yaşadığımız şehirde kalırdık. İşte böyle yaz gecelerinde saklambaç adı verdiğimiz bir ebenin bir duvara veya bir ağaca yaslanıp, gözlerini kapatıp, verilen bir süre içinde sayılar saymaya başlardı. Sayılar sona erince gözlerini açmadan ‘Sayım Suyum Sobe’ diye saklanamamış çocukları sobelerdi. Sobeleme yeri gözlerini kapatıp saydığı yer olurdu. Gecenin karanlığında saklanılan yerler bahçelerin içinde, duvar arkasında, bahçe duvarı arkası, bir araç arkası gibi yerler olurdu. Ebenin de bu saklanan çocukları bulup sobelemesi gerekmekteydi, Sobelenen çocuklar arasında seçilen bir oyuncu yeni ebe olurdu. Gecenin geç saatlerine kadar bu oyunu oynardık. Bir arkadaşımız vardı, şimdi ismi lazım değil, saklanırken canı sıkılıp kendi evlerine, bizden habersiz, gidip yatar uyurdu. Biz ise mahallede dört döner onu arardık. Daha sonra gırtlağımız yırtılırcasına bağırıp ‘Çık Ortaya Sana Su İçtik‘ diye çağırırdık, ama nafile, bir ses çıkmazdı. Burada su içmek deyimi ise sobelemiş sayıldığı anlamında söylenirdi.

Bu oyunları oynarken kimse arkadaşına kötü bir şey yapmayı düşünmezdi. Ancak oyun hep kuralına göre oynanırdı. Aslında yazılı bir kuralı da yoktu, ama herkes kuralları bilirdi.

Ülkemde milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçme ve seçilme koşulları kanun koyucu tarafından maddeler halinde yazılmış. Kim Millet Vekili olabilir, Kim Cumhurbaşkanı olabilir madde madde Anayasamızda ve yasalarımızda açık bir şekilde belirtilmiş. Bu kanuna bağlı olarak birde Yüksek Seçim Kurulu adı ile anılan ve hakimlerin yönettiği bir kurum bulunmakta. Bu kurumun görevleri içinde kimlerin millet vekili adayı olabileceği, kimlerin Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini, yapılan müracaatları değerlendirip karar veren bir kurumdur.

Verdikleri kararlar doğrudur veya değildir diye tartışmak istemem. Ancak bir hukuk kurumunun verdiği karar olduğu için, tartışmadan saygı duyarız. Aslında hukuk kurumunun, dosyada diploma eksik diyerek geri çevirmediği bir adaylığı, biz sineye çekmek mecburiyetinde kaldık. Hatta aynı kurum tutuklu bir adayın seçilmesine engel yoktur diye Hatay Millet Vekilinin adaylığına olumlu cevap vermiş olduğundan, kişi seçime katılmış ve en yüksek 75,643 oyla milletvekili seçilmiş. Tutukluluk durumunu devam ettiren diğer hukuk kurumu, yemin edemeyen vekil için, Anayasa Mahkemesi, hak ihlali diyerek, yeniden yargılanması gerektiği üzerine karar ihdas etmekte. Bir başka mahkeme ise AYM de verilen bu karar için suç duyurusunda bulunmakta.

Anayasamızın 158. maddesinde açık ve seçik bir cümle bulunmakta. Şöyle der bu paragrafta: Diğer Mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.’ Bu cümleyi anlamayan var mı?

Bu olaylar zinciri bana akşam oynanan ve yazılı olmayan saklambaç oyunu kurallarını hatırlatmakta.’ Sayım Suyum Sobe ‘. Hazret bu mizanseni hazırlatıp piyonlara oynatmakta ve yeni Anayasa dayatılmasında belki diploma mecburiyeti konusunu da ortadan kaldırma düşüncesini denemeyi istemektedir diye, bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına.

Yazar Metin Atamer, Ankara, 16 Kasım 2023

Share This
COMMENTS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir