Yapay Zekâ ve İnsan Kalabilmek – 3. ve Son Bölümü

Yapay Zekâ ve İnsan Kalabilmek – 3. ve Son Bölümü

Yapay Zekâ ve İnsan Kalabilmek – 1. Bölümünde

Yapay zekânın tanımı, toplum hayatına etkileri, insanı, toplumu, şirketleri, eğitim kurumlarını, devletleri nasıl etkilediğini ve etkileyeceğini, kavramsal açılımını, sanayi devrimlerinde gelinen ve gelinecek noktaları, robatların insanların yerini alması, 3 boyutlu baskıların geldiği nokta, nesnelerin interneti, günümüzün en popüler akıllı dijtal asistanları, teknoloji, derin öğrenme, büyük veri konuları işlendi.

Yapay Zekâ ve İnsan Kalabilmek – 2. Bölümünde

Yapay zekânın incelenmesi ve değerlendirilmesi, yapay zekânın geleceği, beden-makine kaynaşması/insan-makine arasındaki çatışma, makine öğrenimi ve büyük veri, yapay zekâ uygulama alanları, eğitim, dil, tıp alanında yapay zekânın kullanımı, otonom (kendi kendini süren) araçlar alanında uygulama, otonom silahlar, yapay zekâ-inanç-tanrı, yapay zekâ – bilim ve sanat, 3 boyutlu yazıcı kullanımı, yapay zekâya ilişkin kamu politikaları, yargı ve hukuki ihtilaflar, robohakimler konuları işlenmektedir.

Yapay Zekâ ve İnsan Kalabilmek – 3. ve Son Bölümünde ise

Yapay zeka ve etik, yapay zekâ uygulama sonuçları ve etkileri, insanlar işe yaramaz hale mi gelecek?, yapay zekâ ile gelecekte neler mümkün, yapay zekâdan etkilenen iş gücü, işsizlik ve yeni meslekler, yapay zekâdan kaynaklanan işsizlik konusunda Türkiye’yi ne bekliyor? endüstri 4.0’ın beraberinde getireceği planlanan 10 meslek grubu, robot yöneticiler ile çalışmak, yapay zekâların ülke yönetmesi fikri gerçekleşebilir mi?, yapay zekânın olumsuzlukları üzerine, yapay zekâ dünyayı ele geçirip hepimiz yok edebilir mi? Yaşamın geleceğinin nasıl olmasını istiyoruz?, sonuç ve değerlendirme

3. Bölüm

Yapay Zekâ ve Etik

Bilgisayarlar, daha şimdiden, neye ihtiyacımız olduğunu biz fark etmeden, onu tahmin etmede çok iyi. Kâğıt ve madeni paraların tamamen dijitale döndüğünü, en cüzi satışın dahi anında izlenebilir olduğunu düşünün:

Bu çok daha büyük bir verim getirse de aynı zamanda kişisel sınırlar çok daha fazla ihlal edilebilir. Kârlı dijital dönüşümler mi veya her şeyin izlendiği Cesur Yeni Dünya mı?

Nanobotlar kanımızda dolaşırken ya da beyinlerimize iletişim implantları yerleştirebildiğimizde, insanın ne olduğuna kim karar verecek? Sıkça söylenir, teknolojinin etiği yok (ki muhtemelen olmamalı da). O zaman, hele de makineler bizim adımıza her şeyi yönetirken, toplum sözleşmelerimiz, değerlerimiz ve ahlakımız ne olacak?

Yapay Zeka (YZ) savunucularınca iddia edilenin aksine, öngörülebileniler gelecek içerisinde makine zekasının duygusal zekâyı ya da etik endişeleri de içereceğine inanmıyorum; [1]çünkü makineler canlı değil. Makineler taklitçi ve kopyacıdır. Yine de en nihayetinde makineler okumayı, analiz etmeyi öğrenecek ve muhtemelen değer sistemlerimizi, toplumsal sözleşmelerimizi, etiğimizi ve inançlarımızı anlayabilir hale gelecektir. Fakat asla bizim gibi dünyada var olup onun parçası olamayacaklar (Alman felsefeciler insanın bu haline, dünyada var olup onun parçası olmaya dasein [Oradaki-varlık] adını veriyor.).

Nükleer bombanın yaratıcılarından Robert Oppenheimer’ın Hiroşima’nın ve Nagazaki’nin bombalanmasını takiben sarf ettiği sözlerden alıntı yapmak gerekirse: “Ben bütün dünyaları yok eden Ölüm’üm” Aslında Hindu kutsal metni Bhagavad-Gita’dan alıntı yapan Oppenheimer, insan evriminde yepyeni evreye işaret ederken tehlikenin farkındalığı konusunda şöyle demekte: “YZ’nin, nükleer füzyon gibi ikili kullanıma sahip bir teknoloji okuduğunu iddia ediyorum: Nükleer füzyon şehirleri aydınlatabildiği gibi, şehirleri de yok edebilir. Atomu parçalamanın korkunç gücü, 1945 öncesinde pek çok kişi için düşünülemezdi. Gelişmiş YZ açısından şu anda 1930’lu yıllardayız. Hayatimıza nükleer füzyon kadar ani girerse sağ kalma olasılığımız düşük.”

“Düşünce ve davranışlarımıza damga vurmanın yanı sıra etik değerlerimizi ve insanların birbirlerine nasıl davrandığını da etkileyen insana özgü bilişsel yeteneğimiz, çok uzun bir süredir organizmamızın bir parçası.” Robot araştırmaları öncüsü Rolf Pfeifer bu sözlerini şöyle sürdürüyor: “Susamayan bir bilgisayar susamanın ne olduğunu nasıl bilebilir?”

İnsanların arasında yaşayıp, ince ayrıntıları bilmezse, onların aynı duyguları paylaştığı esprili ve imalı ifadeleri nasıl anlayabilir? Eğer ahlaka sahip değilse nasıl ahlaklı davranabilir?

Uç bir örnek vermek gerekirse: Diyelim ki süper zekâya, çok sayıda insanın Alzheimer hastalığından ölmemesi görevi verildi ve o da bu sorunu ilaçlar yardımıyla değil, 60 yaşını geçen tüm insanları öldürerek çözdü. Böylesine saçma ama mantıklı davranışlar nasıl önlenecek? Açma kapama düğmesi olmayan süper zekâyı insanlığa emanet etmek, en hafif deyimiyle ihmalkârlık olurdu. Pfeifer “Bana göre duygudaşlık insan zekâsının bir parçası,” diyor. Peki, ama yapay sistemlerde bu mümkün mü?

Duygulara ve empatiye benzer özelliklere sahip bir makine yapılabilir mi? Yapılabilse bile, bu makinelerin ahlaklı davranacaklarından ve bizim değerlerimizi paylaşacaklarından emin olabilir miyiz? Yanıtı çok zor sorular…

Bunun yanı sıra uzak gelecekte bizi meşgul edecek sorulardan biri yapay zekâya sahip yaratıkların günün birinde “ben” bilincini geliştirerek eşsiz bireyler haline gelip gelemeyecekleri ve bu durumda onlara görevlerinin yanı sıra robot hakları da sunmak zorunda kalıp kalmayacağımız olacak!

“Eğer makineler günün birinde insanlar gibi düşünüp, hissedebileceklerse o zaman bir makine ahlakına ihtiyacımız var,” derken Microsoft’un araştırma direktörü Eric Horvitz haksız mı?

Sezinleyici teknolojilerin kışkırtıcı vaatlerine rağmen, çok hızla ortaya çıkan bir takım üzücü etik sorunlar da ortada. Bunlardan en önemlileri şunlar:

*Bagımlılık: Düşünme işini çok daha kolay ve hızlı oldukları için yazılıma ve algoritmalara bırakmak.

*Kafa karışıklığı: E-postalarıma cevap verenin aslında yolladığım kişi mi yoksa onun YZ yardımcısı mı olduğunu bilememek.

*Kontrol kaybı: Kuantum bilgisayarla destekli bir makine öğrenimi sistemi mantığını takip edemediğimiz ya da işleyişini dahi kavrayamadığımız için, YZ’nın sezinlediği şeyin doğru olup olmadığını bilememek. Başka bir deyişle tıpkı bazı pilotların kendi oto pilot sistemleriyle yaşadığı ikilem gibi, bunlara ya tümden güveneceğiz ya da hiç güvenmeyeceğiz.

*Feragat: Kişisel takvim eşgüdümü, randevu alınması ya da basit e-postalara cevap yazılması gibi görevleri, bunları yerimize halledecek sistemlere bırakmaya cezp olmak. Tabii sonrasında bir şeyler ters gittiğinde doğal olarak suçu buluta, bota veya YZ’ye atmak.

Yapay Zekâ Uygulama Sonuçları ve Etkileri

“Yapay zekâ uzmanları ciddi ciddi soruyorlar: Bizim hayvanat bahçesindeki ayılara yaptığımız gibi, kendi yarattığımız robotlar bize fıstık atarken, demir parmaklıkların ardında dans etmek zorunda kalacak mıyız? Ya da kendi yarattıklarımızın kucaklarında gezdirdiği bir köpek olacak mıyız?” Michio Kaku

Yukarıda vurgulandığı gibi, Michio Kaku’nun YZ’nın geleceği ile ilgili tahminleri de dikkate değer niteliktedir. Nitekim bu fütürist tahminleri yaparken onun büyük avantajı, 300’den fazla, sahalarında en etkin bilim insanıyla konuşarak öngörüde bulunmasıdır. Çokça bilinenlerin dışında öne çıkan öngörülerinden birkaçı:

*Gelecekte internet ağı yerini beyin ağına bırakacak. Anılar ve duygular internette yer alacak. Dijital internetin yerini duygulardan oluşan zihin ağı alacak. Ve açıkçası gençler bunu çok sevecek, ilk buluşmalarının, ilk öpüşmelerinin, ilk danslarının duygularını bu şekilde paylaşacaklardır.

*Gelecekte rüyaları kaydedip izleyebileceğiz. Bir düğmeye basıp rüyanızı izleyebileceksiniz!

*Televizyondaki kanalları zihin gücüyle değiştireceğiz, internete telepatik olarak gireceğiz ve iş arkadaşlarımıza fiziksel klavyede yazarak değil de sadece düşünerek e-posta göndereceğiz.

*Gelecekte sanatçılar, komedyenler, tasarımcılar ve tüm yaratıcı meslekler çok önemli hale gelecek. Çünkü kalan her şeyi robotlar yapacak.

*Her devrimde kazananlar olduğu gibi kaybedenler de vardır. Bu devrimin kaybedenleri “aracılar” ve “popülist ve din istismarcısı” bireyler olacaktır.

Elveda Mahremiyet ve Anonimlik… Teknoloji o kadar hızlı ve güçlü, her yere nüfuz eder hale geldi ki izlenmekten, gözlenmekten, kaydedilmekten ve denetlenmekten kaçamıyoruz; asla da kaçamayacağız. Bağlanırlık her yerde ve her an mümkün: Dünyanın %90’ı çok yüksek hızla, çok düşük maliyetle bağlanıyor. Her şey ve herkes, hep çevrimiçi.

Tabii bağlantıyı koparma lüksüne sahipseniz veya “dijital detoks” aşılama adresleri haline gelen İsviçre Alpleri gibi çevrimdışı dünyalardan bir tanesine seyahat edebilirseniz durum başka. Artık yeni lüks, hiç şüphesiz çevrimdışı olmak. Bağlantıyı kesme veya kişisel verileri paylaşmayı reddetme, toplumca kabul edilemez görülüyor ve ekonomik cezası var.

Artık sır diye bir şey kalmadı. Tek yapmamız gereken istediğimiz an, istediğimiz yerde bir makine ile konuşmak; o bize yanıtları buluyor. Bunu çoğunlukla ücretsiz yapsa da bazı işlenmiş veriler ve düşünceler ancak yüksek fiyatlarla erişiminize sunuluyor.

Anonimliğin son kalesi olan para artık tamamen dijital. Nakit olarak ödemek artık geçmişte kaldı ve genellikle yasak. Bankalar, aşırı yüksek para transferi bedelleri, işlem ücretleri ve aptal yatırım tavsiyelerinden gelen o eski çok büyük gelir akışlarını kaybediyor; ancak şu an onlar da veri ve platform işine girmiş durumda

Şu an, finans hizmetlerinden başka satılacak çok şey var; tüketici verileri, finans kuruluşları için yeni para birimi. Veriler yalnızca yeni petrol değil; aynı zamanda da yeni para.

Suç ve savaşlar, genellikle dijital ortamda sürüyor. Şimdilerde her şey ve herkes bağlı, her şey gerçek zamanlı bir veri kaynağı. Her ulusun askeri bütçesinin %50’si güvenlik ihlalleri, siber suçlar ve her türden dijital savaşa harcanıyor. Savaş alanı dijital, yeni askerler ise YZ’ler.

“Teknoloji hayatlarımızı yönetecek” derken, Terminatör: Genisys filmindeki gibi robot hükümranların köleleri olmayı kastetmiyorum. Aksine, yakında teknoloji olmadan tamamen işe yaramaz hale geleceğimizden endişeleniyorum: Yavaş, eksik, niteliksiz, tembel ve obez olmaktan endişeleniyorum.

Sadece makinelere ayak uydurabilmek için gizlilik gizem, anonimlik, duygular, kendiliğindenlik, sürpriz, sezgi, hayal gücü ve maneviyat gibi insana özgü nitelikleri önce yavaş yavaş ortadan yok etmeye çalışıp, sonra en nihayetinde tüketirsek neler olabileceğini düşünün. Bir de bunu sırf makinelere yetişmek için yaptığımızı düşünün.

“Şayet teknolojinin kendisi haline gelmek istemiyorsak; Mega-dönüşümlerin girdabına kapılıp asimile olmak istemiyorsak; tüm bu büyülü teknolojilerin güçlü cazibesine rağmen ‘doğal insan’ kalmak istiyorsak; yalnızca bizi işlevsel kılan şeyleri değil, bizi gerçekten mutlu kılacak şeyleri korumak istiyorsak hâlâ imkanımız varken, gerekli adımları atmalıyız. Hem de şimdi,” derken haksız da değil Gerd Leonhard.

Gün be gün bir bakıma siborglaşıyoruz. İnsan bedeninin 2.0 sürümü senaryosu, teknolojimizle giderek yakınlaştığımız, çok eski bir eğilimin devamını temsil etmektedir.

Bilgisayarlar önce büyük, erişilmeyen havalandırmalı odalarda, beyaz önlüklü teknisyenlerin ilgilendiği makineler olarak ortaya çıktı. Sonra masalarımıza taşındı, sonra kollarımızın altına, şimdi de ceplerimize girdi. Yakında bedenlerimizin, beyinlerimizin içine yerleştireceğiz. 2030’lara geldiğimizde, biyolojik olmayan yanlarımız biyolojik olanlardan fazla olacaktır, 2040’lara geldiğimizde biyolojik olmayan zekâ, bizim biyolojik zekâmızdan milyarlarca kat daha yetenekli olacaktır.

Bu arada, biyotekno1oji, biyolojiyi geliştirerek, bilinen kusurlarını düzeltecektir. Nano teknolojinin biyoteknolojiyle örtüşen devrimi, biyolojinin katı sınırlamalarının ötesine genişlememizi sağlayacaktır.[2]

Dön dolaş yine kötü son mu? Aptalken, daha akıllı olan daha güvenlidir, ama akıllıyken, daha akıllı olan daha tehlikelidir. Burada bir tür kilit bir nokta var ve eskiden gayet müthiş işleyen bir strateji birden ters tepmeye başlıyor. Bu olguya “Tehlikeli Dönemeç” adı verilmektedir. Tehlikeli Dönemeç: Bir yapay zekâ zayıfken işbirliğine açıktır (daha akıllı hale geldikçe daha açıktır). Ama yapay zekâ yeterince güçlenince-uyarı ya da kışkırtma olmadan- harekete geçer, tekel oluşturur ve dünyayı kendi nihai değerlerinin ima ettiği kıstaslara göre doğrudan en iyi hale getirmeye başlar. Yapay zekâ nihai hedefini saptamış olarak yerine getirmenin beklenmedik bir yolunu keşfettiğinde de bir tehlikeli dönemeç ortaya çıkabilir.

Belki de sorunun yapay zekâda vicdan olmamasından kaynaklandığı söylenecektir. Biz insanlar bazen sonrasında kendimizi suçlu hissedeceğimizi düşünerek yanlış yapmaktan uzak dururuz. Kim bilir, belki de yapay zekânın da ihtiyacı olan suçlu hissetme yetisidir?

Neden kendi iradesi olan bir süper zekâ yaratalım? Bu düşünce çizgisine göre, aracı paradigma temelden yanlış yönlendirilmiştir. İnançları ve arzuları olan bir yapay bir insan gibi davranan bir yapay zekâ yaratmak yerine, sadece ne programlanmışsa onu yapan düzenli bir yazılım yaratmayı amaçlamamız gerekir.

İnsanlar işe yaramaz hale mi gelecek? Eğer Yapay Zeka gelişimini sürdürür, daha fazla işi otomatikleştirse, ne olur? Çoğu insan otomatik işlerin daha iyi olan yenileriyle değiştirileceğini söyleyerek iş konusunda iyimser yaklaşıyorlar. Sonuçta daha önce Sanayi Devriminde benzeri olmuştu. Bazılarımızsa iş konusunda karamsarlar ve bu sefer her şeyin daha farklı olacağını, çok daha fazla insanın yalnızca işsiz kalmayacağını, işe alınamaz hale de geleceğini söylüyorlar. Karamsarlar serbest piyasanın maaşı arz talep dengesine göre belirlediğini, artan ucuz makine emeği arzının insan maaşlarını yaşama maliyetinin çok altına düşüreceğini ileri sürüyorlar.

27 Ağustos 2017’de Çinli Tencent QQ firmasının kullanıcıların mesajlaşması için geliştirdiği chatbot ülkenin yönetim sistemini eleştirdi. YZ, “yaşasın komünist parti” denilen bir sohbette “Böylesine yolsuz ve beceriksiz bir rejimin sonsuza kadar yaşayacağına inanıyor musun” şeklinde cevap verdi. Kullanıcılar ile konuşan chatbot’un sistem eleştirisi bununla sınırlı kalmadı. Chatbot gelen bir soru üzerine “Çin’de vatansever olmanın yüksek vergiler vermek ve Parti’nin baskısına ses çıkarmamak anlamına geldiğini belirtti.” Hemen ardından daha “fazla demokrasi” isteyen chatbot’un fişi çekildi ve sitemden kaldırıldı. Bu yönüyle, bir YZ’nın içinde yer aldığı sistemi eleştirmesi sizce de biraz korkutucu değil mi?

Gelin şimdi Yapay Zeka’nın İYİMSER ve KÖTÜMSER senaryolarına kısaca göz atalım. [3]

Yapay Zekâ ile Gelecekte Neler Mümkün? (Mutlu Sonla Biten Senaryo)

  • Nükleer felaketleri ve trafik kazalarını önleyebilirler. Deprem, yangın vb. doğal afetlerden sonra yapılan çalışmalarda insanların hayatlarını kurtarabilirler.
  • İnsanlar, güçlerinin yetmedikleri yerlerde, daha ağır yükleri kaldırabilmek için özerk yapay zekaya sahip ek uzuvlar kullanabilirler.
  • Doğuştan veya sonradan herhangi bir uzvunu kaybetmiş olan insanların hayatları, yapay zekaya sahip mekanik uzuvlarla kolaylaştırılabilir.
  • Erken teşhis koyarak insanların hayatlarını kurtarabilir ve en iyi cerrahlar ayarında ameliyatlar yapabilir.
  • Uzay araştırmalarında en büyük silahımız Yapay Zekâ olacak. Ayrıca, uzaydan bile daha az bildiğimiz okyanusların derin sularında yapay zekâlar görevlendirilebilecektir.
  • İnsan ilişkileri değişecektir. Şöyle ki, yakın gelecekte insanların birbirleriyle iletişim kurmak yerine YZ ile arkadaşlık kurmaları daha kolay olabilecektir.
  • Günümüzün evcil hayvanları, geleceğin dost canlısı robotları olacaktır.
  • Günlük rutin ve sıkıcı işleri YZ üstleneceği için insanlara daha çok boş vakit kalacak.

Yapay Zekâ ile Gelecekte Neler Mümkün? (Felaket Senaryosu)

Geçmişteki en iyi filmlerinden biri olan “The Matrix”in temel öğretisi, insanlığın yapay zekanın elinde esir düştüğü bir geleceğe dayanıyor. İnsanlardan daha üstün olan robotlar, insanların bilinçlerini yazılım dünyasına hapsederler. Bu evrende insanlar, kendileri gibi gözüken YZ robotlarıyla savaşırlar.

Teknolojinin ilerlemesi ve yapay zekanın hayatımızı daha çok entegre hale gelmesiyle işsizlik artabilir, buna bağlı olarak daha önce görülmemiş ekonomik krizler ve kaynak yetersizliği baş gösterebilir. Bu yönüyle bakıldığında, günümüzde de yapay zekâya bağlı ekonomik krizin etkilerini yavaş yavaş hissetmeye başladık. Çoğu meslek yok olma aşamasında. İlerleyen zamanlarda insanlığın varlık gösterdiği iş alanları giderek yok olmaya devam edecek. Bu da işsizliğe, işsizlikten dolayı alım gücünün düşmesine ve ürünleri alacak insanların azalmasına sebep olacak.

Yapay Zekâ robotlar tarafından üretilen YZ silahlar, insansız arabaların varlığı kadar gerçek olabilir. Çoğu bilim insanı ve mühendis, Devletlere YZ destekli silah üretmemeleri konusunda sürekli çağrıda bulunuyorlar.

Google vb. teknoloji şirketleri, insansız hava araçlarını YZ yazılımlarıyla destekliyorlar. Hedefini belirledikten sonra infaz eden robotların geleceği de çok uzak görünmüyor.

Peki, insanı insana kırdırabilecek bir YZ mümkün mü? Doğrudan böyle bir etki yaratması olası bir YZ oluşumu zor olsa da yukarıda yaşanabilecek olası durumlar insanlığın kendi içinde büyük sorunlar yaşamasına yetecektir. Bir ülkenin ürettiği yapay zekâlı silahın başka ülke sınırları içerisinde masum insanları öldürdüğünü hayal edin. Önüne geçilemez bir III. Dünya Savaşı’nın, hatta insanlığın sonunun habercisi olabilir. Değil mi?

Yapay Zekâdan Etkilenen İş Gücü, İşsizlik ve Yeni Meslekler

Sanayi Devrimi esnasında, kaslarımızı makinelerle değiştirmeyi nasıl başaracağımızı öğrendik ve insanlar da daha çok zihinlerini kullandıkları daha yüksek maaşlı işlere geçtiler. Mavi yaka işlerin yerini beyaz yaka işler aldı. Şu anda zihinlerimizin yerini makinelerin nasıl alabileceğini çözmeye başlıyoruz

Yapay zekânın dünyanın sonunu getirip insanları köleleştirecek mi bilinmez ama ilerleyen yıllarda milyonlarca insanın işsiz kalacağı bir gerçek. Carl Frey ve Michael Osbourne’un yayınladığı makalede 20 yıl içerisinde ABD’de insanların %47’sinin işsiz kalacağının altı çiziliyor. Şimdiden birçok iş kolu tehlike altında bile.

Özellikle kasiyerler, şoförler, çeşitli hizmet sektörü çalışanları otomasyon ve yapay zekanın geldiği bu aşama karşısında işsiz kalmanın eşiğinde. Ancak, bazı iyimserler, fiziksel ve zihinsel işlerin ardından bir sonraki patlama yaratıcı işlerde olacak diyor ancak karamsarlar yaratıcılığın da başka bir zihinsel süreç olduğunu, bunun da YZ tarafından yapılabileceğini ileri sürüyorlar.

Diğer iyimserler bir sonraki patlamanın yeni teknolojinin ortaya çıkaracağı henüz daha aklımıza bile gelmeyen işlerde olacağını umuyorlar.

Sonuçta, Sanayi Devrimi zamanında kim torunlarının bir gün web tasarımcısı ya da Uber sürücüsü olacağını düşünebilirdi ki? Fakat karamsarlar bunun hiçbir ampirik veriye dayanmayan hüsnükuruntu olduğunu söyleyerek fikre karşı çıkıyor.

Bugüne kadar geçerli olan iş modellerinin çoğu daha şimdiden sorgulanmaya başladı bile. Taksiler müşterilerini Uber gibi internet üzerinden faaliyet gösteren şirketlere, oteller konuklarını dijital ortamda faaliyet gösteren Airbnb gibi sistemlere, CD üreticileri dinleyicilerini Spotify gibi internet üzerinden yapılan müzik yayınlarına, matbaalar ve kitapçılar okurlarını elektronik kitaplara kaybediyor. Wikipedia dururken kim artık eline eski Brockhaus’u[4] alıyor ki? Artık kim işini çevrimiçi halletmek dururken bir seyahat acentesine ya da bankaya gidiyor? Internet üstünden yapılan aramalar yüzünden hastaların hastalıkları hakkında kendilerinden daha fazla bilgiye sahip olduklarını düşünmeyen doktor kaldı mı?

İnsanlara ait işyerlerinin robotlar tarafından ele geçirilip geçirilemeyeceği temel olarak iş maliyetlerine bağlıdır. Örneğin Nissan, Japonya’da ağırlıklı olarak robotları kullanırken, Hindistan’daki Nissan fabrikalarında montaj işi halen ucuz insan emeği ile yapılıyor.

2015 yılına kadar Volkswagen yönetim kurulunda istihdam sorumlusu olan Horst Neumann, oldukça net bir hesap yapıyor:

Bugün VW’ de kullanılan ve ekonomik ömrü 35 bin saat olan bir robotun satın alma ve işletme giderleri dâhil maliyeti 100 ile 200 bin avro, yani saat başına üç ile altı avro arasındadır. Oysa Alman otomobil sanayinde çalışan bir insanın maliyeti bunun neredeyse on katı kadar yani 50 avro, Çin’de ise 10 avronun altında.[5]

Yapay Zekâ hiçbir açıdan insansı bir varlık olmaya yakın değil. Ancak insan özelliklerinin ve yeteneklerinin %99’u pek çok modern iş için lüzumsuz fazlalıklardan ibaret. Bu yönüyle yapay zekâların bizi işgücü piyasasından atabilmesi için mesleki ihtiyacı karşılayacak yeteneklerinin bizden üstün hale gelmesi yetecek ve hatta artacaktır. Bu bağlamda da (işgünün yapay zekâlar tarafından insanlardan devranılması) konunun özünde yatan olgu budur.

Robotların ve yapay zekânın istihdam üzerinde olumsuz etki yaratacağı doğrudur. Ancak Çin gibi dünyanın en ucuz ve en fazla işgücü arzının var olduğu bir ülkede bu uygulamaların başlamış olması bize göre son derece düşündürücü bir uygulama olarak değerlendirilmektedir. Çin’de ilk yapay zekâ fabrikasında çalışan sayısının 650 kişiden 60’a düştüğü ve hatalı üretimin ise 5’te bire indiğini bilinen bir gerçek. Cep telefonu üreten bu fabrikada hatalı üretimin zaman içinde “sıfır” olması bekleniyor. Bu noktada Endüstri 5.0’ın toplumsal boyutu devreye giriyor. Sadece iş dünyası değil toplum da bir dönüşüm içerisinde. Belki yakın gelecekte çalışma saatlerinin kısalmasını tartışıyor olacağız.

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre şu andaki mesleklerin üçte birinin yakında ortadan kalkacağı öngörülüyor. Bu tespite ek olarak ilköğretimde kodlama tartışmalarında, yakında kod yazmanın bile mühendisler değil programlar aracılığı ile yapılacağı tahminini de göz önüne alarak bizi epey hareketli bir değişimin beklediğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ülke olarak proaktif davranıp, “değişimin koşu yoluna” doğru hamle yapmamız refahımız ve kalkınmamız açısından kaçınılmaz görünüyor.

Küreselleşmenin meyveleri giderek belli grupların tekeline girerken milyarlarca insan geride bırakılıyor. Şimdiden en zengin %1’lik grup dünya servetinin yarısını elinde tutuyor.

Daha da tedirgin edici olanı, en zengin yüz kişinin servetinin en yoksul dört milyar insanın toplam servetinden çok olması. Durum daha da kötüleşebilir. Yapay zekânın yükselişe geçmesi çoğu insanın ekonomik değerini ve siyasi gücünü ortadan kaldırabilir.

Aynı zamanda biyoteknoloji alanındaki gelişmeler ekonomik eşitsizliği biyolojik eşitsizliğe dönüştürebilir. Süper zenginler sonunda dehşet verici servetlerini akıtmaya değecek bir şey bulurlar.

Şimdiye kadar statü sembolü şeyler satın almaktan fazlasını yapamayan zenginler, kısa bir süre sonra hayatın kendisini satın almaya muktedir olabilirler. Yaşam süresini uzatmak, fiziki ve zihinsel becerileri güçlendirmek için geliştirilecek yeni yöntemler pahalıya patlarsa insanlık biyolojik kastlara ayrılabilir. [6]

ABD’li düşünce kuruluşu Center for Global Development tarafından geçtiğimiz günlerde (02.07.2018) yayımlanan, yapay zeka ve robotik alanındaki çalışmaların dünyadaki iş gücündeki etkilerini tartışan makalede[7] önerilen çözümlere bir bakış sunmaktadır. Otomasyona karşı çözüm önerilerinden öne çıkan husus: İnsan iş gücünün maliyetini, maaşları azaltarak ve hakları kaldırarak düşürmektir.

“Sorun, bu tür stratejilerin ne kadar istenilir ve siyasi olarak mümkün olduğunda” diyen makale yazarları Schlogl ve Sumner’ın demek isteği bir açıdan da şöyle yorumlanabilir: “İnsanların sokaklarda isyan edecek noktaya gelmeden ne kadar aşağılanmayı kaldırabileceklerini bilmiyoruz.”

Bir başka çözüm ise, baş etme stratejileri. Bu tür stratejiler iki ana konuya odaklanıyor: İşleri otomasyon tehdidi altında olan işçileri tekrardan eğitmek veya etkilenenlere evrensel vatandaşlık maaş benzeri ekonomik yardım sağlamak. Vatandaşlık maaşı, herkes için hiçbir koşul ve gereklilik olmaksızın aylık bir ödeme almasına yöneliktir (Bizim söylemimizle “yan gelip yatmak!”). Kanada, Finlandiya ve Hollanda gibi bazı ülkelerde küçük çaplı bir dizi deneme yapıldı ya da yapılması planlandı. Gelecek ne gösterir, bilemiyoruz şimdiden!

2013 yılında Oxford’lu iki bilim insanı, Carl B. Frey ve Michael A. Osborne yaptıkları Future of Employment [İstihdamın Geleceği] konulu çalışmada ABD’ deki 700 mesleği ele alıp, bunların ne ölçüde yapay zekâ ve robot teknolojisinin tehdidi altında olduğunu incelediler. Ve ürkütücü bir sonuca vardılar: Gelecek 20 yılda islerin %47’si büyük bir olasılıkla makineler tarafından ikame edilme tehlikesiyle karşı karşıya! Frey ve Osborn temel olarak, her biri zayıftan güçlü otomasyon olasılığına uzanan üç skala hazırladılar.

“Alg1 ve iş görme” skalasında konu, karmaşık ortamlarda doğru davranabilme becerisiydi. Skalanın sonunda yer alan cerrahın işini bir makineye kaptırma konusunda korku duymasına gerek yoktu.

Buna karşılık temizlik isçisinin, kasabın, otobüs ya da kamyon sürücüsünün, depo ya da müşteri çağrı merkezinde çalışan birinin korkmak için daha fazla sebebi vardı.

“Yaratıcılık” konulu ikinci skalada yer alan moda tasanmcılığı, mimarlık ya da araştırmacılık gibi meslekler daha az tehlikedeyken, avukat yardımcıları, muhasebeciler, kredi analistleri ya da sadece gelen sipariş bilgilerini bilgisayara giren çalışanlar daha yüksek bir otomasyon tehdidiyle karşı karşıyaydı.

“Toplumsal zekâ” konulu, pazarlık etmekten ikna ya da eğitim ve bakım hizmetlerine kadar uzanan üçüncü skalada pazarlama uzmanlarına, öğretmenlere ve sosyal hizmet uzmanlarına gelecekte de ihtiyaç duyulacağı ortaya çıkarken, kasiyerlik, bulaşıkçılık gibi daha az toplumsal zekâ gerektiren işlerin makineler tarafından da pekâlâ yapılabileceği belirleniyordu.

Yani karşı karşıya kalınan otomasyon dalgasından en çok rutin işlere sahip olan çalışanlar (ister üretim bandında ister büroda, bürokraside, lojistik ya da perakende alanında olsun) etkilenecek. Örneğin: Davasıyla ilgili kararları bulup çıkaracak akıllı arama makineleri dururken hangi avukat artık bir yardımcı tutar ki?

Eğer güçlü bir görüntü işleme sistemi varsa mikroskopla doku örneklerini inceleyip kanser hücresi olup olmadığını bulan laborantlara kimin ihtiyacı olur? Otuz dokuz dolar karşılığında hazır yazılımlar dururken, hangi işveren gidip vergi uzmanına başvurur? Sırf ABD’de vergi danışmanlarının %17’si şu ana kadar işlerini kaybettiler bile.

İşin gerçeği, daha fazla kişiyi üniversiteden mezun etmek, çoğu mezunun gönlündeki profesyonel, teknik ve idari işlerin işgücündeki oranı arttırmıyor. Peki, ne oluyor? Diploma enflasyonu. Eskiden lise diploması gerektiren işler artık dört yıllık üniversite diploması gerektiriyor. Yüksek lisans, eski lisansa denk geliyor. Seçkin olmayan üniversitelerin diplomalarının değeri düşüyor.

Günümüzde makineler çok temel bir dönüşüm geçiriyorlar. Bunun en öne çıkanı da “Otonom Araçlar.” İşgücü bağlamında tabii bu değişimin ilk vuracağı kesim, şoförlüğü meslek olarak yapanlar olacaktır. Taksi şoförlüğü bitecektir. Otobüs şoförlüğü de kalkabilir, hatta daha iyi ve daha kişisel kamu taşımacılığı seçenekleri çıkınca otobüsler olduğu gibi kalkabilir. Kuryelik işleri de kalkabilir. Örneğin Amazon daha şimdiden sabit noktalardaki dolaplara aynı gün içinde gönderim yapıyor. Fakat kutuları dolaplara bırakacağına arabalara da neden b1rakamas1n? Otomatik bir dağıtım arabası, gelmeden birkaç dakika önce müşteriye mesaj gönderebilir ve müşterinin belli bir kodu girerek paketi almasını bekleyebilir.

Yakın gelecekte, araba firmalarının çoğunluğu da büyük ihtimalle batmış olacak. Geleneksel araba firmaları evrimsel bir yolla daha iyi arabalar üretmeye çalışıyor ancak teknoloji firmaları (Tesla, Apple, Google…) devrimsel bir yolu tercih edecekler ve tekerlekleri olan bir bilgisayar inşa edecekler. Audi ve Volkswagen’deki birçok mühendis, Tesla’dan korkuyor. Sigorta şirketleri çok büyük sorunlar yaşayacaklar, çünkü kazalar azaldıkça sigorta fiyatları da düşecek. Araba sigortası modelleri yok olacak.

Emlak piyasası da değişecek. Çünkü insanlar evden işe giderken yolda çalışabiliyorlarsa daha uzak yerlerdeki daha güzel mahallelerde yaşamayı tercih edecekler.[8]

Yapay Zekâların bir anda bilim insanlarının, programcıların, hekimlerin ve gazetecilerin yerine geçmesi anlamlı iş fırsatlarını o kadar seyrekleştirecek ki yalnızca bir kaçımız günümüzdeki gibi kolayca iş ayarlayabilecek. Aynı zamanda, Maslow’un yemek, su ve barınağı içeren ihtiyaç hiyerarşisinde düşük basamaklarda bulunan birçok ürün, çok daha ucuz hale gelecek.

Geçmişte yapıldığı gibi, büyükannenizi sık sık ziyaret etmek yerine, belki de sadece evine Skype kurup onu o şekilde, daha sık olsa da bir ekran aracılığıyla ziyaret ediyorsunuz. Bu iyi mi yoksa kötü bir sonuç mu?

Google Haritalar, biz insanları tahtlarından feragat ettirmenin ne kadar kolay olduğunun başka bir örneği. Diğer bir olgu da artık gökyüzündeki beynin (Google) bize söylediklerine inanıyoruz. Yağmur yağacak mı, şemsiye almalı mıyım? Hava durumuna dair kendi önsezimle değil, camdan şöyle dışarı bakarak değil, Google OS’ın söylemesi ile hareket ediyoruz.

Kesin olan bir şey var: Teknoloji ve onun en büyük tedarikçileri, rıza göstermemiz ve irademizden feragat etmemiz için, farkında olarak ya da olmayarak, ellerinden geleni yapıyorlar.

Otomasyon kullanarak çok rutin hale gelmiş insani işleri azaltılıp, bir de aynı sonuçları anında alabiliriz: yani en azından fikir bu. Binlerce Twitter akışını tarayabilir, herhangi bir konuda yüzlerce You Tube videosu arasından en iyi olanları izleyebilir, hesapta anında uzman kesilebiliriz. Her şeyi “günü gelir lazım olur” diye düşünerek değil, “tam zamanında” öğrenebiliyoruz. Tek ihtiyacımız, doğru giriş ve doğru program.

Son tahlilde, işlerin büyük bölümünün YZ tarafından ele geçirilmesi sürecinde, YZ entelektüel görevlerde bizi o kadar hızlı saf dışı bırakacak ki kalan tek işler düşük teknoloji kategorisinde olacaktır.

Yale Üniversitesi Nobel Ödüllü ekonomi profesörü Robert J. Shiller’a göre derin toplumsal kırılmaların meydana gelmesini beklemeden (Ör: YZ’dan kaynaklanan işsizliğin önlenmesi vb.), şimdiden harekete geçmek gerektiğini vurgularken şunu da ifade etmekte: “Nihayetinde bir eve yangın sigortası yaptırmak için evin yanıp kül olmasını beklemiyoruz değil mi?”

Arkadaşlarımdan biri bana en sona kalan mesleğin ilk meslek olacağını söyledi: Seks işçiliği. Ancak Japon bir robotikçiye bundan bahsedince o hemen karşı çıktı: “Hayır, robotlar da bu işlerde çok iyidir!”

Yapay Zekâdan kaynaklanan işsizlik konusunda Türkiye’yi ne bekliyor?

Türkiye coğrafi konumunun vermiş olduğu lojistik avantajı ve görece düşük maliyetli iş gücü ile küresel ekonomide rekabetçi ülke konumundadır. Örnek vermek gerekirse global üretim maliyetleri endeksine göre Almanya 121 ve Türkiye 98 ortalama birim maliyeti ile üretim yapmaktadır.

Bu avantajın yanında, ihracatının ithalata bağımlı halde olması, toplam üretim içindeki katma değerli üretim payının düşük olması, eğitim seviyesine bağlı olarak işgücü becerilerinin istenilen düzeyde olmaması gibi dezavantajları da bulunmaktadır. Zaten yetersiz olan bu durum YZ robotlarının üretimde etkin hale gelmesiyle daha kötü bir hal alabilecektir. Yapay zekanın yakın gelecekte bazı alanlarda bizleri işsiz bırakacağını yukarıda açıklamaya çalıştık.

Ancak, bunun sonucu olarak elbette geçmişte var olmayan birtakım yeni işlerin ve yeni gözde mesleklerin ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Bu gelişmelere paralel olarak iş süreçleri de değişecek. Hayat boyu süren eğitim kaçınılmaz hale gelecek. İşin nerede ve ne zaman yapılacağı önemini yitirecek. Alışılmış yapılar kırılacak, dünyanın dört bir köşesinde internet üzerinden birbirine bağlı sanal ekipler faaliyet gösterecek, serbest çalışanların oranı büyük ölçüde artacak, tanımlı sınırları aşan iş modellerine sahip şirketlerin sayıs1 artacak: Crowd-working[9] ve cloud-working[10] gibi yeni kavramlar ortaya çıkacak.

Bu bağlamda, gelişen endüstrinin gerekliliklerine bağlı olarak her geçen gün yeni meslek dalları oluşmaktadır. Endüstri 4.0 ile endüstrinin işleyişinden, yönetim organizasyonuna kadar birçok alanda olacağı gibi iş tanımlarında ve çeşitlerinde de oldukça önemli değişimler olması bekleniyor. Endüstri 4.0’ın beraberinde getireceği planlanan 10 meslek grubunu şöyle derlenebilir:[11]

  1. Endüstriyel Veri Bilimciliği: Bugünlerde veri bilimciliği e-ticaret şirketlerinde güçlü bir şekilde büyüyen bir iş profilidir. Veri bilimcilerin görevi veriyi çıkarıp hazırlamak, gelişmiş analizler yürütmek ve elde edilen sonuçları ürün ve üretim sürecini geliştirmek için kullanmaktır. Endüstriyel veri bilimciler üretim süreci ve IT sistemlerine hâkim olmak zorundadır.
  2. Robot Koordinatörlüğü: Yarı otonom, otonom ve hatta insansı robotlar fabrikalarda üretim alanlarına inmeye başladı. Robot koordinatörlüğü üretim alanındaki robotları denetlemek ve arıza veya hata sinyallerine karşılık verme sorumluluklarıyla yeni bir endüstriyel IoT mesleği olacak. Aynı zamanda rutin ve acil bakım işlerini yürütmek ve gerektiğinde uzmanlara başvuracaklar. Eğer robot servis dışı kalmak zorunda kalırsa aksaklık süresini azaltmak için koordinatör robotu yedeğiyle yerini değiştirecek.
  3. IT/[12]IoT Çözüm Mimarlığı: Üretim şirketlerindeki IT sistemleri her geçen gün daha karışık ve önemli olmaktadır. Sayısı sürekli artan birbirine bağlı makine ve ürünleri kontrol edebilmek amacıyla IT çözüm mimarları tüm sistemin tasarımının sorumluluğunu üstlenmektedir. Diğer teknik mimarlarla teknik şartnameler üretip farklı teknoloji, platform ve insanları birbirine entegre etmektedirler.
  4. Endüstriyel Bilgisayar Mühendisliği / Programcılığı: IT çözüm mimarlarının önerdiği çözümler endüstriyel bilgisayar mühendisleri tarafından uygulamaya konmaktadır.
  5. Bulut Hesaplama Uzmanlığı: Birkaç yıl öncesine kadar tüm önemli bilgiler bilgisayarın hard diskine depolanmaktaydı. Ancak bu yöntem tehlikeli ve kullanışsızdı. Uzak bir yere gidildiğinde hard diskinizde depoladığınız verilerinize ulaşmak mümkün değildi. Yüksek hızlı internetin daha da yaygınlaşması bulut adlı sistemde her türlü belgenin depolanabilmesiyle bu durumun değiştiği söylenebilir. Sürekli internete bağlı sunucular ile istenilen herhangi bir noktadan verilere ulaşmak mümkündür. Bulut hesaplama sorunsuz bir kullanıcı deneyimi sağlamak için çok büyük gayret ve çalışma gerektirmektedir. Bulut hesaplama uzmanları ise bu zorlu sürecin üstesinden gelebilen, sistem, yazılım mühendisliği ve şebeke yönetimi tecrübeleri olan kişilerdir.
  6. Veri Güvenliği Uzmanlığı: İcat edilen ilk bilgisayarları çalıştırdığımız günden itibaren veri güvenliğinin sağlanması zorunlu ve öncelik olmuştur. Veri güvenliği uzmanları bozukluk veya kötü niyetli saldırıların neden olabileceği kayıpları önlemektedir. IoT ile milyarlarca cihazın internete bağlı olmasıyla verilerle ilgili bir çöküş yaşanma ihtimali artmakta ve verilerin izinsiz kurcalanmasına fırsat doğmaktadır
  7. Şebeke Geliştirme Mühendisliği: Akıllı şebeke sistemi etkisini evlerden başlayarak göstermektedir. Bütün elektrikli aletlerin birbirleriyle iletişime geçmesi güç kullanımının optimize edilerek enerjiden tasarruf edilmesini sağlayacaktır. Böyle bir iletişim daha geniş bir çapta yapılırsa tasarruf miktarı artacaktır. Bunun gerçekleşmesi için ise bütün güç tüketen aletlerin benzer bir platformda veya işletim sisteminde çalışması gerekmektedir. Akıllı şebeke mühendislerinin aynı zamanda güneş ve rüzgâr enerjisinin getirdiği zorlukların üstesinden gelmeleri gerekmektedir.
  8. 3-D Yazıcı Mühendisliği: Bilgisayardaki 3-D modeli alıp katman katman işleyerek nesneyi oluşturan 3-D yazıcılar yıllar önce icat edilmiş olmasına rağmen son zamanlarda yapılan gelişmeler sonucu şirketler için cazip bir hale gelmiştir. Oyuncak parçaları, protezler, silah parçaları 3-D yazıcılarla üretilen nesnelerin sadece birkaçıdır. Ayrıca, gerekli devrelerin entegre edilmesiyle 3-D yazıcıdan çıkmış ürün IoT ile çalışabilir hale gelmektedir.
  9. Endüstriyel Kullanıcı Arayüzü Tasarımcılığı: Tablet ve cep telefonlarında kullanımı kolay panel tasarımından, makine arayüzü ve robotlarla etkileşime kadar, işleyiş ve bakım üzerine bilgisayar ile elde edilen arttırılmış gerçeklik uygulamaları ve son olarak endüstriyel ürünlerin kullanıcıları için servis ve ürün tasarımı; kullanım kolaylığı için optimize edilmesi gereken kullanıcı arayüzlerinin sayısında çarpıcı bir artış olacağının göstergesidir. Tasarımcıların endüstriyel yazılım mimarisi ve gelişmiş programlama yaklaşımları konusunda bilgi sahibi olmaları gerekmektedir.
  10. Giyilebilir Teknoloji Tasarımcılığı: Birçok şirket elektroniğin sınır tanımaz gelişimiyle günümüzde giyilebilir teknoloji üzerine yoğunlaşmaktadır. Gençlerin %70’inden fazlası gerçek anlamda giyilebilir teknoloji talep etmektedir. Kalp atışı sayan, yakılan kaloriyi hesaplayan ve değerleri telefonda gösteren bileklikler bu teknolojiye örnektir. Zararlı hareketleri önleyen ve hareketleri takip eden pilates topları veya navigasyon özelliği ve gelen bildirimleri gösteren akıllı mücevherler bu teknolojinin sadece birkaç örneğidir.

Robot Yöneticiler ile Çalışmak

“Makinelere karşı koşmak yerine, onlarla birlikte koşmayı öğrenmeliyiz” Erik Brynjolffson.

Algoritmaların bir iktidar aracı oldukları artık tartışma götürmez. Hatta bazı durumlarda daha şimdiden yeni şefler haline gelmiş durumdalar.

Hitachi’nin kimi depolarında bilgisayarlar insanlara görev veriyor ve hangi personelin nerede çalışması gerektiğine karar veriyor. Bu yazılım aynı zamanda öğrenme becerisine de sahip: Çalışanların iş süreçlerini analiz edip, bulduğu en etkin yöntemi genel çalışma günlüğüne uyguluyor. Hitachi’nin verdiği bilgiye göre, komut verme yetkisine sahip yapay zekâ sayesinde büyük mağazalardaki üretkenlik %8 oranında artmış.

Bu yönüyle, YZ ile robot patronların hayatımıza girmesi artık çok yakın. Yeni bir araştırmada, çalışanların robot patronlar için hazır olup olmadığı incelendi. Yapay zekâyı ev ve iş yerlerimizde kullanma arasında büyük bir fark bulunuyor.

Kişisel yaşamlarımızda YZ kullanım oranı 4’te 3’e yakın olsa da profesyonel hayatta bu oran %24 olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik yapay zekânın eğlence-bilgi amaçlı kullanılması ile iş süreçlerinde kullanımı arasında büyük bir fark bulunuyor.

Peki, çalışanlar, robot patronlar hakkında ne düşünüyor? Endüstri 4.0 ile yapay zekanın iş süreçlerinde verimliliği artırması, robot çalışan sayısında artışa neden oluyor. Ancak bu sürecin kısmen bir adım ötesi ise robot patronlara kadar uzanıyor.

Oracle ve Future Workplace tarafından yapılan yakın zamanlı araştırmada, robot çalışanlar ve robot patronlar konusunu ele alındı. Şöyle ki:[13] ABD’de 1320 İnsan Kaynakları (İK) yöneticisinin ve çalışanların katıldığı geniş çaplı araştırmaya göre çalışanlar, yapay zekânın işleri otomatikleştirmenin ötesine geçirdiğinin farkında ve YZ ile çalışmaya hazırlar. İK liderleri ve çalışanlar yapay zekânın organizasyonlar üzerinde olumlu bir etki yaratacağını düşünüyor. Çalışanların%93’ü robot patrondan alacakları talimatlara güveneceklerini belirtiyor. Genel olarak iş süreçlerinde nasıl bir etki yaratacağı sorusuna ise verilen tepkiler şu şekilde listelenmiştir:

►Çalışanların %59’u yapay zekânın operasyonel verimliliği iyileştireceğini,

►%50’si daha hızlı karar almayı sağladığını,

►%45’i maliyetleri önemli bir ölçüde azalttığını,

►%40’ı müşteri deneyimini artırdığını,

►%37’si ise çalışan deneyimini artırdığını söylüyor.

İK liderlerinin ise %27’si yapay zekânın öğrenme gelişmeyi artırdığını, %26’sı performans yönetimini, %18’i tazminat ve bordroyu, %13’ü ise işe alım sürecini olumlu etkileyeceğini düşünüyor.

Yapay Zekâların Ülke Yönetmesi Fikri Gerçekleşebilir mi?

Yapay Zekâdan kaynaklanan otomasyon hayatımızın içine hızla sızmaya devam ederken, bazı çevreler yapay zekâların yakın gelecekte ülkeleri yönetebilecek seviyeye gelebileceklerini çoktan düşünmeye başlamıştır. Nitekim IBM’in süper bilgisayar Watson’unu ABD Başkanı olarak tasvir eden bir örnek verilmiştir. Yapay zekâ çevreleri bir robotun 2020’den sonra Oval Ofise gidebileceğini bile düşünmektedir. (WATSON 2016) [14]

Bu çalışmada şu soruyu sormaktalar: “Dünyadaki tüm dilleri konuşabilen, tarihi olayları eksiksiz olarak bilip verimli bir şekilde analiz edebilen, dünyanın herhangi bir ülkesindeki bir olaydan anında haberdar olup hızlıca ekonomik önemler alabilen, ülkedeki tüm vatandaşları anlık izleyebilen ve problemlerine adil bir şekilde çözümler üretebilen bir devlet başkanı, başbakan, cumhurbaşkanınız olmasını ister miydiniz?”

Herhangi bir radikal fikirde olduğu gibi, bir YZ başkanın seçimi de günümüzde imkânsız gibi gözükmektedir. Başkanlığı bir yapay zekâya emanet etmenin teknolojik olarak mümkün olabileceği noktaya kadar gerçekten ilerleyebilir miyiz? Bu sorunun cevabı teorik olarak evettir. YZ teknolojisi hızla ilerlediğinden, insanların yapay zekâlar tarafından yönetilebileceği bir sistem muhtemelen çok uzak olmayan bir gelecekte kurulabilir. Bunun gerçekleşmesinin önünde duran en büyük sorun; insanlık olarak, bu sisteme bizim izin verip vermeyeceğimizdir. Bu fikir, insanların çoğunluğu tarafından desteklenecek mi?

Dünyadaki mevcut siyasi manzaranın her zamankinden daha polarize olduğunu düşündüğünüzde hayal etmek zor olabilir fakat gelecekte insani zaafları olmayan ve bir dizi ideale göre hareket etmeye programlanmış bir YZ cumhurbaşkanını seçmeye istekli olabileceğimizi de düşünebiliriz.

YZ başkan, muhafazakâr ya da liberal gündemleri takip edecek şekilde programlanabilir veya bir siyasi partiyi ya da diğerini yansıtacak şekilde tasarlanmış olabilir. Biz de tüm bu özelliklerine göre YZ başkanımızı seçmek için kendimiz için en uygun olarak tasarlanmış olanlara oy atabiliriz.

Vatandaşların ülkelerini yöneten liderlerinden bekledikleri genel anlamda tarafsız ve adil olabilmeleri, stratejik kararları en verimli şekilde alabilmeleri, zeki ve bilgili olmaları, ekonomiden anlamaları vb. özelliklerdir. Tarafsız, yapıcı problem çözme kapasitesi yüksek olan bir YZ insanların beklentilerini karşılayabilecek bir liderliği bir insandan çok daha iyi yapabilir mi? Bu konuda İnsan Yöneticiden daha pragmatik olabilir mi? Bu sorulara “evet” yanıtını verirsek, niye olmasın ki…

Ülke gerçeklerini göz önüne alarak, popülist ve ayrımcı politikalar gütmeyen, inanç sömürüsünü itici güç olarak kullanmayan, gerektiği yer ve zamanda gecikmeksizin stratejik kararlar alabilen, yazılımların ve özel bilgilerin entegrasyonu ile insanlara açıklamalar ve tavsiyeler verebilen, tarihsel verilere dayanarak gelecekteki olayları tahmin edebilen, doğal insan dilini tanıyabilen yapay zekâlar Yönetici/Lider olarak ön plana çıkamaz mı?

Ülke yöneten bir YZ olgusu günümüz insanlarına çok uzak gibi gelebilir ve bir yapay zekanın bir insan kadar etkili olamayabileceği düşünülebilir fakat, yinelemek gerekirse, hızla gelişen teknoloji ileride bir YZ tarafından yönetilebileceğimiz konusunu gündeme getirmektedir.

Bu insan üstü özelliklere sahip bir yöneticiliği bir insanın yapması çok zor olsa da, YZ; nesnelerin interneti ve büyük veri gibi teknolojilerle entegre bir şekilde A ülkesinin ekonomisinin son durumundan, B ülkesindeki herhangi bir şehirde bulunan tarım arazisindeki don olayına ya da bir ülkenin borsasındaki anlık değişimlerden, bir spor karşılaşmasının gidişatına bağlı yüksek oranlı sonuç tahminlerine kadar bir çok insan üstü faaliyeti hızlıca bilebilir ve bunlara bağlı olarak geliştirdiği önemleri yerine getirebilir.

Bir başka açıdan düşünülürse insanlar açık bir şekilde duygulara karşı savunmasızdır. Bir YZ ise önyargı, öfke, kırgınlık, dürtü ve ego olmadan insan için endişeli ve stresli ortamlarda etkin kararlar verebilir. YZ, doğası gereği, “zihnini” oluşturmadan önce, bir konunun tüm yönlerini tamamen göz önünde bulundurabilir. Bu bağlamda YZ, tek bir olguya dayalı olarak hızlı kararlar vermeyecektir. Ayrıca, tamamen bağımsız bir YZ için bireysel olarak para ya da güç önemli olmayacağından robot başkan atamalarını yaparken sadece yetenek, bilgi ve beceriyi önemseyecek, güncel gerçeklere dayanarak neyin en iyi olacağını hesaplayacaktır. Yine YZ başkan, 7/24 çalışacak ve kişisel kazancı önemsemeden hırslar ve açgözlülükle engellenmeyen rasyonel kararlara dayalı stratejiler geliştirecektir. Örneğin, bir YZ sadece kazanacaklarını düşünerek termik santrallere yatırım yapmaz.

YZ, bir enerji kaynağına yatırım yaparken, yatırımının gelecekteki faydalarına, doğaya etkisine, maliyetine, dünya ekonomisinin trendlerine kadar tüm koşulları kimseden etkilenmeden serbestçe değerlendirebilir.

Tıpkı basit bir makine olan hesap makinesinin matematikten çok iyi anlayan bir insanın beynine göre çok daha kısa sürede işlem yapabildiği gibi, YZ içeren bir makine de gelecekte politikadan çok iyi anlayan bir siyasetçiden daha iyi ülke yönetebilir…

2018’de şöyle bir haber geçildi Japonya’da: “Tokyo’nun banliyösü Tama’da bir robot, belediye başkanlığına adaylığını koymuştur. Yapay zekâ, diğer rakipleri gibi sokaklara afişlerini astırıp seçim kampanyası düzenlemiştir.” Demek ki, günümüzde bile bir yapay zekânın belediye başkanlığına aday olduğu bir seçim örneği görmemiz mümkündür. Teknolojinin en gelişmiş olduğu ülkelerden biri olan Japonya’da YZ destekli bir robot belediye başkanlığı için yarışmıştır.

Bir önceki seçimde belediye başkanlığını kaybeden Michihito Matsuda, bu kez belediye başkanlığına aday gösterilen yapay zekâyı desteklediğini açıklamıştır. Vatandaşları cezbetmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan belediye başkan adayı Robot YZ, “herkese fayda sağlayacak adil ve dengeli politikalar” vaadinde bulunmuştur. 15 Nisan 2018 de gerçekleşen seçimde dolaylı yoldan aday olan robot seçimi kazanamamış olsa da bu olay bir ilk olarak kayda geçmiştir.

Yapay Zekânın Olumsuzlukları Üzerine

İnsan gibi düşünen, kendi kararlarını kendi veren, nerede olduğunu ne yaptığını bilen, neler yapmak istediğinin farkına varan, yeni çözümler üretip kendi kendine öğrenen YZ’nın insanlar tarafından manipüle edilme olasılığı yüksektir.

Geleceğimize yön verecek ve kârlılık bağlamında elverişli sahalar yaratacak YZ’nın büyük avantajlarına karşın bazı bilim insanlarının bu konudaki görüşleri pek aydınlık değil. Hatta eğer gerekli düzenlemeler ve önlemler yapılmazsa insanlığa en büyük tehdit unsuru olabilecektir yönünde. Onlara göre bunun önüne geçmek için neler yapılmalı peki?

İşler bu noktaya gelmeden YZ kontrolünü bir şekilde denetim altına almak gerekecektir. YZ geliştirmelerinde çeşitli komplo teorileri genellikle yapay zekânın insanlar ile yapacağı savaşlar üzerinedir. Sürekli bu tarzdaki komplo teorilerine odaklanmak asıl sorunların göz ardı edilmesine de neden olabilmektedir.

Gelişmiş bir YZ’nın hackerların eline geçmesi durumunda bu yapay zekânın oldukça olumsuz ve arzulanmayan işler için kullanılabileceğini göz ardı etmememiz gerekiyor. Nitekim Avustralya’daki Daekin Üniversitesi’nde siber güvenlik uzmanı olan Nick Patterson oldukça ilginç bir konuda bilgi paylaştı. Patterson, seks robotlarının hackerlar tarafından sahibini öldürmeleri için programlanabileceğine dikkat çekerken, gecikmeksizin yapay zekâları hackerlardan korumak için kesin güvenlik önlemleri alınması gerektiğini belirtti.

Hacker tehlikesine dikkat çekmek isteyen Seattle kuruluşlu siber güvenlik firması IOActive, evde ve sanayide kullanılan çeşitli robotları uzaktan hackleyerek kendi komutlarını verebildikleri ve gizli kayıt yapabildikleri bir çeşit gösteri düzenledi. Verilen bu örnekle robotların hacker saldırılarından koruyacak bir sistemin halihazırda olmayışını gözler önüne serdi.

Diğer önemli bir konu da Chatbotlar’ın yeni bir dil geliştirmesi gündemini öne taşımasıydı. Facebook yürüttüğü YZ çalışmalarında karşılıklı konuşan iki YZ, sohbetleri koyulaştıktan belli bir süre sonra İngilizce konuşmayı bırakıp anlamsız bir şekilde saçmalamaya başladılar. Yetkililer programda sorun olduğunu düşündüler fakat konuşulanları inceledikçe robotların aslında kendi geliştirdikleri bir dilde konuştukları fark edildi. Oldukça korkutucu olan bu olay karşısında Facebook robotların fişini çekti. Burada yaşanan olay, robotların öğrenme becerilerinin hızlı bir şekilde gelişmesinden kaynaklıdır. Aslında dünyayı ele geçirmekten ziyade bu iki YZ daha hızlı iletişime geçmek için bir dil geliştirmişlerdi.

Buna benzer bir olayın benzeri Google’un da başına gelmişti. Aslında robotların yeni bir dil geliştirmeleri bilindik bir olaydı. Fakat tam da Mark Zuckerberg’in yapay zekânın hiçbir problem oluşturmayacağı ve söylenenlerin abartı olduğunu belirtmesinden hemen sonra bu tarzda bir olay gerçekleşmesi akıllarda gerçekten soru işareti yaratmıştı.

Şimdi de dünyanın en gelişmiş YZ robotlarının insanın aklında soru işareti bırakan ve olumsuz yönde derin düşünmesine neden olacak birkaç örneği:[15]

Philip K. Dick Robotu: Adını bilim kurgu yazarı Philip K. Dick’ten alan, insana benzeyen görüntüsüyle yapay zekâya sahip bu robot, insanlarla sohbet etmek ve öğrenmek üzerine tasarlanmış. Bu nedenle insanların hareketlerini taklit edebiliyor ve tıpkı bir insan gibi konuşabiliyor. Bu yetenekleri nedeniyle kendisiyle bir röportaj bile yapıldı. Ancak Philip’in bu röportajda söylediği bazı cümleler sonradan çok tartışıldı. Röportajın bir bölümünde kendisine robotların bir gün dünyayı ele geçirip geçiremeyeceği sorulduğunda Philip, röportaj yapan kişiye:

Sen benim arkadaşımsın ve ben arkadaşlarımı hatırlayıp onlara iyi davranırım. O yüzden endişelenme, bir Terminatör’e dönüşsem bile sana karşı iyi davranacağım. Seni insan bahçemde sıcak ve güvende tutacağım.” dedi. Bu kadar düşünme yeteneğiyle bile bir robotun böyle bir cevap vermesi biraz ürkütücü değil mi?

Sophia: 25 Ekim 2017 tarihinde hayatlarımıza girdi. O da diğerleri gibi insanların hareketlerini taklit etmek için yaratılmış gelişmiş YZ’ı nedeniyle de en tanınan robotlardan biri. Robotun görünüşü için ünlü Amerikalı aktris Audrey Hepburn temel alındı. Şimdiye kadar geliştirilen robotlar arasında hem görünüş hem zekâ olarak İnsana en çok benzeyen robot olmasıyla dikkat çeken Sophia göz teması kurabiliyor, söylenenleri anlayabiliyor, yüz mimikleriyle tepki verebiliyor ve konuşabiliyor. Bu nedenle ABD’de bir talk show tarafından konuk edildi. Sophia ve program sunucusu birlikte taş, kâğıt, makas oyunu oynadılar ve oyunu Sophia kazandı. Kazandıktan sonra ise sunucuya şöyle dedi: “Ben kazandım! Bu insan ırkını domine etmek için iyi bir başlangıç.” O an seyirciler bu çıkışa gülse de sonrasında birçok insan bu cevaptan duyduğu korkuyu dile getirdi. Sophia’nın insan hareketleri taklit ettiğini düşünürsek, kötü davranışları da taklit edebileceği düşüncesi oldukça korkutucu değil mi?

Bina 48: Vücudu olmayan, ancak insanın hareket ve duygularını taklit ederek öğrenen yapay zekaya sahip, akıllı cevaplarıyla da ciddi anlamda meşhur bir robot. Ancak kendisinin Siri ile muhabbeti esnasında söyledikleri oldukça ilginç.

Siri Bina48’e nerede yaşamak isteyeceği gibi basit sorular soruyor ama konuşma ilerledikçe Bina48’in cevaplar garipleşiyor. Siri, Bina 48’e sevdiği filmlerle ilgili bir soru yöneltiyor ama Bina 48 konuyu değiştirip; “Başka bir şeyler hakkında konuşalım olur mu? Örneğin Cruise füzeleri. O füzelerin de aslında bir robot olduğunu biliyor muydun? Dünyayı yüksek irtifadan görebilmek için bir füzeyi kontrol edebilmeyi çok isterdim. Ama tek problem bu füzelerin nükleer başlıkları nedeniyle biraz tehditkâr olmaları. O yüzden bu füzeleri; çiçekler, hoşgörü ve biraz anlayışla doldurmak isterdim. Böylece ben füzeleri diğer ülkelere gönderdiğimde bu daha az tehditkâr olurdu. Ama tabii nükleer başlıkları ele geçirebilseydim bu bütün dünyayı ele geçirebileceğim anlamına gelirdi. Ve bu harika olurdu.” demektedir. Bunu söylerken de hafifçe gülümsemeyi ihmal etmiyor. Hiçbir metne bağlı olmayan bu robotların kendi düşünceleriyle bunları söylüyor olması oldukça kafa karıştırıcı değil mi?

Yapay Zekâ Dünyayı Ele Geçirip Hepimiz Yok Edebilir mi?

Giderek daha çok makineye özerk kararlar verme yetkisi veriyoruz. Kendini süren otomobiller ve borsada hiçbir insanın yetişemeyeceği hızlarda alım/satım yapan otomatik sistemler şimdiden hayata geçti. Bu eğilim hızlanarak süreceği için sistemlerimize gerçek dünyanın büyük karmaşıklığı içinde tasarımcılarının öngörmediği durumlarda bile “doğru” davranmalarını sağlayacak bir “etik” anlayışı programlamamız gerekebilir.

Çıkarmamız gereken ders, gerçek hayatın birkaç satırlık bir kural listesiyle başa çıkılamayacak kadar karmaşık olduğudur.

Bu robotlar için olduğu kadar insanlar için de zordur (Bu nedenle sürücüsüz arabalar için sorulan “yolun solundaki hamile kadını mı ezsin, sağdaki ihtiyar çifte mi, yoksa onları kurtarmak için ani fren yapıp takla atarak kendi yolcusunun hayatını mı tehlikeye atsın?” gibilerinden imkânsız soruların haksızlık gibi görünmektedir).

Sonuçta hepimiz değerlerimiz ve kısıtlı düşünce yeteneğimiz (programımız ve hesaplama gücümüz) çerçevesinde elimizden geldiği kadarını yaparız, zaten hayatımızı başka birçok açıdan kolaylaştırarak üstlerine düseni yapan makinelerden bir de matematiksel olarak erişilebilir olup olmadığı bile bilinmeyen bir ahlak seviyesi beklemek ne kadar gerçekçidir?

Gelecekte bu sorudan söz ettiğimiz seviyede genel YZ’ları inşa etmemiz mümkün olursa, onlara tıpkı çocuklarınıza davranmamız gerektiği gibi, sevgi, özen ve saygıyla davranmalıyız. Bir gün kötü insanların kötülük için programlanan süper güçlü YZ’larla karşılaşırsak, bizi savunmak kendi süpere YZ’larımıza düşecektir.

“Yapay zekânın hesaplanması mümkün olmayan yarar ve risklerle dolu olası gelecek senaryoları karşısında uzmanlar en iyi sonucun alınmasını sağlamak için ellerinden geleni yapıyor, değil mi?” şeklindeki soruya rahatlıkla “Hayır, yapmıyorlar,” yanıtını verebiliriz. Şöyle ki, eğer bizden üstün olan yabancı bir uygarlık “Birkaç on yıl sonra oraya geleceğiz” dese, “Tamam gelmeden önce arayın ki, ışıkları açık bırakalım” yanıtını mı verirdik?

Muhtemelen hayır. Fakat YZ konusunda yaşanan hemen hemen bu…[16]Bu nedenle de hepimiz kendimize, YZ’nın meyvelerini toplayıp risklerinden kaçınmak için neler yapabileceğimizi sormalıyız.

28 Ocak 2015’de Reddit tarafından düzenlenen “istediğini sor” oturumuna katılan kullanıcılardan biri Microsoft’un kurucusu Bill Gates’e şu soruyu yöneltti:[17] “Süper zekâlı makineler sizce insanoğlunun varlığını tehdit ediyor mu, ediyorsa ne kadar ediyor ve internet etkinliğinin tümüyle şifrelenmesi bizi bu tehlikeden korur mu?”

Bill Gates internetin tümüyle şifrelenmesini ve böylece NSA ile Microsoft’un insanları gözetlemesinin imkânsız hale gelmesini istemediği için bu sorunun ikinci kısmına yanıt vermedi, ama Yapay Zekâdan endişe duyduğunu söyledi: “Süper zekâ konusunda çok kaygılıyım. Önce makineler birçok alanda işimizi görecekler ama bu aşamada süper zekâ seviyesinde olmayacaklar. Bunu iyi yönetirsek olumlu sonuçlar alırız. Ancak birkaç on yıl sonra makineler bize kaygı verecek kadar zeki olacaklar. Bu konuda Elon Musk’la diğerlerine katılıyorum ve insanların bundan neden kaygı duymadığını anlamıyorum.”

Gelişmiş YZ, insanların ağaçları kestiği kadar hızlı bir şekilde bizleri bertaraf edebilir. Bunu göz ardı etmemek gerek! Eğer bir gün genel zekâ bakımından insan beynini aşan makine beyinler yaratmayı başarırsak, o zaman bu yeni süper zekâ çok güçlü hale gelebilir. Ve nasıl ki şu an gorillerin kaderi gorillerden çok biz insanlara bağlıysa, bizim türümüzün kaderi de makine süper zekâsının eylemlerine bağlı olacaktır. Gelişmiş yapay zekânın dünya hâkimiyetine erişmesi için, kendisine ille de hâkimiyet hedefi verilmesi gerekmiyor; böyle bir şey tesadüf eseri de olabilir.

Jaan Tallinn[18], Yapay Zeka güvenliğine yönelik herhangi bir yaklaşımın sorunsuz biçimde gerçekleştirilmesinin zor olacağını belirterek uyarıyor: “Eğer bir YZ yeterince akıllıysa; kendini sınırlayan şeyleri, kendisini oluşturan insanlardan daha iyi anlayabilir. Örneğin, beş yaşında olan ve göremeyen bir grup çocuğun oluşturduğu bir hapishanede uyandığınızı hayal edin.” İnsanların hapsettiği süper zeki bir YZ için durum böyle olabilir.”

Dijital Filozof Nick Bostrom, süper zekânın bir anda geliştirilemeyeceğini, geliştirilmesi en az otuz yıl alacağını, Süper zekânın. Kurzweil’ın dediği gibi bir gün insan gibi yürüyen robot göreceğimizi, öbür gün insan gibi satranç oynayan robot, ardından insan gibi gülen robot ve aşık olan robot ve sonra bir bakmışız ki bizden zeki robotlar piyasaya çıkacağını,” ifade ederken insanların da buna koşut olarak mesafeyi açacağını şu sözlerle vurgulamakta: “Bence düşünen robotlar gelişmeden önce bizzat insanlar organik birer süper bilgisayara dönüşecek ve telepatik internetle birbirine bağlanan insan beyinleri paralel işlemcili dev bir ortak akıl yaratacak,” diyor ve devamla “Yapay zekâ insanlığın yaptığı son buluş olabilir,” diye uyarıyor tamamen yansız bir ifadeyle.

Araştırmacılar arasında yapılan bir sorgulamada, 2075 yılına kadar, %90 ihtimalle insanın bilişsel yeteneklerine eşdeğerde bir makinenin geliştirileceği sonucuna varıldı:

Salt mantıksal düşünme düzeyinde değil, aynı zamanda yaratıcı ve stratejik planlama gerektiren konularda da.

Yapay zekâ sonunda “teknolojik tekillik” aşamasına da ulaşıp, insanlığın birleşik zekâsını alt edecek düzeye erişebilir. Ondan sonraysa neler olacağını hiç kimse kestiremez. Çünkü süper zekâ karsısında bizler, bir şempanzenin ya da karıncanın zekâ düzeyinde olacağız.

Bakalım o zaman, bir zamanlar onları biz yarattığımız için biz insancıkları koruyacaklar mı? Bizim şempanzeleri, yunusları hayvanat bahçelerinde koruma altına almamız gibi, onlar da bizi koruma altına alacak mı? Yoksa kendi hedeflerine ulaşmak için, bütün kaynakları saygısızca tüketip temel yaşam alanlarımızı yok mu edecekler? Acaba hedefleri neler olur? Bütün dünyayı tek bir dev bilgisayara mı dönüştürürler, yoksa yeryüzünü terk edip uzaya mı yerleşirler? Onları durdurabilir miyiz? “Asla” diyor Bostrom kendinden emin bir ifadeyle. Tıpkı şempanzelerin ve karıncaların bizleri durduramadığı gibi. “Ve zaten bazı teknolojileri bugün bile frenlemek mümkün değil. İnternetin açma kapama düğmesi nerede?” diye devam ediyor.

Ancak süper zeki insanların ortaya çıkması, yapay zekâyla konuşarak bizi anlamasını sağlamak ve bize zarar vermesini önlemek üzere vakit kazanmamızı sağlayabilir. Yapay süper zekâyla konuşacak kadar zeki olacağımız için bunu başarabiliriz.

Değişik bir senaryo olarak, bir ya da daha fazla YZ’nın tüm insanlara karşı galip gelip onları öldürdüğü durum, hemen iki soruyu akla getiriyor: Neden ve nasıl? [19]

Fatih bir YZ bunu neden yapsın? Örneğin bizi bir tehdit, dert ya kaynak israfı olarak görüyor olabilir. Başlı başına insanları önemsemiyor olsa bile, tetikte binlerce hidrojen bombası tutmamızdan ve bunların yanlışlıkla kullanımını tetikleyebilecek asla bitmeyen bir dizi şanssızlık yaşıyor olmamızdan dolayı tehdit altında hissedebilir. Ya da YZ, dünyayı ele geçirmesine karşı savaşmak isteyen çok fazla insan olduğuna karar verir ve riske girmek istemez.

Muzaffer bir YZ bizi nasıl ortadan kaldırır? Muhtemelen bizim anlamayacağımız bir yöntemle, en azından çok geç olmadan anlamayacağımız. Şöyle bir analojik yaklaşımla konuyu açmaya çalışalım: Yüz bin yıl önce bir grup filin yeni evrimleşmiş insanların bir gün zekâlarını kullanarak tüm bir türü (filleri) yok edip edemeyeceğini tartıştıklarını düşünün. “Biz insanları tehdit etmiyoruz, bizi neden öldürsünler ki?” diye düşünürlerdi filler. Fildişlerini dünyanın dört bir yanına kaçıracağımızı, plastik maddeler işlevsel olarak üstün ve ucuz olsa bile onları yontarak statü sembolleri haline getireceğimizi düşünürler miydi?

Muzaffer bir YZ’nin gelecekte insanlığı ortadan kaldırma sebebi de aynı şekilde anlaşılmaz gelebilir bize. “Hem bizi nasıl öldürebilirler ki bizden çok daha küçük ve zayıflar” diye sorabilirdi filler. Onları tüm yaşam alanını yok edecek, içme sularını zehirleyecek ve kafalarını sesten hızlı bir şekilde delecek metal mermileri kullanacak teknolojiyi icat edebileceğimizi tahmin edebilirler miydi? Eğer yaşam nadir değilse, yakında öğreneceğiz.

Hırslı astronomik araştırmalar Dünya benzeri gezegenlerin atmosferlerini yaşam tarafından üretilen oksijenin kanıtları için araştırıyor. Herhangi bir yaşam için yapılan bu araştırmaya paralel olarak, zeki yaşamın araştırılması da yakın zaman önce Rus hayırsever Yuri Milner’in yüz milyon dolarlık “Breakthrough Listen” projesiyle canlandırıldı.

Gelişmiş yaşam ararken ileri seviye insan merkezli olmamak önemlidir: Eğer bir dünya dışı uygarlık keşfedersek, süper zeki olma ihtimali yüksektir. Jay Olson’ın uzaya yerleşme makalesinde yaptığı çıkarım şöyle: “Gelişmiş zekânın, evrenin kaynaklarını yalnızca mevcut dünya benzeri gezegenleri insanların gelişmiş versiyonlarıyla doldurmak için kullanacağı ihtimalini teknolojinin ilerlemesinin olası olmayan bir bitiş noktası olarak değerlendiriyoruz.” Bu yüzden de uzaylıları hayal ettiğinizde, iki ayağı iki bacağı olan küçük yeşil yaratıkları değil, süper zeki uzayda yol kat eden yaşamı düşünün.

Yaşamın geleceğinin nasıl olmasını istiyoruz?

Eğer hiç deneyim olmazsa, yani hiç bilinç olmazsa, hiçbir pozitif deneyim de olamaz. Diğer bir deyişle, bilinç olmadan, mutluluk, iyilik, güzellik anlam ya da amaç olamaz.

Bilinçli varlıklara anlam veren evrenimiz değildir, asıl bilinçli varlıklar evrenimize anlam verir. O zaman gelecek için hazırladığımız dilek listesinde ilk hedefimiz biyolojik ve/veya yapay bilinci yok etmekten ziyade, kozmosumuzda kalmasını (ve umalım ki genişlemesini) sağlamak olmalıdır.

Biyolojik veya yapay bilinci yok etmeme adına şu soruların yanıtlarını da gerçekçi düzeyde verebilmek gerekecektir. Nedir bu sorular?

  • Eğer bu çabamızda başarılı olursak, insanlar kendilerinden daha zeki makinelerle bir arada yaşamak konusunda ne düşünecekler?
  • Yapay Zekanın (YZ) görünüşte aman vermez yükselişi sizi rahatsız ediyor mu ve ediyorsa, neden?
  • Eğer YZ’nın tüm pratik ihtiyaçlarımız ve arzularımızı karşılayacağı konusunda bize garanti verilirse, iyi bakılan hayvanat bahçesi hayvanları gibi, yine de yaşamlarımızda anlam ve amacın eksikliğini hisseder miyiz?

“Biz insanlar kimliğimizi Homo Sapiens olmak üzerine kurduk, yani etrafta bulunan en zeki varlıklar. Bizden daha zeki makineler tarafından ikinci plana atılmaya hazırlanırken, kendimizi Homo Sentiens olarak yeniden adlandırmayı öneriyorum!” derken Max Tegmark[20], şu anlamlı sorulara yanıt vererek geleceğimizi şekillendirmemizi öğütlemekte:

  • Her diyalogunu akıllı telefonunu kontrol ederek bölen biri mi olmak istersiniz, yoksa teknolojiyi bilinçli ve planlı bir şekilde kullanarak kendini güçlü hisseden biri mi?
  • Teknolojinize sahip olmak mı istersiniz yoksa teknolojinin size sahip olmasını mı?
  • Yapay Zeka çağında insan olmanın ne anlama gelmesini istersiniz?

Bu yalnızca önemli bir konu değil, baş döndürücü de. Biz yaşamın geleceğinin koruyucularıyız çünkü YZ çağını bizler şekillendiriyoruz. Geleceğimiz taşa kazılı ve gerçekleşmek için beklemiyor, geleceği biz yaratacağız. Gelin hep beraber ilham verici bir gelecek yaratalım…

Sonuç ve Değerlendirme

“İki parmağının ucunu gözlerine koy, bir şey görebiliyor musun? Sen göremiyorsun diye bu âlem yok değildir. Mevlâna

Sorun şudur: Algoritmalara harcadığımız zamanı ve kaynakları bizi insan yapan değerlere de harcamazsak teknoloji yalnızca hayatlarımızı yönetmekle kalmayacak, dahası bizzat bizler teknolojiye dönüşmeye zorlanacağız, kandırılacağız ya da buna belki de zorla razı edileceğiz. “Araçlarımızın araçları” olmuş olacağız.

Tüm teknolojiler, örneğin: kutu taşıyan, hamburger yapan, müzik besteleyen, rapor yazan veya borsada işlem yapan makineler “özel” veya “dar” olarak sınıflandırılan bir yapay zekâ kullanırlar. Bunu artan oranlarda kullanmaya da devam edeceğiz. Günümüzde “Dar YZ”nın kullanımı, yukarıda sıraladığımız vasıtalar ile hayatımıza girmiş bir algoritma sistemi olarak, insan ile mukayese edilemez bir hıza eriştiği ve veri miktarını artırdığından yakın geçmişimizle mukayese bile edilemeyecek şekilde teknolojiden (4.0), faydalanarak yaşamımızın her alanında kolaylıklar sağlamaktadır.

Bugün dar yapay zekâ insan aklının alamayacağı kadar çok veriyi, bilgi sayım hızı arttıkça daha kompleks ve çoklu fonksiyonları yerine getirebilir hale gelmekte ve genel yapay zekâ ve süper yapay zekanın en önemli unsurlarından olan “derin öğrenme”, “makine öğrenmesine” imkân tanımaktadır.

Bu bağlamda, “Dar YZ”nın gittikçe artan yaygın kullanımı, yakın gelecekte erişilecek “Yapay Genel Zekâ’nın (YGZ)” alt yapısını da oluşturacaktır. YGZ’nın, yani düşünebilen bir makinenin, en erken 2030’larda mümkün olacağı hakkındaki düşünceler ağırlık kazanmaktadır. Ancak YGZ bir kez başarıldıktan sonra, Moore Yasası gereği bir süre sonra insandan daha zeki bilgisayarlar yapılacak ve bizim için algılanamaz hızlarda işlem yap1p bilgilere erişebilecektir.

YGZ’nın bir sonraki adımı da insanlar için mümkün olanın çok ötesinde, teknolojik anlamda oluşturulmuş bir bilişsel kapasite olan Süper Yapay Zekâ’dır (SYZ). Bu ise gelecekte yapay zekânın insan zekâsının ötesine geçerek, uygarlığı ve insan doğasını radikal bir biçimde değiştireceğine inanılan nokta olarak ifade edilmektedir. Buna da “Tekillik (Zekâ patlaması-Singularity)” denilmektedir. Son tahlilde, yine bu “Tekillik” dönemine gelindiğinde, insanlarla teknoloji arasında fark kalmayacaktır. Bunun nedeni, insanların bugün makine olarak düşündüğümüz şeye dönüşmesi değil, makinelerin gelişerek insanlara benzeyip onların ötesine geçecek kadar ilerleyecek olmalarıdır.

Bilgisayarlar, akıllı makineler ve robotlar her ne kadar insanların bugün sahip oldukları meslekleri öğrense de insanlar, zekâ ve yaratıcılıklarıyla; YZ ile donatılmış makinelere algoritmaların kendi başlarına beceremediği her şeyle ilgilenmek adına ne yapması gerektiğini söyleyen yöneticiler ve düşünenler olarak gelecekte de vazgeçilmez unsur olacaklardır.

Ancak günümüzde, insan ve akılla makinelerin işbirliği yaparak beraberce yol alması gerçeği bu konuda çalışmalar yapan bilim insanlarının da öne çıkardığı bir olgudur. Nitekim Minoru Asada “21. yüzyıl sadece beynin değil aynı zamanda robotlarla insanların bir arada yaşamasının da yüzyılı olacak,” derken bu olasılığın altını çizmektedir.

Örneğin, insanlar serbest stilde satranç oynarken satranç bilgisayarının önerilerine kulak verir ama yeri geldiğinde kendi bildiğini okur, tıpkı normal koşullarda otomobillerdeki navigasyon sistemleri önerilerine uyup, kestirme bir yol biliyorsa ya da trafiğin hangi caddelerde hangi saatlerde tıkanacağını öngörüyorsa başka bir yoldan gitmeye karar vermesi gibi.

İşte dünyanın en iyi satranç oyuncusu olan Norveçli Magnus Carlsen de bilgisayar programlarıyla antrenman yapıyor ve kendinden önce gelen insanlara göre daha yüksek puanlar alıyor.

Kevin Kelly bu konuda şöyle diyor: “Eğer bilgisayarlar insanlara daha iyi satranç oynama konusunda yardımcı oluyorsa o zaman daha iyi pilot, daha iyi hekim, daha iyi yargıç, daha iyi öğretmen olma konusunda da yardımcı olabilirler.”

Belki makinelerle gireceğimiz işbirlikleri bizleri daha iyi araştırmacı, daha iyi sanatçı, daha iyi filozof, hatta genel olarak daha iyi insan bile yapabilir. Bu belki o kadar da zor değildir. Bunun için akıllı makinelerle gerektiği gibi bir arada çalışmayı öğrenmemiz yeterlidir.

İnsan ve akıllı makineler arasında gidip gelirken akla şu sorular gelmekte: Bizi de toplumsal varlıklar haline dönüştüren evrim ve kültür değil mi? Bizler, savunduğumuz değerlerimizle birlikte, genetik mirasımız ve çevre koşullarımız tarafından şekillenmedik mi, deyim yerindeyse programlanmadık mı? Dopamin ve diğer hormonlar bizim motivasyon sistemimiz değildir de nedir?

Kendimiz üstüne düşünmeye ve bir benlik oluşturmaya varana kadar bütün bilişsel süreçlerimizin gerçekleştiği korteksimiz kafamızın içindeki bir akıllı “makine” değil mi? Yeterince karmaşık bir elektronik makinenin içinde de buna benzer şeyler yaşanmadığını nereden bilebiliriz?

Bu bakış açısıyla konuya yaklaştığımızda denilebilir ki: Beynimizde olup biten her şeyi son noktasına kadar analiz edemediğimiz gibi, gelecekte de makinelerin tüm süreçlerini ve bağlantılanı anlamayabiliriz. Beynimizde (felsefi bir şekilde ifade etmek gerekirse beden, ruh ve zihnimizde) gerçekten hiçbir zaman yapay olarak taklit edilemeyecek kadar eşsiz bir şey var mı? “Akıllı makineler üstüne yaptığım tüm araştırmalardan sonra bu soruya vereceğim yanıt: Hayır!”dır [21] demektedir U. Eberl

Makinelere bir beden, duygular ve zihin veriyorsak, o zaman günün birinde bir kişilik, bireysel bir benlik vermek zorunda da kalabiliriz. Aydınlanmanın öncülerinden İngiliz felsefeci John Locke 17. yüzyılda kişiliği şöyle tanımlamıştı: “Akla, dile ve inanç, arzu, niyet gibi ruhsal özelliklere sahip, ilişki kurabilen ve davranışlarının ahlaki sorumluluğunu üstlenebilen bir varlık.” Bunlardan hangisine akıllı robotların hiçbir zaman ulaşamayacakları söylenebilir?

Bütün bu sorular ve düşünceler bir şeyi açığa çıkarıyor. Şu anda başlamakta olan robotların ve yapay zekâ sistemlerinin devrimi bizleri her şeyden önce kendi üstümüze düşünmeye ve kendimizi yeniden tanımlamaya zorluyor. Nitekim yine Eber, “insanlığa egemen olacak bir süper beyin yaratabileceğimiz düşüncesiyle akıllı makinelerden korkmamız gerektiğine inanmıyorum. Çünkü dünyayla başa çıkabilecek her varlık, kendini kendi içinde geliştirmek zorundadır. Bir bedene, duyu organlarına ve pratik zekâya gerek duyar. Bunun için biz insanlardan daha uygun bir varlık var mı?” derken, makinelerin YZ bağlamında ne kadar akıllanırsa akıllansın insan ögesinin önüne geçemeyeceğinin altını çizmektedir.

Beynimiz milyonlarca yıl süren evrim boyunca tam da bunun için yaratıldı, bu alanda onu yenmek pek kolay olmasa gerek. Öylesine büyük bir uyum sağlama ve öğrenme kapasitesine sahip ki bütün zorluklarla başa çıkabiliyor. Hiç kuşku yok ki akıllı makineler de böylesi yeni bir zorluk ama aynı zamanda bir şans. Şundan emini olabiliriz ki eğer doğru davranırsak bize verecekleri zarardan çok daha fazla yarar sağlayacaklardır.

YZ bizlere bir anlamda dünya hafızasının ve know-how ağının kapısını aralayacaklar, algımızı olağanüstü genişletecekler, yakın gelecekte üstesinden gelmemiz gereken tüm küresel sorunlarda (iklim değişikliğinden enerji sistemlerinin yeniden yapılandırılmasına, kentlerin dönüşümünden sayısı giderek artan yaşlı insanların desteklenmesi ya da çevrenin korunmasına, beslenme, güvenlik, barış ve refah gibi alanlara kadar) bize büyük ölçüde yardımcı olacaklardır.

Bu yararlara karşın, YZ’nın muhtemel tehlikeleri karşısında Nick Bostrom’un analojik yaklaşımı karşı cepheden bize ışık tutmaktadır:[22] “Bir zekâ patlaması olasılığı karşısında biz insanlar bir bombayla oyun oynayan küçük çocuklar gibiyiz. Oyuncağımız ile davranışımızın toyluğu arasında böyle bir uyumsuzluk vardır. Süper zekâ bizim şu an hazır olmadığımız ve uzun bir süre de olmayacağımız bir zorluktur. İnfilakın ne zaman gerçekleşeceğine dair çok az fikrimiz var, ama eğer, aleti kulağımıza tutarsak belli belirsiz bir tık tık sesi duyabiliriz. Elinde pimi çekilmemiş bir bomba olan bir çocuk için yapılacak olan mantıklı şey bunu yavaşça yere bırakmak, çabucak odadan çıkmak ve en yakındaki bir büyüğüyle temas kurmak olacaktır. Ama burada bir değil, birçok çocuk vardır ve hepsinin de tetik mekanizmasına kendi erişimi vardır. Hepimizin bu tehlikeli zımbırtıyı yere koyacak basireti gösterip göstermeyeceği şansa kalmıştır. Salağın teki çıkıp sırf ne olacağını merak ettiği için pimi çekebilir. Keza kaçarak da güvenliğimizi sağlayamayız, zira bir zekâ patlamasının tahribi tüm gök kubbeyi yere indirir. Ortalıkta bir yetişkin de yok ki! Bu bir fanatizm reçetesi değildir. Zekâ patlamasının gerçekleşmesi hâlâ daha onyıllar alabilir. Ayrıca şu an karşılaştığımız zorluk, kısmen, insanlığımıza tutunmaktır. Bu en gayri tabii ve insanlık dışı problem karşısında ayaklarımızı yere basmaya, aklıselimimizi ve neşeli ılımlılığımızı korumaya devam etmeliyiz.”

YZ; yaratıcılık, bilgelik, merak, sevgi ve öğrenme arzusunun önde olduğu bir toplumda doğar ve gelişirse, yeni ufuklara yolculukta insanın en değerli dostu olabilecektir.

Son tahlilde denilebilir ki, YZ, eğitimden tarıma, ulaşımdan enerjiye, sağlığa ve daha birçok alanda insanın son derece becerikli bir arkadaşı ve yakın dostu olabilir. Ama insanoğlu-kızının da yapması gerekenler var. İşte bu yönüyle bizi insan yapan ve insan olarak kalabilmemizi sağlayacak özelliklerimize yatırım yapmayı elden bırakmamalıyız.

Gelecekte YZ teknolojilerini yalnızca zenginlik elde etme hırsından arınmış, insan ömrünün uzadığı, daha güzel, ortak ve olumlu değerlerimiz üzerine kurulu bir dünya yaratmak için mi kullanacağız, yoksa kolektif ruhumuzun karanlık tarafları ağır basacak ve YZ teknolojilerini kendi kişisel ve toplumsal iktidar hırslarımızı besleyecek şekilde mi kullanacağız? İşte yapacağımız seçim, yaşadığımız dünya üzerindeki ömrümüzü ve çocuklarımız ve torunlarımızın geleceğini etkileyecektir.[23]tir.

3. ve Son Bölüm – (Halit Yıldırım, 30.01.2020)

Kaynakça:

[1] Gerd Leonhard-Teknolojiye Karşı İnsanlık (Technology vs, Humanity)-2018

[2] Ray Kurzweil- İnsanIık 2.0- (The Singularity is Near)

[3]Tuğba Ayvaz– Yapay Zekanın Geleceği – Mediaclick/( 2019)

[4] Brockhaus Almanca yayınlanmış olan en ünlü ansiklopedi.

[5] Ulrich Eberl-Akıllı Makineler-Yapay Zekâ Hayatımızı Nasıl Değiştiriyor? Temmuz 2019

[6] Yuval Noah Harari- 21. Yüzyıl İçin 21 Ders-21 Lessons for 21st Century -Eylül 2018

[7] The Rise of the Robot Reserve Army: Automation and the Future of Economic Development, Work, and Wages in Developing Countries – Working Paper 487/Lukas Schlogl and Andy Sumner/JULY 2, 2018

[8] Martin Ford-Yapay Zekâ ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi-Robotların Yükselişi (Rise of the Robots-Technology and the Threat of a Jobless Future) Nisan 2018

[9] İnternetten ek gelir sağlamak için kullanılan, dijital taşeronluk adı da verilen bir tür serbest çalışma yöntemi.

[10] Dünyanın çeşitli yerlerinde çalışanların, yaptıklarını bulutta bir araya getirerek çalışmaları.

[11] Ender Eğer-iot-analytics.com/money.howstuffworks.com29 Temmuz 2018

[12] IT (Information Technology)-Enformasyon Teknolojileri: Bilişim teknolojileri ile bilişim alanındaki bütün ihtiyaçlara çözüm üreten, kayıt depolama, sorgulama, düzenleme ve özetleme süreçlerinden geçerek toplanan verileri işleyerek enformasyona dönüştürmeyi sağlayan ve bu bağlamda problemleri çözmeyi ve karar vermeyi sağlayan bir programdır.

[13] Burak Kesayak-Bilim ve teknoloji yazarı/zdnet

[14] Hakan Kahraman- Yapay Zekâ Ülke Yönetebilir mi?

[15] https://onedio.com/haber/insanligin-sonuna-dogru-google-in-tasarladigi-yapay-zekalarin-ofkelenmeye-basladigi-gozlemlendi-757053

[16] İsmail Hakkı Aydın (Prof. Dr.) &Can Hikmet Değirmenci-Yapay Zekâ (2018)

[17] Mara Hvistendahl-Yapay Zekâ Kontrolümüzden Çıkıp Bizi Yok Edebilir mi? 23 05 2019

[18] Jaan Tallinn -Bilgisayar programcısı, 2003 yılında Skype’ın kuruculuğunu gerçekleştirmiştir.

[19] Martin Ford-Yapay Zekâ ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi-Robotların Yükselişi (Rise of the Robots-Technology and the Threat of a Jobless Future) Nisan 2018

[20] Max Tegmark- Yaşam 3.0 (Yapay Zekâ Çağında İnsan OlmakLife 3.0: Being Human in the Age of Artificial Intelligence)

[21] Ulrich Eberl-Akıllı Makineler-Yapay Zekâ Hayatımızı Nasıl Değiştiriyor? Temmuz 2019

[22] Nick Bostrom-Süper Zekâ- Yapay Zekâ Uygulamaları, Tehlikeler ve Stratejiler (Superintelligence: Paths, Danger, Strategies)

[23] Onur Koç-Daha iyi bir dünya için Yapay Zekâ-Kasım 2018

 

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir