Yazı Dizisi 12. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Misyonerlik Çalışmaları

Yazı Dizisi 12. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Misyonerlik Çalışmaları

Hıristiyanlığı dünyaya yaymak için çalışan kişilere ‘misyoner’, bu amaçla yürütülen çalışmalara da ‘misyonerlik’ denilmektedir. Kökeni Latince ‘göndermek’ anlamına gelen ‘mittere’ fiiline dayandırılan ‘mission’ kelimesi Fransızca’dan Türkçe’ye geçmiştir. Bu kavram ‘özel görev, özel görevli kurul, dini görev ve yetki’ anlamına geldiği gibi aynı zamanda ‘misyonerlerin Hıristiyan olmayan ülkelerde bu dini yaymak için kurdukları teşkilata’ verilen bir isim olarak da kullanılmaktadır. (Meydan Larousse, cilt: 9)

Hıristiyanlığın Ortaya Çıkışı ve Misyonerlik Dönemleri:

Hz. İsa’dan itibaren Hıristiyanlık Dini’ nin önemli dönemleri ve misyonerliğin başlangıçtan günümüze kadar uzanan genel durumu tarihi olarak ana hatları ile şöyledir:

  1. 33-100 arası; Havarîler dönemi
  2. 100-800 arası; Kiliselerin kurulması
  3. 800-1500 arası; Orta çağ dönemi
  4. 1500-1650 arası; Reform dönemi
  5. 1650-1793 arası; Reform sonrası dönem
  6. 1793-1965 arası; Modern dönem
  7. 1965’den sonraki dönem; Diyalog dönemi diyebiliriz (Küçük, 1996:37).

Havariler dönemi; Hz. İsa’ya peygamberliği sırasında on iki kişi inanmıştı. Bunlara havariler denilmiştir. Hıristiyanlığı Hz. İsa’dan sonra bunlar tebliğ etmişlerdir. Bu sebeple bunlara ilk misyonerler gözü ile bakılabilir. Havarilerin Hıristiyanlığı yaymaları Hıristiyanlık Filistin’de doğduğu için Filistin sahası ile sınırlı kalmıştır.  Başlangıçta dini gayelerle kişisel gayretler şeklinde başlayan bu faaliyetler zamanla oldukça güçlenir ve özellikle mensubu bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal, kültürel, ticari ve ekonomik menfaatleri doğrultusunda emperyalizmin gelişmesine katkı sağlayan bir teşkilat halini alır.

İlk misyonerlerden kabul edilen Tarsuslu Aziz Paulus (St. Paul)

İlk misyonerlerden kabul edilen Aziz Paulus (St. Paul), Hıristiyanlığı yaymak amacıyla Anadolu, Makedonya ve Yunanistan’da kiliseler kurmuş ve onları teşkilatlandırmıştır. Havariler ve yardımcıları sayesinde Hıristiyanlık bütün Roma dünyasına, 10.yüzyıla gelindiğinde ise İsveç, Bohemya ve Danimarka’ya kadar yayıldı. Böylece Alman ve İskandinavların da Hıristiyanlığı benimsemesi ve Roma Katolik Kilisesinin Avrupa’ya hâkim olmasıyla Hıristiyanlığın bütün dünyaya yayılması için harekete geçildi. Bu amaçla Papalık tarafından 1662’de Vatikan’da “Propaganda Kongregasyonu” adıyla bir ‘Misyonerlik Bakanlığı’ kurulurken Paris’te de giderlerini Papalık Propaganda Dairesi’nin üzerine aldığı “Dış Misyonlar Papaz Okulu” açıldı. (Giray Yusuf Ural, 1977)

Misyoner faaliyetlerine bakıldığında özünün dini olduğu ve misyonerlerin de genelde din adamlarından oluştuğu görülür. Ancak, bu durum zamanla değişir ve özellikle son yüzyıllarda ruhban olmayan kişilerin de misyoner olarak görev yaptıkları gözlenir. Şöyle ki, din adamlarının yanı sıra çoğu zaman bir doktor, bir öğretmen, bir hemşire, bazan bir barış gönüllüsü, hatta araştırmacı görünümünde bilim adamı olarak görev yapan misyonerlere rastlamak mümkündür.

Misyonerlere göre amaca ulaşmak için her yol ve her meslek kullanılabilir.  Kendilerini İncilin bir neferi, bir hizmetkarı olarak gören misyonerlerin ana gayesi yeryüzünde güçlü bir Hıristiyan topluluğu meydana getirmektir. Onların ifadesiyle ‘dinsiz’ dünyayı Hıristiyanlaştırmaktır. Bunun için bilmeyenlere İncili öğretmek, Hıristiyan olmayanları bu dine davet etmek veya kendi mezheplerine insan kazandırmak için çalışırlar.

Misyonerlerin amaçlarına ulaşmak için en çok kullandıkları araçlar arasında okullar önde gelmektedir. Onlara göre eğitim ve öğretim yoluyla öğrencileri Hıristiyanlaştırmak esas gayedir.

Okullardan başka misyonerlerin kullandıkları bir diğer araç matbaadır. Matbaa ve okulların yanı sıra misyonerlerin kullandığı bir diğer kurum hastanelerdir.

Yabancı dil kursları, çok sayıda dispanser ve sağlık ocakları ve yetimhaneler gibi çeşitli yardım kuruluşları da en fazla kullanılan yerler arasındadır. Bu kanallarla bir taraftan karşılaştıkları topluluklara Hıristiyanlığı yayarlarken, diğer taraftan da onları kendi din ve kültürlerinden uzaklaştırmak için çaba sarfederler.

Yukarıda açıklanan yöntemlerle yürütülen çalışmalar sonunda Avrupa, Rusya ve Amerika’ya kadar yayılan misyonerlik faaliyetleri Müslümanlar arasında da başlatılır ve hatta Uzak Doğuya kadar uzanır. 19. yüzyıldan itibaren sömürgeciliğin gelişimine paralel olarak Asya, Afrika, Çin ve Japonya gibi ülkeler de misyonerlik faaliyetlerine maruz kalırlar.

Misyonerlik gayesiyle kurulan en eski ve güçlü misyon teşkilatlarının İngilizlere ait olduğu bilinmektedir. 

Bunlardan 1646’da Londra’da kurulan “Hıristiyanlığı Yayma Cemiyeti” kısa zamanda hızla yayılır ve İngiltere, Almanya, İsviçre, Danimarka, Amerika ile Rusya gibi ülkelerde binden fazla merkezi açılır. Bu sayının 19. yüzyıla gelindiğinde yedi bine ulaştığı görülür.

Bu teşkilattan başka aynı maksatla kurulan teşkilatlardan bazıları şunlardır:

  • 1701’de İncili Yayma Derneği (Londra),
  • 1792’de Vaftizci Misyonlar Derneği (Londra),
  • 1795’te Misyonerlik Derneği (Londra),
  • 1814’te Amerikan Vaftizci Misyoner Birliği (Boston),
  • 1823’te İncil Misyonları Derneği (Paris),
  • 1825’te Paganlar Arasında İncili Yayma Hareketi (Berlin),
  • 1837’de Presbiteryen Kilisesi Dış Misyonları (New York),
  • 1885’te Hıristiyan Gençleri Derneği (Münih),
  • 1902’de Genç Misyonerler Derneği (Bern),
  • 1907’de Dünya Hıristiyan Öğrencileri Birliği (Paris).

Dünyanın Hıristiyanlaştırılması için yoğun bir faaliyet içine giren misyonerler kurdukları Dernek ve Teşkilatlar sayesinde sistemli ve örgütlü bir şekilde hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmışlar ve bunun için yüklü miktarlarda parasal destek sağlamışlardır. (Karabekir Kazım, 1939)

Kendisini kiliseye adayan misyonerlerden istenen şey öncelikle gittikleri ülkelerin dilini, dinini ve kültürünü öğrenerek eksik noktaları tespit ettikten sonra ona göre taktik geliştirmeleridir. Bu yüzden bir misyoner en az birkaç dil bilen iyi eğitilmiş bir insandır. Misyonerlerin gittikleri bölgelerde kullandıkları metotlardan biri de mahalli kültürü yok etmektir. Açtıkları okullarda verdikleri eğitimle Hıristiyanlaştıramadıkları kişi ve toplulukları dil, din ve kültürlerinden kopararak, yerine kendi yaşam biçimlerini yerleştirmeye çalışırlar. Bütün bunları yukarıda bahsedilen kurumlar yoluyla ve kitap, gazete, dergi, broşür gibi yayınlar yaparak; İncili tanıtma kursları düzenleyerek, kilise, manastır gibi ibadet yerleri açarak; radyo-televizyon gibi yayın araçlarında programlar yaparak; seminer, konferans gibi toplantılar tertip ederek; turistik yerlerde telkinlerde bulunarak ve çeşitli sportif faaliyetlerde bulunarak yaparlar. (Osmanlı Döneminde Misyonerlik-1999)

Misyonerlerin Osmanlı Topraklarına Geliş Amaçları

Osmanlı İmparatorluğunda değişik etnik köken ve dini inanca sahip unsurların bir arada yaşaması ve geniş topraklara sahip olması, misyonerlik çalışmaları için en uygun zemini oluşturmaktadır. İmparatorluk topraklarında azınlıklara tanınan geniş haklar ve yabancılara tanınan kapitülasyonlar misyonerlerin faaliyetlerini kolaylaştıran faktörlerdi. İmparatorluğun, Dünyanın önemli bir bölgesinde yer alması, en fazla göz dikilen yerler arasındaydı. Osmanlının tarihi, siyasi, ekonomik ve kültürel zenginliklerinden yararlanmak, dolayısıyla bu toprakları ele geçirmek isteyen Batılı büyük devletler misyonerlik faaliyetlerine büyük destekler vererek onlardan yararlanmaya çalıştılar.

19.yüzyıl ve 20.yüzyılın başları misyonerlik faaliyetlerinin en yoğun ve en parlak dönemidir. Bunun nedeni kapitalizmin emperyalizme dönüşmesi ve misyonerlerin de bu durumdan yararlanmasıdır. İşte bu yüzdendir ki Osmanlı topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerini incelerken olayın dini yönü kadar siyasi, kültürel, ticari ve ekonomik boyutunu da göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri seçtiler.

Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerlerin özellikle İstanbul, İzmir ve Kudüs gibi şehirleri merkez edindikleri dikkati çekmektedir. Buradan hareketle denilebilir ki, Osmanlı Devleti’nde sürdürülen misyonerlik faaliyetlerinin bir amacı da kutsal yerleri bulmaya yöneliktir. Özellikle Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak esas gayedir. Nitekim, Hz. İsa’nın bu bölgede yaşamış olması ve Haçlı seferleri sırasında pek çok asker ve komutanın bu topraklarda kalmış olması onların bölgeye olan ilgilerini arttırıyordu. Bu konuda yapılan bir başka değerlendirmeye göre, Avrupa Devletlerinin Haçlı Savaşları esnasında Müslümanlar karşısında yenilmeleri, onların Müslümanlara karşı misyonerlik faaliyetlerine ağırlık vermelerine sebep teşkil etmiştir. (Halidi Mustafa ve Ferruh Ömer, 1968)

Kısacası, dinlerini ve mezheplerini yaymaya ve kutsal yerleri bulmaya yönelik olarak başlayan misyonerlik faaliyetleri, Osmanlı Devleti’nin gerilemesine paralel olarak 19.yüzyıldan itibaren sömürgeci Batılı büyük devletlerin emperyalist politikalarına hizmet eder hale gelmiştir. Bu yönü ile Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren misyonerler, Batılı ülkelerin Osmanlı ile olan ‘Şark Meselesini halletmelerinde araç olarak kullanıldılar. Osmanlı’yı yıkarak mirasını paylaşmak oluşturan “Şark Meselesi” nde Batılıların takip ettikleri politikalardan birisi içerdeki Hıristiyan azınlıkları Devlet’ten koparmaktı. Bunun için en fazla misyonerlik faaliyetlerinden yararlanıldı. 19.yüzyıla gelindiğinde sömürgeciliğin de gelişmesiyle Osmanlı İmparatorluğu toprakları Batılı ülkelerin menfaat mücadelelerine sahne oldu.

Bu dönemde Anadolu, Boğazlar, Ortadoğu, Petrol Bölgesi, Akdeniz çevresi ve Makedonya gibi dünyanın jeopolitik ve jeostratejik bakımdan önemli bölgelerine sahip olan Osmanlı İmparatorluğu, batılı devletlerin göz diktikleri bir alandı. Bundan dolayı bölge daha çok İngiltere, Fransa, Rusya ve Avusturya arasında görülen mücadelelere sahne oluyordu. Bölgedeki nüfuzunu arttırmak isteyen ülkeler misyonerlik faaliyetleri ile kendilerine yandaş gruplar oluşturmak istiyorlardı. Değişik tarihlerde Osmanlı ülkesine gelen misyonerler yaptıkları çalışmalar sonrasında Müslüman ve Yahudiler arasında fazla etkili ve başarılı olamadıklarını anlayınca bütün mesailerini ülkedeki Hıristiyan azınlıklar üzerinde yoğunlaştırdılar. Onları bir yandan kendi mezheplerine kazandırmaya çalışırlarken diğer yandan da verdikleri eğitimle millî duygularını uyandırarak Osmanlı’dan koparmak için uğraştılar. Başlangıçta Rum ve Ermeni ve Yahudiler üzerinde oynanan oyunlar daha sonra Bulgar, Arap, Kürt ve Nasturi gibi diğer unsurlara yönelik olarak devam etti.

OSMANLI’DA KATOLİK MİSYONERLERİN ÇALIŞMALARI

Osmanlı topraklarına gelen ilk misyonerler Katoliklerdir.  Fransız olan bu misyonerler hem Hıristiyanlığı yaymak hem de İstanbul’daki azınlıkların eğitimi ile ilgilenmek üzere 16.yüzyılın sonlarına doğru bölgeye geldiler. Osmanlı Devleti ile Fransa arasındaki iyi ilişkilerden yararlanan Katolik misyonerlerinin bir gayesi de Roma ve Bizans kiliselerini birleştirmek, Katolik ve Ortodoksluk mezheplerini birleştirmek ve Papa’nın otoritesini yükseltmekti.

1783 yılı Saint Benoît Lisesi’nin resmi kuruluş tarihi olarak gösterilse de, kurumun tarihi aslında 1362’de, İstanbul Galata henüz bir Ceneviz kolonisiyken başlar.

Osmanlı Devleti tarafından yabancılara tanınan ticari kapitülasyonlar yanında din ve ayin serbestliği, misyonerlerin Osmanlı memleketlerine gelmelerine yol açmıştır. Bu amaçla 1583 yılında, Cizvitler adlı Hıristiyan misyonerler İstanbul’a gelmişlerdir. Cizvitler, İstanbul’da St. Benoit isimli Fransız okulu açıldı. Daha sonra, 7 Temmuz 1626 tarihinde İstanbul’a gelen üç kişilik biri Kapucin misyoner heyeti, 19 Temmuz 1626’da Galata’daki St. Georges Kilisesi’ne ve kilisenin yanındaki eve yerleşerek, Hıristiyanlığın esaslarını öğretmeye, hastalara, zindandaki esirlere ve limandaki Fransız gemicilere yardım etmeye, bunun yanı sıra da Katolikliği yaymaya başladılar. Hatta, kilisenin yanında bir de okul açtılar.

1637 yılında, Fransız Kralı XIII. Louis, Kapucin misyonerlerinin doğudaki faaliyetlerinden o kadar memnun oldu ki, onlara Fransız elçilik binasının yanındaki evi bağışladı. 1673’de Fransız elçiliğine ve konsolosluklarına “Dil oğlanları” adında tercüman yetiştirebilmek için;”St. Louis Kapucin Papazları Koleji” adıyla ayrı bir bina dahi yaptırıldı. Bu kolejde öğrencilere Latince, Fransızca ve İtalyanca’nın yanında; Türkçe, Rumca ve Ermenice de öğretiliyordu.

Himayeci politika güden devletlerin başında Fransa geliyordu. Zamanla himaye kuvvetlendi. 1604, 1673 ve 1740 tarihli kapitülasyon fermanlarına ticari imtiyazlar çerçevesinde himayeye dair maddeler de konmuştur. (Haydaroğlu, 1993).

Cizvit ve Fransiskenlerin en yoğun olarak faaliyet gösterdikleri yerler İstanbul, İzmir, Halep, Suriye, Filistin, Mısır, Irak, Kıbrıs ve Orta Yunanistan’dı. Papalık’ın desteğini alan ve kapitülasyonlardan yararlanan misyonerlerin faaliyetleri ile 17. yüzyıldan itibaren ülkedeki Katolik propagandası gittikçe artmaya başladı.

Fransız Katoliklerin Osmanlı’da Açtıkları Okullar ve diğer faaliyetleri

Salname ve Misyon Raporları’ndan yapılan derlemelere göre Birinci Dünya Savaşı öncesinde Fransız Katoliklerinin Asya Türkiye’sinde açtıkları okullarının sayıları şöyledir:

Cizvitlerin ülkenin değişik bölgelerinde (Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Adana, Beyrut, Lünban, Havran) yaygın olarak yaklaşık 6.565 öğrencinin öğrenim gördüğü 37 okulu vardı. Bu okullarda çoğunluğu Cizvit papazları olan görevli yabancı öğretmen sayısı ise 125 civarındaydı.

Fransiskenlerin ağırlıklı olarak Suriye ve Filistin bölgesinde (Şam, Yafa, Kudüs, Lazkiye, Nazaret, Sayda, Amman, Tabariye, Tripoli,)1069 öğrencinin okuduğu 16 okulu vardı. Ayrıca Samsun (1), Trabzon (1), Harput (2), Malatya (1), Diyarbakır (1) ve Mardin (1) illerinde toplam 670 öğrencinin okuduğu 7 hemşire okulları vardı.

Kapuçinlerin ise 635 öğrencinin öğrenim gördüğü 13 okulu vardı. Özellikle Yukarı Mezopotamya’da çalışan Dominikenlerin ise Musul ve Kerkük’te yedi ila on rahip, on iki rahibe ve beş yüz civarında öğrencileri vardı.

Freres de la Doctrine Chretienne adlı dini teşkilatın çalışma alanları Trabzon, Erzurum, İzmir ve İstanbul’du. Trabzon’daki okulunda 200 öğrenci, Erzurum’daki okulda büyük çoğunluğu Katolik Ermenilerden oluşan 160’ı erkek, 90’ı kız olan 250 öğrenci öğrenim görüyordu. İzmir’deki beş okulda ise 763 öğrenci vardı. Bu teşkilatın en önemli ve etkili okulu İstanbul Kadıköy’deki ‘Le College Saint-Joseph des Freres’ (Saint Joseph)’dir.

Fransız Lape Hastanesi, 1858 yılıda İstanbul’da kuruldu.

Bunların dışındaki Fransız dini teşkilatları ve okullarının başlıcaları şunlardır: İzmir, Suriye ve Filistin’de faaliyet gösteren Les Peres Lazaristes, Peres des Missions Africaines de Lyon, Freres de la Mission Algerienne, Patriarcat Catholique Latin du Jerusalem, Petits Freres de Marie, Ecole on Institut Saint Pierre de Pere Ratisbonne, Trappistes, Carmelittes, Charisses, Dames de Nazareth, Soeurs de la Presentation, Soeurs du Rosaire, çalışma alanları Adana, Halep ve Sayda olan Soeurs Saint-Joseph de l’Apparition, Trabzon, İzmir, İstanbul, Suriye ve Filistin’de okulları olan Soeurs Saint Vincent de Paul ou de la Charite. (Çavdar Tevfik, 1970)

1914’lere gelindiğinde ülkedeki Fransız okullarının sayısı yaklaşık olarak 500 civarındaydı ve bu okullarda 59.414 öğrenci öğrenim görüyordu. (Mears Eliot Grinnel, Modern Turkey, 1924)

Katolik misyonerlerinin açtıkları okullarının yanı sıra ülkenin her yanına dağılmış olarak kurdukları hastane ve yetimhaneleri de vardı. Başlıca Fransız sağlık kuruluşları şunlardı:

  • İstanbul Fransız Hastanesi,
  • İzmir’de Saint Antoine Katolik Hastanesi,
  • Yafa’da Saint Louis Hastanesi,
  • Kudüs’te Soeurs Saint Joseph Hastanesi,
  • Beyrut’ta Fransız Hastanesi,
  • Şam’da Soeurs Saint Vincent Hastanesi,
  • Bursa’da Les Soeur Saint-Vincent de Paul Hastanesi,
  • Ayrıca İzmir’de Dispanser, altı Eczane ve bir Kreş;
  • Bursa Tripoli, Kudüs’te çok sayıda Sağlık Ocakları;
  • Yafa, Rammallah, Betlehem, Nazaret, Fenerburnu, İzmit, Musul ve Cizre’de birer Dispanserleri vardı.

Fransız yetimhanelerinin dağılımı ise şöyledir:

Misyonerlerin eğitim yaptığı ilkokul çağı çocukları

Soeur Saint-Vincent de Paul yetimhaneleri: Yaklaşık bin civarında yetimin barındığı yerler Beyrut, Kudüs, Tripoli, İzmir ve Suriye’nin değişik bölgelerinde açılmıştı. Hayfa ve Nazaret’te 210 yetime bakan Dame de Nazareth yetimhaneleri; 430 civarında çocuğun barındığı Kudüs’teki Dame de Sion yetimhaneleri; yine yaklaşık 500-600 çocuğun kaldığı Beyrut, Sayda, Nazaret, Yafa ve Kudüs’te bulunan Soeur Saint Joseph de l’Apparition yetimhaneleridir. (Çavdar Tevfik, age, S. 93-94)

İstanbul ve İzmir gibi merkezlerde yayınlanan çok sayıda Fransızca dergi ve gazete ile çalışmalarını destekleyen misyonerlerin kültürel etkinlikleri de dikkate değer hususlardandır.

Özellikle Suriye ve Lübnan üzerindeki çalışmaları ile Fransa’nın bölgeye yönelik emperyalist gayelerine hizmet eden Katolik misyonerleri çok sayıda açtıkları okulları, hastaneleri, yetimhaneleri ve çıkardıkları yayınları ile Fransız Katolikleri hem kendi mezheplerini yayıyorlar hem de ülkelerinin menfaatlerine uygun kesimlerin kazanılmasını sağlıyorlardı. Bu yolla faaliyet gösterdikleri Osmanlı İmparatorluğu toprakları üzerinde etkileri oldukça fazlaydı.

İtalyan Katoliklerin, Osmanlı’da Misyonerlik çalışmaları

İtalyanlar misyonerleri de çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere Hatay, Beyrut, Selanik, Bingazi, Derne, Humus ve Trablusgarp gibi ülkenin değişik bölgelerinde okullarını açmışlardı. Daha çok İtalyan Cizvitleri ile yine İtalyan soyundan gelen Ivrea Rahibeleri tarafından açılan ilk ve ortaöğretim seviyesindeki okullarında verilen eğitimin amacı, İtalyancayı öğretmek ve kendi kültürlerinde nesiller yetiştirmekti. (Polvan Nurettin, Türkiye’de Yabancı Öğretim, 1952)

Almanya Misyonerlerinin Çalışmaları

Maraş Alman Hastanesi 1900 yılında inşa edilmeye başlanmış, 26 Nisan 1904‘de hizmet sunmaya başlamıştır.

19.yüzyıldan itibaren Osmanlı topraklarına gelen Alman misyonerleri ise daha çok kültürel etkinlik kurmaya çalıştılar. Kültür propagandası uzmanları olarak anılan Almanlar Yakındoğu’daki Alman çıkarlarının ve ekonomik kuruluşlarının ihtiyacı olan kadroların yetiştirilmesi maksadıyla Başta İstanbul olmak üzere İzmir, Beyrut, Selanik bölgelerinde ilk ve ortaokul seviyesinde okullar açtılar. Elâzığ bölgesinde de faaliyette bulunan Alman misyonerleri burada Ermeniler için bir ortaokul açtılar. (Ortaylı İlber, Osmanlı’da Alman Nüfuzu, 1983)

James Barton isimli bir misyonerin 1919 tarihli raporuna göre, Kurtuluş Savaşı öncesinde Türkiye’deki Alman misyonerlerinin sayısı 79 eğitim elemanı ve 791 rahip olmak üzere 890’dır. Ayrıca 7 çocuk yuvası, 17 ilkokul ve 1 ortaokul ile iki hastane ve 1 dispanserleri vardı.

Dünya Savaşı öncesi Almanların 1868’de İstanbul’da açtıkları Alman Lisesi’nden başka İzmir’de iş okulu niteliğinde bir enstitüleri ve yetimhaneleri ile Beyrut’ta yedi, Kudüs’te ise dört okulları vardı. Diğer ülke misyonerleri kadar etkili olmasalar da Almanya’nın bölgedeki nüfuzunu arttırmak için çalışan dini teşkilatlarından bazıları şunlardı. İzmir, Beyrut ve Hayfa’da merkezleri olan Communaute Evangelique; Kudüs’te çalışan Deutscher Palastina Verein, Warte des Tempels isimli Kotalik teşkilatıdır. (Çavdar Tevfik, Millî Mücadele Başlarken, 1971)

Avusturya Misyonerlerinin Çalışmaları

Osmanlı topraklarında açılan Katolik okulları arasında Avusturya okulları da yer almıştır. Bu kurumlar İstanbul’un Galata semtinde toplanmış Sankt Georges (St. Georg) okulları olarak bilinir. Bu okullar Lazarist Kardeşler (Lazarist Brothers) ile Yardımsever Kardeşler (Sisters of Charity) tarafından yönetiliyorlardı.

OSMANLI’DA PROTESTAN MİSYONERLERİN ÇALIŞMALARI

Katolik misyonerlerinden başka Osmanlı topraklarında Protestan mezhebine mensup kişi ve kuruluşlar da çalışmalarda bulundu. Bu misyonerlerin Osmanlı topraklarındaki çalışmaları 1820’lerde başlayıp 1840’lardan itibaren hız kazanır. Tanzimat Döneminde yayınlanan 1856 tarihli Islahat Fermanı’nın getirdiği vicdan hürriyeti prensibi ile tanınan mezhep değiştirebilme serbestliğinden en fazla yararlananlar Protestan misyonerleri oldu.

Osmanlı Devleti’nin zayıflamasına paralel olarak yürütülen planlı çalışmalar sonunda batılı devletlerin Osmanlı içindeki Hıristiyanlar üzerindeki etkilerini arttırmaya yönelik çalışmaları bilinen bir gerçektir.

Fransa ile Avusturya Katoliklerin, Rusya ise Ortodoksların hamisi olarak ortaya çıktı. Bu üç devlet 1840’dan sonra Lübnan ve Suriye’deki Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında meydana gelen olaylardan yararlanarak Katolik ve Ortodoksları himaye etme bahanesiyle müdahalede bulunarak nüfuzlarını kuvvetlendirmeye başladılar.

Kudüs’te bir Protestan Kilisesi (1842)

İngiltere de kendi nüfuz alanını oluşturmak için Protestan topluluğu meydana getirecek faaliyetlerde bulundu. Bu konudaki ilk girişimi 1842’de Kudüs’te bir Protestan Kilisesinin açılmasıyla başladı. Bu kiliseye İngiltere, Almanya ve Amerika’dan Protestan misyonerleri gönderildi. Bölgedeki İngiliz konsoloslarının da destekleri sayesinde misyonerler başka din ve mezhepteki unsurları Protestanlaştırmaya çalıştılar. Osmanlı topraklarına ayak basan ilk Protestan misyonerin 1815’te Mısır’a gönderilen “The Church of Missionary Society” adlı bir İngiliz örgütüne bağlı bir papaz olduğu görülür. (Çavdar Tevfik, 1970, S.86)

19.yüzyıldan itibaren daha çok Mezopotamya ve Ege bölgesine gelerek okullarını açan İngiliz misyonerleri ayrıca İstanbul, Antakya, Harput, Ankara, İzmir, Erzurum, Bursa ve Antep gibi şehirlerde de faaliyette bulundular. World’s Missions’un 1914 tarihli istatistiklerine göre Osmanlı topraklarında faaliyette bulunan İngiliz Misyoner Cemiyetlerinin (British Missionary Societies) 12.800 öğrencinin okuduğu 178 okulu vardı. (Dirçer Nahit, Kırşehirlioğlu, Yabancı Özel Okullar,1963)

Millî Mücadele öncesi, 1919 tarihli bir rapora göre ise Anadolu topraklarındaki İngiliz misyoner sayısı 23, İlkokul 7, Ortaokul 5 adetti. 86 çocuğun bulunduğu bir de çocuk yuvası vardı. 7.401’i ilkokullarda, 134’ü ise ortaokullarda olmak üzere toplam 7.535 öğrenci bu okullarda öğrenim görüyordu. Kendilerine yandaş Protestan topluluğu oluşturmak için Osmanlı topraklarında faaliyette bulunan İngiliz misyonerleri Asyalı Hıristiyanlar olarak nitelendirilen Nasturilere yönelik olarak çalışmalarda bulunurlar. İlk kez 1842’de başlattıkları bu faaliyetler için bir İngiliz Din adamı olan Dr. Badger, Kanterbury Başpiskoposu tarafından görevlendirilir ve İngiliz Kilisesi ile Nasturilerin Patriği arasında dostluklar kurulur. İngiliz Misyonunun esas amacı diğerleri gibi eğitime ağırlık vermekti. Bu amaçla 1886’da Nasturiler için bir erkek ve bir kız okulu ile matbaa kurdular. Daha çok Urumia ve Güneydoğu Anadolu’da faaliyette bulunan İngiliz misyonları 20.yüzyılın başlarında Van civarında da okullar açarak çalışmalarda bulundular. Bölgedeki Dürziler üzerinde de etkinlik kurmaya çalışan İngilizler Ortadoğu’daki güçlerini sağlamlaştırmaya çalıştılar. Daha önce de belirtildiği gibi İngiliz misyoner faaliyetlerinin temelinde dini ve mezhebi gerçekler olduğu kadar Fransa ve Rusya gibi ülkelere karşı Osmanlı topraklarında bir Protestan kesimin oluşmasını sağlamak amacı da yatıyordu. (Sezer Ayten, Dr., 1999, S.177) 

Türkiye’de yaygın olarak faaliyette bulunan diğer İngiliz dini örgütlerinden bazıları şunlardır: 

Suriye’de örgütlenen The British-Syrian Mission, The Babtist Missionary Society, The Christian Alliance, The Friends of Foreign Mission, The British and Bible Society. İngiliz hayır kurumlarından hastanelerin dağılımı ise şöyleydi.

İzmir’de British Sea Man’s Hospital, Yafa ve civarında Church Missionary Society’nin dispanserleri, Amman’da British Syrian Mission’un küçük bir hastanesi, Kudüs’te iki hastane. Kısacası okulları, dini kurumları, matbaa ve hastanelerinde görev yapan çok sayıda eğitimcisi ve doktoru ile faaliyette bulunan İngiliz misyonerleri bu çalışmalarının sonucunda bölgedeki etkinliğini ortaya koydu.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Misyonerlerinin Çalışmaları

Osmanlı Devleti’nin çöküş ve yıkılma döneminin başladığı 1820’lerden itibaren Osmanlı Devletinden koparılacak topraklardan pay almak ve bu topraklara kendi ulusal çıkarlarına uygun milletleri yerleştirmek çabası içine giren devletler bu maksatla Balkanlarda Yunanlıları, Sırpları, Bulgarları ve Karadağlıları, Anadolu’da ise Ermenileri kullanmıştır.

Ermenilerin Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılmasında başat rol oynayan ülkeler Rusya, İngiltere, Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmuştur. ABD’nin Ermeniler üzerindeki faaliyetlerinde en önemli rolü ise misyonerler ve elçilik görevlileri üstlenmiştir.

ABD’nin Osmanlı İmparatorluğu ile ilk teması 1784 yılında ticari ilişkileri geliştirmek için Osmanlı Devleti’ne gönderdiği John Adams, Benjamin Franklin ve Thomas Jefferson’dan oluşan ticaret heyetiyle başlamıştır (BOA, HR. SYS, Dosya No: 64). Bu heyet vasıtasıyla Osmanlı Devleti ile irtibata kuran ABD takip eden süreçte misyoner örgütlerini kullanarak başta Ermeniler olmak üzere bölgedeki gayr-ı Müslim unsurlarla temasa geçmiştir.

ABD, Osmanlı Devletindeki misyoner faaliyetlerini çok değişik ve kendi amaçları doğrultusundaki yöntemlerle sürdürmüş ve Osmanlı Devleti’nin tebaası olan Ermenilerden seçtikleri insanları 1840’lardan itibaren ABD’ye götürerek eğittikten sonra asıl faaliyet alanları olarak belirlediği Osmanlı Devleti’ne geri göndererek çıkarılan isyanlarda ABD’de eğitilen Ermeniler önemli rol üstlenmişlerdir.

ABD Osmanlı Devleti’ndeki faaliyetleri sırasında misyoner örgütlerinin yanı sıra sefaret ve konsolosluk görevlilerini de yoğun olarak kullanmış ve İstanbul sefareti ile konsolosluklarında görevlendirdiği kişileri Ermeni kökenliler arasından seçmiştir. ABD’nin sefir ve konsolosları diplomatik görevlerinin yanı sıra hatta ondan daha önemli bir görev olarak azınlıklar ve özellikle Ermeniler arasında faaliyet gösteren misyoner örgütlerinin, eğitim ve sağlık kuruluşlarının ve Osmanlı tebaası ile irtibat kuran benzeri kuruluşların faaliyetlerinin koordinasyonu ve yönlendirilmesi görevini de üstlenmişlerdir.

ABD’li Protestan Misyonerlerin Faaliyetleri

Tarsus Amerikan Koleji (1888)

İngiliz Protestan misyonerleri daha çok Ortadoğu’ya yönelik olarak çalışırlarken, Amerikalı misyonerler Anadolu’ya ağırlık verdiler. Burada etkili olan en güçlü Amerikan misyoner örgütü ise 1810’da Boston’da kurulan “American Board of Commissioners for Foreign Missions” (Amerikan Yabancı Misyon Komisyonu). Kısaca “American Board” olarak anılan bu kuruluşun ilk misyonerleri Pleny Fisk ve Levi Parsons 9 Ocak 1820 tarihinde İzmir’e gelerek çalışmaya başladılar.

Ermeniler ile misyonerlerin ilk teması ise misyoner rahip Levi Parsons vasıtasıyla 1821 yılında gerçekleşmiştir. Daha sonra misyoner H. G. Otis Dwight Ermenice öğrenmiş ve Ermeni tarihi ile ilgili araştırmalar yapmaya başlamıştır.

Amerikan Yabancı Misyon Komisyonu’nun 1825’te Beyrut ve Suriye’de, 1828’de İzmir’de açtığı istasyonlar 1830’da rahatsız edici siyasi faaliyetleri nedeniyle kapatılmıştır.

1831’de Beyrut’taki istasyonu tekrar faaliyete geçiren Komisyon, Ermenistan ve Gürcistan’a da misyonerler gönderdi. İstanbul (1831), Trabzon (1835), Erzurum (1839), Antep (1847), Sivas (1851), Adana (1852), Merzifon (1852), Diyarbakır (1853), Maraş, Urfa ve Kayseri (Talas 1854) ve Harput (1855)’ta yeni açılan merkezlere de misyonerler göndermeye devam etti. (Sausa Nasım, Baltimore 1933)  

Şimdiki adı Elazığ olan Harput’ta açılan Amerikan Koleji

Amerikan Yabancı Misyon Komisyonu tarafından “Ermenistan” adı verilen Anadolu topraklarına gönderilen Eli Smith ve Dwight önce İzmir’e sonra da Balıkesir üzerinden İstanbul’a geçip Ermeni patriği ile görüştükten sonra İzmit, Ankara, Tosya, Merzifon, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Erzurum, Kars, Arpaçay, Tiflis, Şuşa, Datev, Nahcivan, Erivan, Eçmiyazin, Tebriz ve Urmiye’yi ziyaret ederek Ermenilerin nüfus, sosyal, ekonomik, idari, eğitim ve kültür yapıları hakkında detaylı bilgi toplamışlardır. (Aydın Mithat, OTAM dergisi, 2006)

Amerikan Protestan Kilisesi’nin hedef kitle olarak Osmanlı Ermenilerini seçmesi ve Anadolu’daki Ermeniler üzerinde faaliyet göstermesi Osmanlı Devleti’ndeki siyasi Ermeni hareketinin filizlenmesinde önemli rol oynamıştır.

American Board’dan başka Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren diğer Amerikan misyoner örgütleri arasında; 1868’de kurulan ‘Woman’s Board of Missions’ (WBM) ve ‘Woman’s Board of Missions of The İnterior’ (WBMI) isimli kadın misyoner dernekleri ile ‘American Bible Society’, ‘The Near East Relief’ teşkilatları ve Young Men’s Christian Association’(YMCA), ‘Young Women’s Christian Association’ (YWCA) cemiyetleri vardı. (Sezer Ayten, Dr., age, S.10)

1880’li yıllara kadar İngiliz hariciyesi himayesinde çalışan Amerikalı misyonerlerden istenen şey, öncelikle gittikleri yerlerde halkın arasına karışarak bilgi sahibi olmaktı. Özellikle halkın dini durumunu tespit etmek, din adamları hakkında (sayıları, bilgi düzeyleri, eğitim durumları vs.) bilgi edinmek, ülkedeki eğitim ve öğretim durumunu tespit etmek ve halkın moral durumunu öğrenmekti. Bunlar yapıldıktan sonra ne tür bir çalışmada bulunulacağı belirlenecekti. Onlardan istenen bir diğer şey ise “… Bu mukaddes ve vadedilmiş toprakların silahsız bir haçlı seferiyle geri alınması” nı sağlamak için gerekli olan her şeyin yapılmasıydı. Bu amaçla işe koyulan misyonerler kurdukları “misyon”lar yanında ilk, orta ve yüksek seviyelerde açtıkları okullar ile matbaa, hastane ve yardım kurumlarıyla çok yönlü bir Protestanlaştırma faaliyetlerine giriştiler.

Önceleri İstanbul ve İzmir gibi kıyı şehirlerinde faaliyet gösteren misyonerler, daha sonra aynı gayelerle iç bölgelere doğru yayıldılar. İlk gelenlerin ve sonrakilerin nihai hedefi Kudüs’e giderek bu mübarek topraklardaki bütün dinsizleri, Müslümanları, Musevileri ve Protestanlar dışındaki Hıristiyanları doğru yola davet etmekti.

ABD Misyonerlik kuruluşları Osmanlı topraklarını dört misyon bölgesine ayırmıştı.

19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren hız kazanan misyonerler faaliyetleri sonucunda okullarının sayısında önemli artışlar görüldü. Daha çok Yahudi ve Müslüman olmayan azınlıkların yaşadıkları bölgelerde çalışan Amerikalı misyonerler gayelerine ulaşabilmek için Osmanlı topraklarını dört misyon bölgesine ayırmışlardı. Bunlar; Avrupa, Batı, Doğu ve Merkezi Türkiye Misyonlarıdır.

Avrupa Türkiye’si Misyonu; Filibe, Selanik ve Manastır’ı içine alıyordu ve Bulgarların bilinçlendirilmesi için çalışıyordu.

Batı Türkiye Misyonu; İstanbul, İzmit, Bursa, Merzifon, Kayseri ve Trabzon yörelerini,

Doğu Türkiye Misyonu; Harput, Erzurum, Van, Mardin ve Bitlis’ten başka Rus ve İran sınırına kadar olan bütün Doğu Anadolu’yu içine alıyordu.

Merkezi (Orta) Türkiye Misyonu ise Torosların güneyinden Fırat nehri vadisine kadar olan bölgeyi (Özellikle Maraş ve Antep illerine ağırlık veriliyordu) içine alıyordu. Bu son üç misyonun Ermeniler üzerinde çalıştıkları dikkati çekmiştir. (Şimşir Bilal, Tarih Boyunca. Türklerin”,1985)

Bu derece örgütlü ve planlı bir faaliyet sonucunda hem mezheplerini yayıyorlar hem de başta Ermeniler olmak üzere Bulgar, Rum vb. azınlıkları etkileyerek onları Osmanlı’dan koparmak ve dolayısıyla ait oldukları ülkelerin emperyalist politikalarını uygulamalarına yardımcı olmak işini de gerçekleştiriyorlardı.

Misyonerler kilisenin yanı sıra Anadolu halkına iki kanaldan daha nüfuz sağlamaya çalışmışlardır. Bunlardan biri eğitim, diğeri ise sağlık hizmetleridir. Özellikle iyi teçhiz edilmiş sağlık ekiplerinin uzun yıllar süren isyan, yağma, talan gibi etkilerle ezilmiş Anadolu halkına güler yüzle ve şefkatle yaklaşmaları halk üzerinde çok etkili olmuştur. Sağlık hizmetlerinde kadın doktor ve hemşirelere öncelik verilmesi de Müslüman ve Hıristiyan kadınların sempatisinin kazanılmasını kolaylaştırmıştır. 1831 yılında sağlık personeli maskesi ile Anadolu’ya gelen Amerikalı kadın Doktor Isabel Grant, tıp personelinin Anadolu’da görevlendirilip örgütlenmesini sağlamıştır. Bu faaliyetler en ziyade Gregoryen Ermeniler üzerinde etkili olmuş ve Merzifon ve Harput Ermenileri başta olmak üzere Ermeniler toplu olarak Protestanlaşmaya başlamıştır (Günay Tuncer, Misyoner Örgütleri 2004).

1863 yılında, Amerikalı Cyrus Hamlin isimli bir misyoner tarafından İstanbul’da açılan Robert Koleji

En önemli Protestan Kolejleri İstanbul ve Beyrut gibi merkezlerde açılmıştı. Bunlardan 1863 yılında Cyrus Hamlin isimli bir misyoner tarafından İstanbul’da açılan Robert Kolej’in Bulgaristan’ın bağımsızlığını sağlayacak kadroların yetişmesinde önemli rol oynadığı bilinmektedir. Nitekim, kurucuları, yöneticileri ve çoğu öğretim elemanı misyonerlerden meydana gelen bu Kolej’in 1863-1903 tarihleri arasındaki mezunlarının çoğunu Bulgar öğrenciler oluşturuyordu. Yine, Kolej’in ilk Bulgar mezunlarından beşinin Bulgaristan’da başbakanlık görevinde bulunduğu ve Birinci Dünya Savaşı önce Bulgar kabinelerinden her birinde en az bir Robert Kolej mezununun yer aldığı görülüyordu. Yüklü bir program uygulayan Kolej’de Almanca, İngilizce ve Fransızca gibi Batı dilleri yanında başta Bulgarca ve Ermenice olmak üzere 15’e yakın değişik dilin öğretilmesi Kolej’in çok yönlü amaçlarını ortaya koyması açısından önemli bir husustur.  (Greenwood Keith Maurice, Ph. D., 1965)

Bulgarlar için çalışan Avrupa Türkiye’si Misyonu da 1899’da on misyoner, on iki Amerikalı misyoner yardımcısı ve 81 yerli yardımcı görev yapıyordu. Bölgedeki Protestan Kiliselerinin sayısı ise 15’i bulmuştu. 1870-80’li yıllarda, İstanbul’da misyonerlerin kurduğu matbaada yayınlanan eserlerin yarıya yakınının Bulgarca olması bu konu üzerindeki çalışmaların ciddiyetini ortaya koymaktadır.

“American Board”dan başka Bulgarları Protestanlaştırmak için çalışan bir diğer Amerikan Misyoner örgütü olan “Methodist Episcopol Mission”da 1858’de Bulgaristan’da birer “Misyon” merkezini kurmuştur.

American misyonerlerinin İstanbul’da kurduğu Robert Kolej’in Bulgarlar için üstlendiği görevi, Beyrut’ta açılan Protestan Koleji de oradaki Arapları bilinçlendirip, Osmanlı’ya karşı kışkırtma olarak yerine getirdiği ifade edilir.

Bu iki Kolej’den başka Anadolu’da açılan pek çok Amerikan misyoner kolejleri, aynı şekilde daha çok Ermenilere yönelik olarak faaliyet göstermişlerdir. Bunlardan bazıları şunlardır:

  • Anadolu’da ilk Amerikan misyoner merkezi 1852’de Harput’ta kurulmuştur.
  • Aynı yerde 1878’de açılan Osmanlıların “Fırat Koleji” dedikleri “Ermenistan Koleji” (Armenian College) protestan papazı yetiştirmek ve Ermenileri dilleri, tarihleri, edebiyatları, milliyetleri hakkında bilgilendirmek için faaliyete geçti.
  • Aynı dönemde Merzifon’da “Anadolu Koleji” (Anatolia College),
  • İzmir’de Milletlerarası Kolej (International College-1898) ile kızlar için açılan Amerikan Koleji (1903),
  • Antep ve Maraş’ta kızlar ve erkekler için açılan “Merkezi Türkiye Kolej” leri,
  • Tarsus’taki Paul Enstitüsü gibi kolejler

Başlangıçta Hıristiyan azınlıkların çocuklarını eğitmişler, onlara milli duygular kazandırarak bilinçlendirmişler ve sonuçta Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmalarını sağlamışlardı. İçeride azınlıkları bu şekilde yetiştirerek kışkırtan misyonerler dışarıda da Avrupa ve Amerikan kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için kendi tahrikleriyle çıkan ayaklanmaların bastırılmasını “Türkler Hıristiyan ahaliyi kesiyor!” propagandalarıyla etkilemeye çalışarak batı dünyasını Osmanlı Devleti aleyhine tavır almak üzere harekete geçiriyorlardı. İyi yetiştirilmiş Ermeniler ABD’ye götürülüyorlar ve çoğu Amerikan vatandaşlığına geçtikten sonra Osmanlı topraklarına geri dönüyorlar ve özgürlük propagandası yaparak lehlerinde reformlar yapılmasını istiyorlardı.  (Akgün Seçil, “Amerikalı Misyonerlerin…” 1988)

“Amerikan Misyonerlik Kuruluşu-American Board” Osmanlı İmparatorluğu topraklarındaki misyonerlik faaliyetlerinin çoğunu üstlenmiştir. Bu faaliyetlerin % 30’a yakını anılan kuruluş tarafından yürütülüyordu.

Böylece “American Board” ve diğer teşkilatların bu derece etkin ve yoğun çalışmaları sonucunda misyonerler, 1880’lerden itibaren A.B.D.’ ye Ortadoğu’da ekonomik, sosyal ve kültürel bir hayat sahası oluşturmada aracı rol oynamışlardır. Başlangıçta Ermeni ve Bulgarlara yönelik olarak çalışan Protestan misyonerleri daha sonra Rum, Hıristiyan Arap, Nasturi, Süryani, Kürt ve Yahudiler üzerinde de etkili oldular.

Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yürüttükleri çalışmalarla bölgedeki Kürt ve Nasturilerin ayaklanmalarında rol oynadılar. Bunda ayrıca 17. yüzyıldan itibaren bölgeye gelen Fransız ve İtalyan Katoliklerinin de payı büyük olmuştur (National Archives of the United States, Magie, 1918)

ABD’nin Lozan’daki Ermeni Politikası

Lozan Barış Antlaşması (Heyet Başkanı İsmet İnönü, 24 Temmuz 1923)

Millî mücadelenin kazanılmasını müteakip 20 Kasım 1922’de başlayan, 4 Şubat-23 Nisan 1923 tarihlerinde verilen aradan sonra, 27 Temmuz 1923’e kadar devam eden Lozan Konferansı’na ABD, yetkili temsilcileri olarak; Roma Büyükelçisi Richard Washburn Child, İstanbul’daki Yüksek Komiseri Amiral Mark I. Bristol ve Bern Büyükelçisi Joseph C. Grew’u atamış, dolayısıyla konferansa gözlemci statüsü ile katılmıştır.

Konferansta Ermenilerle ilgili tüm oturumlarda İngiliz temsilcilerle birlikte ABD temsilcileri de Türk karşıtı bir tutum izlemiştir. ABD temsilcisinin 30 Aralık 1922’de Azınlıklar Alt Komitesi’ne Ermeniler için ulusal yurt talebini içeren bir muhtıra vermesi üzerine Türk heyeti oturumu terk etmiştir.

24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması ile Türkiye Cumhuriyeti savaştığı ülkelerle diplomatik ilişki kurmuştur. 1925 yılına gelindiğinde Türkiye’nin normal diplomatik ilişki içerisinde olmadığı tek ülke ABD idi. 1923 yılında Lozan barış görüşmeleri sırasında Türk ve Amerikalı yetkililer arasında görüşmeler yapılmış ve Lozan’ın imzalanmasından iki hafta sonra 6 Ağustos 1923’te Türk-ABD İkili Antlaşmaları imzalanmıştır.

ABD’deki Lozan Antlaşması tartışmaları 1926 yılı sonuna kadar sürmüş ve nihayet 18 Ocak 1927’de Amerikan Senatosu Lozan Antlaşması’nı reddetmiştir. ABD’nin Lozan Antlaşması’nı reddetmesinin gerekçesi ret kararından daha önemlidir. ABD’nin Lozan Antlaşması’nı reddetme gerekçesi; Lozan’ın kapitülasyonları kabul etmemesi ve “Ermeni Soykırımını” tanımamasıdır. (Bilal N. Şimşir, age, S.36-53)

Misyonerlik Faaliyetlerinin Sonucu 

Osmanlı Devleti, 19.yüzyılda en yoğun ve çok yönlü bir misyoner faaliyetine sahne olmuştur. Ülke adeta bir baştan bir başa misyonerler tarafından açılan okullar ve sağlık kuruluşları ve dini kurumlarla donatılmıştır.

Misyonerler 1893 yılına kadar Osmanlı topraklarında 624 okul (Bu miktar diğer misyoner örgütleri de dâhil Osmanlı Devleti’nde açılan toplam okul sayısını göstermektedir) ile 436 ibadethane açmıştır. Bu okul ve ibadethanelerde görev yapan misyoner sayısı ise 1.317’dir. Misyonerler 1893 tarihine kadar Osmanlı topraklarında üç milyon İncil ile dört milyon muhtelif kitap dağıtmıştır. Misyonerlik faaliyetleri için sadece Amerikan Misyonerlik Kuruluşu (ABCFM)’ nin harcadığı para ise 7 milyon Doları aşmıştır. (Kantarcı Şenol, A.B.D.de Ermeni Lobisi, 2004)

Antep Amerikan Koleji

Jeremy Salt, 1895 yılı itibariyle Osmanlı topraklarında görev yapan misyonerlerin yanında yardımcı olarak 878 Ermeni’nin çalıştığını, ayrıca 12.787 üyesiyle 125 kilisenin bulunduğunu ve 20.496 öğrencisi ile 423 misyoner okulunun faaliyet gösterdiğini bildirmektedir. Ermenilerin ABD’ye nasıl bağımlı hale getirildiğini açıklamaktadır. (Salt Jeremy, London, 1993)

1897 yılında Osmanlı Devleti’nde; Fransa 127, İngiltere 60, Almanya 22, İtalya 22 Avusturya 11, Rusya 7 ve Amerika 131 okula sahip bulunuyorlardı. 20. yüzyılın başlarında ise, Türkiye üzerinde; 209 yabancı misyoner, 1299 yerli çalışan, 163 Kilise, 15.348 üye, 450 okul ve 25.922 öğrenci bulunuyordu (White, 1995, S. 35-36).

1900’de sadece Amerika’ya ait 400’ü aşkın okulda 20.000’e yakın öğrenci öğrenim görürken, aynı yıllarda Osmanlı’da faaliyet gösteren İdadi ve Sultani sayısı 69 olup 7000’e yakın öğrenci vardı. Aynı yıllarda Osmanlı topraklarındaki misyonerlere ait toplam yabancı okul sayısı 2.000 civarında idi. Bunlara azınlıkların kendi okulları da ilave edilirse bu sayı 10.000’e okula yaklaşmaktaydı.

Antep-Amerikan-Hastanesi-1880

19.yüzyılda patlak veren ve Devletin dağılmasına yol açan ayaklanmalarda, misyonerlik faaliyetleri ile bu faaliyetlerin tabii bir sonucu olarak kurulan çeşitli seviyelerdeki okul ve kolejlerin payı büyük olmuştur. Misyonerler, söz konusu eğitim faaliyetleri ile azınlıklar üzerinde bu şekilde etkili olurlarken, yabancı okullara devam eden Müslüman Türk unsurları da dinlerinden uzaklaştırma, kültürlerinden koparma ve çoğunlukla hayranı insanlar olarak yetiştirmede etkin rol oynamışlardır.

1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanları ile azınlıklara tanınan siyasi ve hukuki hakların genişletilmesinden yararlanan misyonerler faaliyetlerini arttırmışlardır. Çeşitli dini teşkilatlar hem dinini yaymak hem de Osmanlı’daki Hıristiyanları devlete karşı kullanmak için akın akın Türkiye’ye gelerek yüzlerce okul, hastane ve yetimhane açmışlardı.

Bu dönemde politika ile iç içe olan hatta politikanın emrinde çalışan misyonerler, ait oldukları ülkelerden gördükleri büyük destekler sayesinde dikkate değer başarılar göstermişlerdi.

Devletin zayıfladığı dönemlerde azınlıkların ayaklanmaları sonucunda Batılı devletlerin de yardımlarıyla birer bağımsız devlet haline gelmelerinde misyonerlerin bu tür faaliyetlerinin etkisi oldukça büyüktür.

Sivas Amerikan Koleji (1880)

1829’da Yunanistan’ın 1908’de Bulgaristan’ın ve I. Dünya Savaşından sonra da Arap topraklarının Osmanlı’dan kopmasına misyoner faaliyetlerinin küçümsenemeyecek katkıları olmuştur. Ülkemizdeki okumuş aydınlar arasında ortak bir düşünce ve idealin olmamasında misyonerler tarafından açılmış olan yabancı kolejlerde verilen eğitimin etkisi büyük olmuştur

1914 yılına gelindiğinde Türkiye coğrafyasında açılan Protestan misyoner okulları ve kolejlerinin sayısı 426’yı bulmuştur. Bunların içinde 8 kolej, 3 teoloji (ilahiyat) fakültesi, 46 orta dereceli okul ve 371 diğer okul bulunmaktaydı. Bu okullara kayıtlı 1.700 kolej öğrencisi, 4.000 lise öğrencisi, ilkokullarda ise yaklaşık 19.500 kişiden oluşan kız ve erkek öğrenci kayıtlıdır. Bu okullardaki öğrencilerin tamamına yakını Ermeni öğrencilerden oluşmaktaydı. (Amerikan BoardABCFM, 1914 yıllık rapor).

ABD, Osmanlı Ermenileri üzerindeki faaliyetlerinin yanı sıra ABD Kongresinde aldığı siyasi kararlarla da Ermenilere destek vermiştir. Bu kapsamda ABD Kongresinde Osmanlı Devleti’ni suçlayan ve Ermeniler tarafından bağımsız bir devlet kurulması ve bu çözüm Osmanlı Devleti tarafından kabul edilmediği takdirde Ermenilerin bağımsızlığının güç kullanılarak gerçekleştirilmesi konusunda kararlar alınmıştır.

1871’de Kayseri Talas’ta kurulan Amerikan Koleji

Osmanlı Devleti ABD’li misyonerlerin azınlıklar üzerindeki zararlı faaliyetleri nedeniyle zaman zaman misyoner faaliyetlerini kısıtlama yoluna gitmiş, ancak bu dönemlerde ABD Osmanlı limanlarına harp gemileri göndererek ve kısıtlama kararı alan valilerin görevden alınmasını isteyerek Osmanlı Devleti’nin kararlarını geri çekmesini sağlamıştır.

ABD I. Dünya Savaşı sırasında da Ermenilere desteğini sürdürmüş ve ABD’de eğitilen ve teçhiz edilen 50.000 Ermeni Rusya saflarında Osmanlı Devleti’ne karşı savaşa katılmak üzere Rusya’ya gönderilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde Ermeniler tarafından çıkartılan isyanların arkasındaki azmettirici devletler olan Rusya, İngiltere ve Fransa’nın yanı sıra ABD’nin de küçümsenemeyecek bir role sahip olduğunu, ABD yönetiminin Osmanlı Devleti’nin yıkılması sürecinde Türk topraklarından kopartılacak parçalar üzerinde bağımsız bir Ermenistan kurma düşüncesinde olduğunu ve Ermeni yanlısı tutumunu 1820’lerden başlayarak I. Dünya Savaşı süresince ve harp sonrası dönemde de sürdürdüğü bilinmektedir.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NDE MİSYONERLİK ÇALIŞMALARI

Türkiye ve Türkler üzerine yönelik misyonerlik faaliyetleri, Cumhuriyet döneminde de genel anlamda kesintiye uğramamıştır. Atatürk, 1935’de misyonerlerin faaliyetlerini yasaklamıştı. Ancak, daha sonra tek parti zamanında bütün dinlere yönelik, “Propagandanın yasak” olmasına bağlı olarak asgari düzeye inen misyonerlik faaliyetleri, 1945’de “demokrasiye geçiş” ile birlikte “hürriyet havası” ndan istifade ile artış göstermiştir. II. Dünya Savaşı sonrası “Avrupa Birliği” nin 1 951’de kurulması, Türkiye’nin 1961’de Ankara Antlaşması’nı imzalaması sonucu, halkımızda meydana gelen “Avrupa’ya hoşgörü zemini,” ne bağlı olarak bu zeminden hareketle misyonerler faaliyetlerini artırmışlardır.

1980’li yıllarda Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne dahil etme girişimleri, Sovyetler Birliği’nin 1990’larda dağılması, “insan hak ve hürriyetleri”, demokratikleşme, “küreselleşme ve globalleşme” anlayışları derken, ülkemizde çok amaçlı ve etkin bir misyonerlik süreci ivme kazanmış durumdadır.

Bir de “dinler arası diyalog” meselesi ortaya atılmıştır. Zaten, bu Avrupa Birliği’nin belirlenmiş bir politikasıdır. Vatikan Papalığı, Avrupa Birliği ile birlikte hareket etmektedir (Kocabaş, 2002:181-182). Papa II. Jean Paul, 24 Aralık 1999’da yayınladığı yılbaşı mesajında; “birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hıristiyanlaştıralım” diyerek, Asya’yı Hıristiyanlaştırma politikalarının hedefine koymuştur.

Vatikan Katolik Kilisesi

Ayrıca Vatikan tarafından, “Asya’nın Hıristiyanlaştırılmasında Türkiye merkez kabul edildi”, görüşlerine yer verilmesi, ülkemizin Asya’nın Hıristiyanlık için geçiş yolu üzerinde olması, günümüz misyonerlik faaliyetleri açısından ülkemizin ne derece büyük tehlikeler ile karşı karşıya kaldığını ortaya koymaktadır (Kocabaş, 2002:183).

Vatikan Katolik Kilisesi’nin misyonerlikte ortaya koyduğu yeni metodu; “dinler arası diyalog” çerçevesinde, Hıristiyanlık mezhepleri arasında diyalog ve iş birliği olmuştur. “Düşman Kardeşler” olarak bilinen Katolik ve Ortodokslar arasındaki yakınlaşma dikkati çekmektedir. Katolik Papa ve Fener Ortodoks Patriği İstanbul’da ilk defa bir araya gelmişlerdir. Fener Patriği bir atakla kendisini “Ekümen”, yani bütün dünya Ortodoksları’nın başı ilan etmiş, daha da ileri giderek, Fener’de Vatikan benzeri devletçik statüsü istemiştir (Kocabaş, 2002:189-190). Bugün ise Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde 55 bin misyonerin faaliyet gösterdiği ifade edilmektedir.

Dünya’da 1992 yılı verilerine göre; misyonerlere ait 120.880 kurum, misyonerleri eğiten, yetiştiren 99.200 enstitü, misyonerlik faaliyetlerinde çalışan mesleki misyoner 4.208.250 kişidir. Bu misyoner kurumlarında 82.000.000 bilgisayar, misyoner kurumlarında bir yıl içerisinde çıkarılan 88.160 adet kitap, misyonerlik hizmetlerinde faaliyet gösteren 2.340 radyo ve televizyon istasyonu vardır. Misyonerler, her yıl bedava 53.000.000 İncil dağıtmaktadır. Kilise okullarında okuyan 9.000.000 öğrenci, bu kiliselere ait 10.600 hastane, yine kiliselere ait 680 huzurevi ve 10.050 tane eczaneleri vardır. Hıristiyanlaştırma hizmet projelerinin bütçesi 163 milyar dolardan fazladır (Umara, 1995:35).

Misyonerler, Türklere karşı ise; İslâm’dan soğutmak, kendi kimlikleriyle çatıştırmak, Türk devletine ve Türk milletine düşman unsurlar yetiştirmek suretiyle, Türkiye’de “azınlık ırkçılığı”nı ve bölücülüğü yaygınlaştırmak için gayret göstermektedirler (Küçük, 2005:32).

Geçmişte misyonerler faaliyetlerini, belki daha gizli olarak yürütüyorlardı. Talas’ta, Tarsus’ta, Merzifon’da, Harput’ta, İstanbul’da okulları vardı. Ama, günümüzde birçok televizyon programı, gazete ve dergi yayınıyla, hatta özel broşürler ile kendi düşüncelerini yayabilmektedirler.

Bunlara karşı en etkin mücadele, kendi kültür kaynaklarımızı ve değer yargılarımızı yurttaşlarımıza, gençlerimize en akılcı ve bilimsel bir yöntemle öğretmektir. Millî ve ahlâkî değerlerimizi kazandırmaktır. Günümüzde misyonerler, ülkemizi sömürge haline getirebilmek için sevgi, dostluk, barış, özgürlük ve kardeşlik gibi, güzel kavramları kullanarak, bu tür faaliyetlerini ülkemizin her yerinde, şehirlerimizde, sokaklarımızda daha etkin bir şekilde devam ettirmektedirler.

Misyonerler gittikleri toplumları kendi dinlerinden, dillerinden ve kültürlerinden koparmanın yollarını denerler, takip ettikleri metotlarla kültürsüzleştirdikleri toplumlar üzerinde etkili olmaya çalışarak kendi din, dil ve kültürlerini yerleştirmek için çaba sarf etmişlerdir. Bu da insanların bulundukları topluma yabancılaşması sonucunu doğurmuştur. Bilindiği gibi yabancılaşma, milli ve manevi değerlerden, toplumun örf, âdet ve geleneklerinden uzaklaşma ve yasadığı çevreye uzak kalma hâlidir (Gökberk 1966: 450).

Bu doğrultuda ülkemizde misyonerler tarafından geçmişte kurulan yabancı okullar ve bu kapsamda yapılan faaliyetler, toplumun değer yargılarını etkileyerek yabancılaşma ve kimlik krizi gibi bazı olumsuz sonuçlara neden olmuştur. Bu zararlı etkilerden kurtulmak için toplumun her kesiminin gerek eğitim ve öğretim kurumları vasıtasıyla gerekse kitle iletişim araçları yoluyla bilgilendirilerek aydınlatılması ve söz konusu faaliyetlerin kontrol altında tutulmasında yarar vardır. Bu nedenle uzun vadeli bir emperyalist planın araçlarından birisi olarak kullanılan misyonerlik faaliyetlerini, günümüzde de ülkemize yönelik önemli tehditlerden birisi olarak görmek gerekmektedir (Küçükoğlu 2005: 15-17).

Refik Saydam Hıfzıssıhha Müessese’nin Kurulmasında Hayırsever Vakıf Desteği

Dünyada Misyonerlik çalışmaları Hz. İsa’dan sonra M.S. 33’lü yıllarda başlamış; kiliselerin kurulması; ortaçağ dönemi; 1500’lü yıllarda Avrupa’da başlayan ve 150 yıl süren reformlar dönemi; 1650’li yıllar sonrası süren reform çalışmaları; 1793’lerde başlayıp 1965’li yıllara dek süren modern dönem ve 1965’li yıllardan sonra başlayan “Diyalog Dönemi” günümüzde yoğun bir şekilde sürmektedir.

Bu bölümde, belgelere dayanarak özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde “Misyonerlik çalışmaları” tüm detayları ile açıklanmağa çalışılmıştır. 629 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve küllerinden doğan ve çok büyük güçlüklerle kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tüm finansal, siyasal, yetişmiş insan gücü kaybına ve çok önemli güçlüklere rağmen, cephede kazanılan zaferin, masada ve yönetimde de gösterilmesi savaşı verilmiştir.

Kurtuluş savası sırasında ve sonrasında salgın hastalıklarla mücadele, cephede süren mücadele kadar önem kazanmıştır. TBMM Hükümeti sırasında ilan edilen Bakanlar Kurulu’na 3 Mayıs 1920 tarihinde ilk Sağlık Bakanı olarak Dr. Adnan Adıvar atanmış, daha sonra ve Cumhuriyetin ilanı ile Dr. Refik Saydam Sağlık Bakanı olmuştur. Üç kez Sağlık Bakanı olan Dr. Refik Saydam 14,5 yıl görev yapmıştır.

Dr. Refik Saydam’ın, 1920-1938 yılları arasında görev yaptığı Sağlık Bakanlığında birçok alanda yeni düzenlemeler yapılmıştır. O dönemin koşulları dikkate alındığında bu düzenlemelerin yapılmasındaki amaç;

Savaş sonrası sorunların çözülmesi; Nitelik ve nicelik açısından sağlık personelinin desteklenmesi; Merkezden köylere doğru bir yapılanma tesisi; Koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasıdır.

Bu dönemde başlatılan özellikle sıtma başta olmak üzere, sifilis, trahom gibi bulaşıcı hastalıklarla ilgili olarak gerçekleştirilen dikey örgütlenmeler eksilmesine ve değişimlere uğramasına rağmen bugün de devam etmektedir.

Anlatılan bütün faaliyetler kıt imkanlarla yapılmaya ve yeni bir ruh ve heyecanla yapılırken; Osmanlı’dan devralınan miraslardan en önemlisi ve en yıpratıcı olanı “Misyonerlik çalışmaları” dır. Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Refik Saydam özellikle sağlık alanı başta olmak üzere tüm alanlarda Misyonerlik çalışmalarına dikkat ve titizlikle yaklaşmışlar ve özellikle Avrupa Ülkeleri (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Avusturya, Rusya vb)’nden gelen misyonerlik çalışmaları yasaklanmıştır.

Ancak, Türkiye’de Erken Cumhuriyet döneminin en dikkat çekici ama bilinmeyen yönü Dünya genelinde sağlık alanında birçok ülkede olduğu gibi Rockefeller Vakfının halk sağlığı programı amacıyla Türkiye’de çalışmaya başlaması olmuştur. Türkiye’de dönemin Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam ile özellikle 1924-1936 yılları arasında Hükümetin bilgisi dahilinde kurulan iyi ilişkiler sonucu uluslararası düzeyde salgın hastalıkların epidemiyolojisi konusunda elde ettikleri tıbbi bilimsel bilgiyi finansal mekanizmalarla birleştirerek sağlık politikalarında ve sağlık hizmetlerinin örgütlenmesinde önemli rol oynamışlardır.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü (Kuruluşu 1928 Binanın yapımı 1933)

1928’lerde başlayan Vakfın bağışları ve personel desteği ile yürütülen projeler (Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebi’nin kurulması dahil, Ankara Numune Hastanesi, Ankara Etimesgut Numune Dispanseri ve İstanbul Edirnekapı Sağlık Merkezi), Türkiye’de sağlık hizmetlerinin kurumsallaşması sürecine önemli katkı sağlamıştır. 1940’larda hemşirelik incelemelerine yönelen Rockefeller Vakfı’nın ilgisi, 1950 sonrası medikal eğitim ve araştırma, beşeri ve sosyal bilimler alanları ile zirai bilimler konularında yoğunlaşmıştır. Ancak sağlık programları hiçbir zaman Vakfın ilgi alanı dışına çıkmamıştır.

Cumhuriyet döneminde Hıfzıssıhha (koruyucu sağlık hizmetleri) Reformu ve Bilimsel Tıbbın gelişimi; Tıbbi eğitim ve burs programı; Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Mektebi (Okulu); Sıhhat Merkezleri; Türkiye’de Tıbbi Eğitim ve Nüfus Programları konuları bir sonraki bölümde detayları ile açıklanacaktır. (Küçük Aziz, Mart 2022)

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebi konusu, Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu sorunlar yumağının en önemli parçasıdır. Bu nedenle, söz konusu kuruluşun açılışından, dönüşümüne ya da kapatılma ifadelerine bütüncül bir yaklaşımla bakılması büyük önem taşımaktadır.

Dizinin 13. Yazısı: Yabancı  Yardımsever Kurumların (Rockefeller, Ford ve Gates Vakıfları) Türkiye Çalışmaları

Yazan ve yayına hazırlayan Bekir Metin, Ankara, 13 Ocak 2023  

Kaynakça:

Akgün Seçil, “Amerikalı Misyonerlerin Ermeni Meselesindeki Rolü”, Atatürk Yolu, Mayıs 1988, yıl: 1, sayı: 1, S. 9-10

Amerikan BoardABCFM- Annual Report, 1914

Aydın Mithat, “Amerikan Protestan Misyonerlerinin Ermeniler Arasındaki Faaliyetleri ve Bunun Osmanlı-Amerikan İlişkilerine Etkisi”, OTAM (Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi) Dergisi, Sayı 19, 2006, S.81

Başbakanlık Osmanlı Arşivi (BOA.), Hariciye Siyasi Kısmı, Dosya No: 64, G. No: 7

Çavdar Tevfik, Osmanlıların Yarı Sömürge Oluşu, İstanbul 1970, S. 86, 91

Çavdar Tevfik, age, S. 93-94

Çavdar Tevfik, Millî Mücadele Başlarken Sayılarla Manzara-i Umumiye, İstanbul 1971, S.87

Dinçer Nahit, Yabancı Özel Okullar, S.70; Kırşehirlioğlu, age, S.27,30

Giray Yusuf Ural, İslam Aleminde Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1977, S.6-7; Türkiye’de Misyonerlik Faaliyetleri, Ankara 1996

Greenwood Keith Maurice, Ph. D., Robert College: The American Founders, The Johns Hopkins University, 1965, S.10l-104

Gökberk Macit, Felsefe Tarih, İstanbul, 1996, S. 450

Günay Tuncer, Misyoner Örgütleri ve Misyoner Faaliyetleri, ATO Yayını, Ankara, 2004, S. 204

Halidi Mustafa – Ferruh Ömer, İslam Ülkelerinde Misyonerlik ve Emperyalizm, Çeviren: Osman Şekerci, İstanbul, Kalem Kitapevi, 1968 3.baskı, S.142-143

Haydaroğlu, İlknur Polat; Osmanlı İmparatorluğunda Yabancı Okullar, Ocak Yayınları, Ankara, 1993, S.12-14

Kantarcı Şenol, A.B.D.de Ermeniler ve Ermeni Lobisi, Aktüel Yayınları, İstanbul, 2004, S.

Karabekir Kazım, “Misyonerlerin Faaliyeti”, Yeni Sabah Gazetesi, 11-12 Ocak 1939;

Kırşehirlioğlu E.(Erol Güngör), Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri, İstanbul 1963, S. 25, 27-30, 74-75

Kocabaş, Süleyman, Misyonerlik ve Misyonerler, Vatan Yayınları, İstanbul, 2002, S. 181-183, 189-190,

Küçük, Abdurrahman; Misyonerlik ve Türkiye, Türkiye’deki Misyonerlik Faaliyetleri, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara1996, S. 3. Dinler Tarihçileri Gözüyle Türkiye’de Misyonerlik, (Sempozyum 01-02 Ekim 2005), Ankara, S. 19-33.

Küçük Aziz, Doç. Dr, Filantrokapitalizm- Rockefeller, Ford & Gates Vakfı ve Türkiye, Siyasal Kitapevi, Meteksan Matbaacılık, Ankara, Mart 2022, S.99

Küçükoğlu, Bayram (2005), Türk Dünyasında Misyoner Faaliyetleri, IQ Kültür Sanat ve Yayınları, İstanbul.

Mears Eliot Grinnel, Modern Turkey, New York 1924, S.130, 135. Aynı tarihlerde sadece İstanbul ve civarında yaklaşık 53 Fransız okulunun olduğu tahmin edilmektedir. İstanbul’daki Katolik okul ve dini teşkilatları için bkz. Osman Nuri Ergin, Türkiye Maarif Tarihi, cilt:1-2, İstanbul 1977, S.769-775.

“Misyon”, “Misyonerlik”, Meydan Larousse, Cilt: 9, S. 843; “Misyoner”, Ana Britannica, Cilt:16, S.144.

National Archives of the United States, M.C, 1107/20, Report on the Assyrian Chiristians by David Magie, August 24 1918 tarihli rapor.

Ortaylı İlber, Prof. Dr., Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, İstanbul 1983, S.63

Polvan Nurettin, Türkiye’de Yabancı Öğretim, Cilt: I, İstanbul 1952, S. 116, 134-135, 141-142, 218-219

Sausa Nasım, The Capitulatory Regime of Turkey, Baltimore 1933, S.140-142, Kırşehirlioğlu, age, S.74-75

Sezer Ayten, Dr. Osmanlı Döneminde Misyonerlik Çalışmaları, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Edebiyat Fakültesi Dergisi Özel Sayısı 1999, S.169-171, 177-178

Salt Jeremy, Imperialism, Evangelism and the Ottoman Armenians 1878-1896, London, 1993, S. 31

Şimşir Bilal, “Ermeni Propagandasının Amerika Boyutu Üzerine”, Tarih Boyunca Türklerin Ermeni Toplumu ile İlişkileri”, Ankara 1985, s.92-93, Lozan Antlaşması, S. 36-53

Umara, Muhammed, Müslümanların Hıristiyanlaştırılması, Denge Yayınları, 1995, İstanbul

White, George, Bir Amerikan Misyonerinin Merzifon Amerikan Koleji Hatıraları, Tercüman Cem Tarık Yüksel, Enderun Kitabevi, 1995, İstanbul

Not: Buradaki bilgi ve belgeler kaynak kullanılarak alıntı yapılabilir. Yazının tüm hakları konuyu hazırlayan ve yazan Bekir Metin’e aittir. Bu yazı dizisine 01 Haziran 2022 tarihinde başlandı.

Paylaş
Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir