Selçuklular Döneminde Sağlık Hizmetleri… Nereden Nereye…

Selçuklular Döneminde Sağlık Hizmetleri… Nereden Nereye…

İnsan tarihinin hangi döneminde tabiplik ortaya çıktığını insanoğlunun bildiğini düşünmüyorum. Ancak, Anadolu’yu Selçukluların istila etmesinden daha evvel yaşayan insanlar birçok konuda olduğu gibi sağlık konusunda çalıştığına inanırım.

Hitit tabletlerinde çivi yazısı ile genelde tabiplikle ilgili belgeden ziyade ticaret ile ilgili mektuplar günümüze kadar gelmiştir. Ancak, bazı geleneklerimizde tıpla ilgili uygulamaların olduğunu görmekteyiz. Hangi bir otun kaynatılıp içildiğinde, hangi ağrıya iyi geldiği, kulaktan dolma söylemlerle günümüze kadar geldiğine inanırım. Mide bulantısına nane limon kaynatılmasının iyi gelmesi gibi, limon suyu ile bir kaşık kahvenin yutulması, mide bulantısına iyi geldiği duyumları, bu güne kadar ulaşmıştır. Hatta ılık suya bal karıştırılıp içilmesinin kabızlığa iyi gelmesi gibi, soğuk suya bal karıştırılıp içilmesinin ishali durdurduğu bilinmektedir. Bu bilgiler günümüze her hangi bir yazı ile ulaşmamıştır. Ama vardır.

Orta Asya’da Çinlilerin tabiplikle ilgili yaptıkları çalışmaların kayıtlı olduğunu bilmemekle birlikte, Selçuklulardan evvel Gazneliler zamanında Orta Asya’da GAZNE’ de kurulan tıp medresesinin kalıntıları, günümüze kadar ulaşmamıştır. Selçuklu Devletinde 1063 senelerinde Selçuklu Hastanesi ve Tıp Medresesi Nişabur kentinde kurulduğunu bilmekteyiz. Selçuklu istilası ile birlikte hekimliğin Anadolu’ya taşındığı bir gerçektir.

1055 den itibaren Selçuklular tarafından Bağdat, Şiraz, Berdesir, Kaşan, Ebher, Zencan, Harran ve Mardin de Bimaristan (seyyar savaş hastahanesi) kurulduğunu da bilmekteyiz. Ancak, bu tedavi hastaneleri günümüze kadar ulaşmamıştır. Selçukluların kurdukları Şifahanelerden günümüze kadar ulaşan eserler Şam’daki Nureddin Hastanesi 1154, Kayseri deki Gevher Nesibe Daruş-şifası 1206, Gıyaseddin Keyhusrev Tıp Medresesi 1206 da inşa edilmiştir. Sivas’ taki Keykavus Daruşşifası 1217, Divriği deki Turan Melik Hastanesi 1228, Tokat taki Gök Medrese yani Pervane Bey Darüşşifası 1275 ve Çankırı da Atabey Ferruh Hastanesi 1235, kurulup günümüze kadar gelen yapılardır.

Selçuklular şifahanelerini Anadolu’nun her yanına, mümkün olduğu kadar, yaymaya çalıştığını görmekteyiz. Bilhassa Gevher Nesibe Sultanın ince hastalığa yakalanması, Anadolu’ya 50 sene içinde yaygın sağlık hizmet verilmesini, kısıtlı imkânlarla, yaymaya çalışmaları, takdire şayandır. Yapılan Şifahaneler tabip yetişmesine vesile olduğundan ilerleyen tarihlerde daha fazla Şifahaneler kurulmuş olduğunu görmekteyiz.

Konya’daki Tıp medreseleri, diğer şehirlerden daha fazla olması doğaldır, ancak Anadolu’daki her şehirde bir şifahane bulunması çok önemlidir. Şifahane içinde sadece bir sağlık konusu değil, birçok sağlık konusunun işlendiğini görmekteyiz. Hatta Selçuklu döneminde Anadolu’da akıl hastalarının tedavi edildiği hastaneler birçok şehirde yapılmıştır.

Erzurum yakınlarında bulunan Deli Baba köyündeki tekke, akıl hastalarına tedavi uygulayan kurumlardan biri olarak hizmet vermiştir. İspanyol seyyah Klavijo ‘nun seyahatnamesinde konu şöyle tarif edilir:  ‘’Deli Baba köyünde, akıl hastalarının tedavisiyle meşgul olan, dervişler yaşıyor ve buraya getirilen hastalar onların telkinleriyle ve meşguliyet tedavileriyle şifa buluyorlardı.’’ denilmekte. Kimi yerde bu tekkelerde bilhassa ney ile icra edilen müzik, tedavideki bir başka yöntem olarak kullanılmıştır.

Selçuklu hükümdarları sefere çıktıklarında seyyar hastanelerini kimi yerde 20 deve yükü, kimi yerde 100 deve yükü Bimâristanı beraberlerinde götürdükleri kayıtlardadır. Bimâristan aslında Tımarhane veya hastane olarak algılanır.

Selçuklularda 4 değişik Bimâristan bulunmaktaydı. Kervansaray Bimâristanları Anadolu’da 4 bir tarafa yayılan ticaret kervanlarının akşamları yerleştikleri mekânlar olarak bilinen Kervansaraylarda, tüccarlara hizmet vermesi için geliştirilen Bimâristanlardır. Hem yolcular, hem de kervan hayvanları bu hizmetten yararlanırdı.

Birde Saray Bimâristanları hizmet verirdi. Bunlar saray Bimâristanın güney yanında camisi bulunan, medresesi olan, Hankah yani dergâh, hamam ve Ribattan oluşan yani kervansaraydan oluşan bir kompleksi barındırır. Selçuklu döneminde bunlar genelde büyük şehirlerin yakınında oluşturulurdu.

Halk sağlığı için oluşturulan hastane niteliğinde çalışan Bimâristanlar bulunurdu ki, bu birimlerin medresesi de vardı.

Bakınız, tıp bu güne gelirken birçok evre geçirmiştir. Tarih içinde Selçuklu döneminde Anadolu, sağlık açısından, belki en verimli çağı yaşamış. Sağlık hizmeti Anadolu’nun en ücra köyüne kadar götürülmüş olduğunu görmekteyiz. Günümüz Anadolu’sunda ise, o günleri özlesek de, o günlerin geri geleceğine inanmamaktayım, ama yine de sağlık olsun.

Metin Atamer, Ankara, 17.1.2020

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir