Yazı Dizisi 23: 21. Yüzyıl’da Sağlık Gündemi ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Gerçeği

Yazı Dizisi 23: 21. Yüzyıl’da Sağlık Gündemi ve Refik Saydam Hıfzıssıhha Gerçeği

Birleşmiş Milletlerin ihtisas kuruluşlarından biri olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), İsviçre’nin Cenevre kentinde 7 Nisan 1948 tarihinde çalışmalarına başladı. Günümüzde sağlık alanında uluslararası bir otorite olarak hizmet vermektedir.

DSÖ altı kıtada altı Bölge Ofisi, 156 Ülke Ofisi ve 9 bine yakın çalışanı ile 194 üye ülkenin Sağlık Bakanlıkları ile sağlık alanındaki temel çalışmalarını makro düzeyde birlikte yürütmektedir. Her yıl sağlık alanında tespit edilen alanlarda detaylı raporlar yayınlamakta ve 7 Nisan tarihinde her yıl “Dünya Sağlık Günü” nedeniyle sorun yaşanan konularda çözüm üretilmesi için çalışmalar yapmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü kuruluşunun 50. Yılında (1948-1998) detaylı ve kapsayıcı “21. Yüzyılda Yaşam Herkes İçin Bir Vizyon” içerikli Dünya Sağlık Raporu yayınladı. DSÖ Kuruluşunun 50. Yılı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Kuruluş yıldönümüne denk gelmişti. Güzel bir rastlantıydı. Bu nedenle, Sağlık Bakanlığı olarak Cumhuriyet’in kuruluşunun 75. Yıldönümünde önemli etkinlikler gerçekleştirilmiş ve yayınlar yapılmıştır.

DSÖ’nün yayınladığı “50. Yıl Dünya Sağlık Raporu”, Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı eşgüdümünde, Üniversitelerin Halk Sağlığı Hocaları ile birlikte çalışılarak Türkçe’ ye çevrildi. Türkçe 50. Yıl Dünya Sağlık Raporu 5.000 adet basıldı. Sağlık Bakanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatlarına, Bakanlıklara, Sağlık, tıp ve ilgili kuruluşlara, Üniversiteler, Yerel Yönetimler ile Meslek Örgütleri ve Sivil Toplum Kuruluşlarına dağıtımları yapıldı.

Dünya Sağlık Raporu 1998’in, 8. Bölümü “21. Yüzyılın Sağlık Gündemi” konusunu 50 yıllık bir birikim sonucu belirledi. 2000-2025 yılları arasını kapsayan 21. Yüzyılın ilk çeyreğinde çizilen vizyon aşağıdaki başlıklar halinde tespit edilmişti. (Dünya Sağlık Raporu 1998)

  • Geleceğin Sağlık Sorunları
  • Sağlık ve Teknoloji
  • Enformasyon Toplumu
  • İletişim Alanındaki Gelişmeler
  • Sağlığı Etkileyen Politik Eğilimler

Geleceğin Sağlık Sorunları

21. Yüzyılın başlangıcında yani 2000 yılında doğan bebek, 2025 yılına gelindiğinde 25 yaşında bir yetişkin olacaktır. Bir yetişkin olarak onun çocuğunun yalnızca beş değil 50 yıl yaşama şansı yüzde 90’ın üzerine çıkacaktır. 2025 yılında doğan her üç bebekten ikisi en az 75 yıl yaşayacaktır.

2025 yılının dünyası hem gençler hem de yaşlılar için bugünün dünyasından çok farklı olacaktır. 1998 Dünya Sağlık Raporu, son 50 yılın sağlık alanındaki gelişmelerini, bir insan ömrüne yayarak anlatmış bulunuyor. Bu anlatımın genel sonucu, sağlığın sürekli olarak iyileştiğidir. 21. yüzyıla girerken, çiçek hastalığından zaten arınmış olan dünya, çocuk felci, kızamık ve neonatal tetanostan da arınmış olmalıdır. Diğer bazı bulaşıcı ve paraziter hastalıklar elimine edilecektir. Halen tropik bölgeleri etkileyen diğer pek çok hastalığın yükü de daha fazla azaltılmalıdır.

Çocuklar, iyi tasarlanmış ve sürdürülebilir bağışıklama programları aracılığıyla aşıyla önlenebilir hastalıklardan korunmalıdırlar; küçük çocuklar arasındaki ölümler, Çocuk Hastalıklarının Entegre Yönetimi adıyla bilinen müdahaleler paketi yoluyla daha da azaltılmalıdır.

21. Yüzyılda küresel nüfusun çok daha büyük bir bölümü temel ilaçlara ulaşabilmelidir.

Bu rapordaki epidemiyolojik değerlendirme, 2025 yılındaki başlıca sağlık sorunlarını, dolaşım sistemi hastalıkları, kanser, bulaşıcı ve paraziter hastalıklar ve dışsal nedenlerin oluşturacağını göstermektedir.

Değişen dünya, değişen sağlık örüntülerine tanıklık etmektedir. Değişiklikleri etkileyen olgular ve süreçler arasında şunlar da vardır: hızlı modernizasyon; teknolojik gelişmelere dayanan bir gündelik yaşam: davranışlarda değişiklik ve çevre bozulması Bütün bunlar hep birlikte şeker, romatoid artrit ve bel ağrısı gibi kronik hastalık ve sorunlarla sonuçlanmaktadır. Bunların yanı sıra, tüm dünyada yüz milyonlarca insan da görece önemsiz olanından tedavi edilemez ve ölümcül olanına dek bir dizi ruhsal sorunla karşı karşıyadır.

Yaşlanma ve hastalık süreçlerinin daha iyi kavranmasıyla birlikte, fiziksel ve ruh sağlıksızlık arasındaki ayırım gibi, bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıklar arasındaki ayırım da yapaylaşmıştır. Her yıl milyonlarca insan felç geçirip hayatta kalmakta, sürekli zihinsel ve fiziksel özürlülük yaratan değişik derecelerde beyin hasarı görmektedir.

Beyni etkileyen geçici iskemik krizler, gelecekteki felç ya da demans olaylarının ön habercisidir. Felç ve demans olaylarının çoğu yaşlılarda ortaya çıksa bile, bunlar daha genç nüfus için de önemli bir morbidite nedeni oluşturur.  Hem felç hem de demans, küresel hastalık yükünde önemli bir paya sahiptir ve her ikisinin de tedavisinin maliyeti yüksektir. Sağlık hizmetleri çerçevesindeki maliyete, bu tür durumlardan etkilenenlere bakım sağlayan ailelerin maddi ve manevi kayıpları da eklenmelidir.

Sigara içilmemesi ya da bırakılması, yüksek tansiyonun tedavisi ve diyet değişimi gibi kardiyovasküler hastalıklara ve felce özgü önlemlerin yanı sıra, bugün felç konusunda umut verici başka tedaviler de geliştirilmektedir.

Uluslararası trafiğin artması, savaş ve iç çatışma gibi nedenlerden dolayı meydana gelen kitlesel göçler sonucunda, besin maddeleri yoluyla geçen hastalıklar 21. yüzyılın başlıca sorunlarından birini oluşturacaktır.

Ticaret ve hizmetlerin küreselleşmesi de sağlık açısından genel bir tehdit oluşturmaktadır.

Yeni ve yeniden baş gösteren bulaşıcı hastalıkların oluşturduğu tehdit, insan davranışlarındaki, ekoloji ve iklimdeki, toprak kullanım biçimlerindeki değişikliklerin yanı sıra, ekonomik kalkınma, turizm ve göç nedeniyle de ağırlaşmaktadır.

Son yarım yüzyılda hastalık ve sağlık örüntüsünde ortaya çıkan değişiklikler, tarihteki başka herhangi bir dönemde meydana gelen değişikliklerden daha hızlıdır. Son dönemlerde sağlık sistemlerinin gelişmesini belirleyen yaşam stratejileri insan ömrünü uzatmada son derece başarılı olsa bile, bunlar morbidite ve özürlülükte ya da yaşam kalitesinin iyileştirilmesinde eşit ölçüde başarı kazanamamıştır. Eldeki veriler, özürlülük olmadan yaşam beklentisinin pek fazla artmadığını göstermektedir. Mortaliteyi azaltma hedefleri hastalığa özgü müdahalelerle gerçekleştirilirken, insanların tüm sağlık potansiyellerini eksiksiz biçimde gerçekleştirebilme hedefi henüz gerçekleşmiş olmaktan çok uzaktır.

Geniş bir alana yayılan hastalık türleriyle ilişkili birçok risk faktörü, insanlar tarafından yaratılmıştır ve yine insanlar tarafından denetim altına alınabilir.

Geleceği gözümüzde canlandırırken aşağıdaki temel noktalar dikkate alınmıştır:

Sağlıkta gelişimin başlıca odak noktası pozitif sağlıktır; bu, bireylerin sağlık potansiyellerini geliştirme ve insani kalkınma bağlamında daha iyi bir yaşam kalitesine katkıda bulunma anlamına gelir. O halde sağlık kendi başına bir amaç değil, gündelik yaşamda başvurulacak bir kaynaktır. İnsanlar bu kaynaktan yararlanarak özlemlerini ve stratejik gereksinimlerini karşılarlar ve değişen çevrelerine ayak uydururlar.

Sağlığın geliştirilmesine yönelik politikalar ve stratejiler insanlara pozitif bir sağlık anlayışı kazandırır, onları fiziksel, zihinsel ve toplumsal kapasitelerini tam anlamda kullanabilecek duruma getirir.

Pozitif sağlık, yaşama yıllar katılması, yani sağlıklı olarak yaşanan yıl sayısının artması, hastalık ve özürlülüklerin olumsuz sonuçlarının azaltılması ya da ortadan kaldırılması, yaşam kalitesinin sağlıklı bir fiziksel, toplumsal ve ekolojik ortamdaki sağlıklı yaşam tarzlarıyla arttırılması anlamına gelir. Başlıca duyarlılık noktası, yaşamın bütün evrelerinde tersine yönelik önleyici, koruyucu, iyileştirici, tedavi edici ve rehabilitatif önlemler, ayrıca, bu iyileşmelerin sürekli kılınmasını, giderek pekişmesini de olası kılar. Böylece insanlar, biyolojik ve kronolojik olgunlukları temelinde ekonomik ve toplumsal anlamlarda aktif konuma gelirler.

21. yüzyılın ilk çeyreğindeki sağlık tablosu: Tüm dünyada, her birey kendi eksiksiz sağlık potansiyelini tüm yaşam boyunca gerçekleştirebilmeli, toplumsal, ekonomik ve ruhsal anlamda üretken olmalı ve daha iyi bir yaşam kalitesine sahip olmalıdır. Yaşam beklentisinin artması ve sağlıksızlık riskinin azalması gibi kazanımları korumak ve buradan daha ileriye yol almak, ayrıca erken ölümleri ve özürlülükleri azaltmak, mümkünse de ortadan kaldırmak için uyumlu çabalar gösterilmelidir.

Bütün bu görevlerin gerektiği gibi yerine getirilmesi, kökten farklı bir yaklaşımı gerektirir. Bu yaklaşım, DSÖ’nün kuruluşundan 2000’li yılların başlarına kadar son 50 yıl içinde edinilen bilgilere, deneyime ve öngörülere dayanılarak gerçekleştirilmelidir. Bu gerçekleşme 2023 yılı itibariyle olmuş mudur tartışılır.

Sağlık ve Teknoloji

21. yüzyılın başlarında teknolojik gelişmenin en önemli yanı, küresel olarak kullanılan ürünler ve süreçlere ilişkin bilgi yoğunluğunun hızla artması olacaktır.

Sağlık hizmeti sağlanması, biyotıp dalında geçmişin, günümüzün ve geleceğin araştırmalarına bağlıdır.

Teknolojinin uygulanması, önleme, teşhis, tedavi ve rehabilitasyon olmak üzere birtakım fonksiyonel kategorilere ayrılabilir. Teknolojiler ise, biyolojik, eczacılık, tıbbi araçlar, ikame edici ve takviye edici araçlar olarak sınıflandırılabilir.

Moleküler teknikler sayesinde yeni ilaçların hazırlanması ve mevcut biyolojik maddelerin geniş ölçekte üretimi mümkün olmuştur.

Moleküler ve hücre biyolojisindeki devrim sonucunda, tıp ve halk sağlığı alanlarında teşhis süreci hız kazanmıştır. Artık yeni ilaçlar devreye girmektedir. Bu ilaçlarla, insan vücudunun işlevleri daha kesin biçimde denetlenebilmektedir.

Tıbbın ve sağlık hizmetinin hemen hemen bütün dallarını kapsayan çok çeşitli diyagnostik yöntemler geliştirilmiştir. Görüntüleme teknolojisindeki gelişmeler, diyagnostik prosedürlere yeni bir boyut kazandırmıştır. Ultrasonik teknikler, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans görüntülemesine göre daha az kesin sonuç verse bile daha ucuzdur ve çok daha geniş bir alanda kullanılabilir.

Ameliyatlarda lazerlerden yararlanılmaktadır ve mikrocerrahi daha da geliştirilmiştir. Gerek bu araçların gerekse kalbin atışını düzenleyen cihazlar gibi diğer araçların kalitesi giderek artmaktadır. Organ nakli, hızla yaşlanan bir nüfus için önemli olanaklar vadetmektedir. Ayrıca, hayvanlardan insanlara hücre, doku ve organ naklinin klinik uygulaması, transjenik ve klonlu hayvanlardan insan kullanımı için biyolojik madde sağlanması yönünde çaba harcanmaktadır.

Kısacası, en geniş anlamıyla bilimsel ve teknolojik gelişmeler sağlığa büyük katkı sağlamaktadır.

Teknoloji transferine yönelik iyi planlanmış sistemler, gelişmekte olan ülkelerin, sağlık alanında diğer ülkelerde gerçekleştirilen ilerlemelerden yararlanabilmelerine olanak tanıyacaktır.

Bununla birlikte, teknolojik gelişmeler, uluslararası toplumun özellikle dikkat etmesini gerektiren ciddi etik sorunlar da ortaya çıkarmış ve bundan sonra da çıkaracaktır. DSÖ’nün yönetici organları da insan kopyalanmasının etik olarak kabul edilemeyecek bir işlem olduğunu kesin bir dille belirtmişlerdir.

Enformasyon Toplumu

Dünyada birikmiş sağlık bilgilerinin, enformasyon ve iletişim teknolojileri aracılığıyla paylaşılması, uluslararası sağlığın gelişiminde merkezi önemde bir yer işgal eder. Hızla gelişen enformasyon teknolojileri, dünyanın iletişim kurma biçimlerini değiştirmektedir. Bu ise, halk sağlığı alanını da kapsayacak biçimde çok yönlü sonuçlara yol açmaktadır.

Enformasyon toplumlarının başlıca üç özelliği vardır. Bu toplumlar enformasyonu ekonomik bir kaynak olarak kullanırlar; bu da iş hayatında daha ileri düzeyde etkinlik sağlar. Tek tek yurttaşlar ise, tüketiciler olarak, tercihlerini daha sağlıklı biçimde yapmak, doğru şeyler edinmek ve kendi yaşamlarını kendi kontrollerine almak için enformasyonu daha yoğun biçimde kullanırlar.

Enformasyon teknolojisinin kapasitesi son 40 yıldır katlanarak artmaktadır ve bu hız düşeceğe de benzememektedir. Bu yeni enformasyon sistemleri (uydu yayını, fiber optik ve Internet kullanan telekomünikasyon ağları) küresel niteliktedir.

Enformasyon teknolojisi eğitim düzeylerini yükseltebilir, toplum içi bağları güçlendirebilir ve halkın karar süreçlerine geniş katılımını sağlayabilir. Sağlık alanında ise, doktorlar, hastalarının nasıl bir gelişme gösterdiğini, enformasyon teknolojisi sayesinde gelişmiş kayıt sistemleriyle daha yakından izleyebilirler. Küresel olarak bakıldığında ise, enformasyon teknolojisi, hastalıkların sürveyans ve izlemesini, DSÖ gibi kuruluşların epidemilere uluslararası ölçekte daha çabuk tepki göstermelerini kolaylaştırabilir. Enformasyon teknolojisinin sağlık hizmetlerinde ve sağlık sistemlerinin yönetiminde kullanımı gerek kişisel gerekse halk sağlığı düzeylerinde sağlık bakımının kalitesini ve maliyet etkinliğini artıracaktır.

Enformasyon toplumlarına doğru yönelişin, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurumu büyüteceği konusunda bazı endişeler vardır. DSÖ dâhil uluslararası kuruluşlar birkaç on yıldır enformasyon akışının gelişmekte olan ülkelere yönelmesini kolaylaştırmaya çalışmaktadırlar. Enformasyon sistemlerinin, kütüphanelerin ve arşivlerin yaygınlaşması sayesinde yoksul ülkeler gerek duydukları bilgiye makul bir karşılık ödeyerek ulaşabilecekler ve kendi enformasyon altyapılarını geliştireceklerdir.

İletişim Alanındaki Gelişmeler

İletişim teknolojisi, ihtiyaçları olan enformasyona ulaşabilmeleri için herkesin hizmetinde olmalıdır. Yeni geliştirilmekte olan enformasyon ağı, yeni sosyal yapının temellerini atabilir. Telekomünikasyonda geçmişteki gelişmelerin hiçbiri, hatta telefon ve televizyon bile kamu bilinçlenmesinde internet kadar etkili olmamıştır ve şimdi eşi görülmemiş bir hızla mevcut sosyal ve ekonomik süreçlerin içerisine girmektedir. Bu belki de internet patlamasının başlangıcıdır. Dünyadaki toplumlar ve uluslar 2000’li yılların başlarında 21. yüzyılın “cyberplaces” resmini çizmeye başlamışlardır.

Bu teknoloji sadece ekonomik gelişmenin ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesine katkıda bulunmamalı, aynı zamanda topluma da yeniden şekil vermelidir. Medyada sağlık konularına ayrılan yer ve süre artmaktadır. Medya kuruluşları, hizmet verdikleri toplumların sosyal işlerinde, artan oranda aktif rol oynamaktadırlar. Medyanın sağlık hedeflerine hizmet için sağlık sektörü ile ortaklıkta çok güçlü bir rolü vardır.

Sağlığı Etkileyen Politik Eğilimler

Siyaset, güç ve nüfuz çekişmelerini, çıkar grupları arasındaki rekabeti öngörür. Siyaset yoluyla bazı şeyler yapılır ya da bazı şeylerin olması engellenir; toplumda kimin ne kadarını ve ne zaman alacağına karar verilir. Sağlık alanındaki çalışmalar ahlaki ve duygusal birtakım tepkiler de doğuracağından, sağlık politikası ahlaki bir boşluk içinde geliştirilemez.

Uluslararası kuruluşların, dış yardımların, hükümet dışı kuruluşların ve toplum örgütlenmelerinin taahhütleri ve çıkarları, sağlık ve sağlık hizmeti politikalarını biçimlendirmektedir. İlaç ve medikal cihaz üretimi alanında faaliyet gösteren şirketlerin ticari çıkarlarıyla birlikte, sağlık alanında çalışanların motivasyonları ve ideolojileri de bu konuda etkili olmaktadır.

Örneğin, işçilerin sağlığı, ticaret alanındaki politikaların yanı sıra, sanayileşme sürecine ve sendikaların gücüne bağlıdır. Kadınların, yaşlıların, etnik azınlıkların, çocukların, özürlülerin ve AIDS gibi bulaşıcı hastalıkları olanların taleplerinin karşılanması, ideolojiyle, etikle ve bu grupların siyasal anlamdaki güçsüzlükleriyle ilgili bir konudur.

Hakkaniyet arayışı, siyasal mücadelenin merkezinde yer alan bir olgudur. Siyasal tarzları ne olursa olsun, hükümetler, sağlık sistemlerini yeniden düzene sokarak sağlıkla ilgili gereksinimleri karşılamak zorundadırlar. Yakın dönemde bazı ülkelerde, devletin sosyal alanlara verdiği önemin azalması, bazı sorumlulukların ise eşitliği güvenceye alacak mekanizmaların zayıf olduğu ya da hiç bulunmadığı özel sektöre ve yerel düzeylere aktarılması sonucunda, bir temel hedef olarak hakkaniyet daha geri plana itilmiştir.

Devlet, politikaları geliştiren, finanse eden, uygulayan ve düzenleyen organ olarak rolünü değiştirdikçe, reformlar da sosyal politikaların içeriğini ve formülasyonunu etkilemiştir.

Böylece, toplumlar, taban hareketleri, hükümet dışı kuruluşlar ve diğer yollarla kendi geleceklerine sahip çıkmak için harekete geçmeye başlamışlardır. Topluma dayalı sağlık bakımı birçok bağlamda yeni bir önem kazanmışsa da bu tür hizmetlerin etkinliği, parçalanmışlık, toplumun sahip çıkmaması, toplumda bir kaynaşmanın olmaması, sağlık hizmetlerinin özel bir meta olarak görülmesi gibi nedenler yüzünden azalmaktadır.

Küreselleşmenin giderek hızlanmasına karşın, devletin izlediği ulusal politikalar, örneğin istihdam ve işgücü standartlarının belirlenmesinde hâlâ birinci faktör durumundadır.  Ticaret ve hizmetlerin küreselleşmesi, temel ilaçların ve sağlık hizmetlerinin sağlanmasında bir gerileme yaratabilmektedir.

Geleceğe ilişkin tahmin yapan liderler ve karar yetkisine sahip olanlar 21. yüzyıl başlarında küresel senaryolarını belirlemişler ve ileriye doğru adım atılmasını sağlayacak yapı taşlarını yerlerine koymuşlardır. Bugünkü gelişim ve değişim de o temel üzerinde şekillenmiştir.

Eğer küresel toplum kısa sürede harekete geçmezse, açlık, malnütrisyon ve bunların sonucu olan hastalıklar sürecek; doğal kaynaklar bozulmaya devam edecek ve örneğin su gibi kıt kaynaklar üzerindeki çatışmalar daha da yaygınlaşacaktır. Sonuçta, insanların çoğu için dünya, yaşanacak hoş bir yer olmaktan çıkacaktır. Oysa böyle olması hiç de kaçınılmaz değildir. Öngörüyle ve kararlı eylemlerle, herkes için daha iyi bir dünya yaratabiliriz. Bunun için gerekli bilgi ve becerilere sahibiz; ayrıca, doğal kaynaklar dâhil, bu iş için gerekli kaynaklar da henüz tükenmiş değildir.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığının Görevleri

Ülkemizde halk sağlığına yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile ilgili uygulamaların tarihi çok eskilere dayanmaktadır. 19. Yüzyılın sonunda bütün dünyada genel halk sağlığı, bulaşıcı hastalıklardan korunma, yeni aşı ve serumların üretilmesi konusunda önemli adımlar atılmıştır. Bilim ve teknoloji alanında yüzünü batıya dönen Osmanlı Devleti yönetimi, tıp ve sağlık alanındaki yenilikleri ülkemize taşımıştır. (Hıfzıssıhha Albümü, 2005)

Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Mektebi’nin kuruluşu öncesi, 18. Yüzyılın başlarından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar geçen 100 yıllık süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nun sağlık ve tıp alanında yaptığı çalışmalar, salgın hastalıklara karşı verilen mücadeleler, aşı üretimi gibi konular detaylıca incelendi ve yazıldı. (Refik Saydam Hıfzıssıhha Gerçeği yazı dizisi, 2022-2023)

Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923 tarihinde kurulması ve bağımsızlığını tüm dünyaya ilan etmesinden sonra, salgın hastalıklarla mücadele genç Cumhuriyet’in bir numaralı savaş alanı oldu. Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam liderliğinde başta halk sağlığı konuları olmak üzere sağlığın her alanında önemli örgütlenmeler, sağlık alanında insan kaynağı yetiştirme, başta bulaşıcı hastalıklarla mücadele olmak üzere her alanda müthiş çalışmalar sonucu başarılı kuruluşlar oluşturuldu. Bunlardan biri ve en önemlisi de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı Hıfzıssıhha Müessesesi (Enstitüsü ve Mektebi) 27 Mayıs 1928 tarih ve 1267 sayılı yasa ile kuruldu. Kuruluş tarihinden günümüze anılan kuruluşun gerçekleştirdiği başarılı çalışmalar, çeşitli tarihsel süreçlerde yaşanan sıkıntılar, 2011 yılında kabul edilen 663 sayılı KHK ile anılan kuruluşun tüm görev, yetki ve sorumlulukların Sağlık Bakanlığına bağlı yeni oluşturulan kurum ve kuruluşlar arasında paylaştırılmasının ve tarihi gerçeklerin detayları ile ilk 22 bölümde okuyucularla paylaşıldı. (Refik Saydam Hıfzıssıhha Gerçeği yazı dizisi,2022-2023)

2005 yılı itibariyle Hıfzıssıhha Başkanlığı’nın Görevleri

Okuyucuların son 20 yılı daha rahat değerlendirmeleri açısından, Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Mektebi’nin çalışmalarının 2011 yılında başka kurum ve kuruluşlar arasında paylaştırılması kamuoyunda çok tartışılmıştı. Bu nedenle günümüze en yakın tarihte anılan kuruluşun görev ve yetkileri aşağıda başlıklar halinde bilginiz sunulmuştur. (Hıfzıssıhha Albümü, 2005)

  • Koruyucu sağlık hizmetlerinin gerektirdiği aşı, serum ve diğer biyolojik maddeleri üretmek
  • Ülkemizde üretilen veya yurtdışından ithal edilen her türlü ilaç ve kozmetiklerin, biyolojik maddelerin kontrollerini yapmak, araştırmak ve laboratuvar hizmetlerini yürütmek.
  • Gıda kontrol ve beslenme hizmetlerinin gerektirdiği araştırma ve laboratuvar hizmetlerini yürütmek.
  • Çevre kirlenmesinin, önlenmesine yönelik araştırma ve laboratuvar hizmetlerini yürütmek.
  • Zehir kontrol ve araştırma hizmetlerini yürütmek.
  • Tıbbi laboratuvar tetkiklerini yapmak.
  • İlgili kurum ve kuruluşlarla işbirliği yaparak sağlık personelinin hizmet içi eğitim programlarını düzenlemek ve yürütmek.
  • Yayın ve dokümantasyon hizmetlerini yürütmek.
  • Tababet uzmanlık tüzüğü uyarınca uzmanlık eğitimi yapmak.
  • Referans hizmetlerini yürütmektir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün kuruluşunda yer alan Türkiye Cumhuriyeti, 1948 yılından beri anılan Örgütü bir üyesi olarak hem anılan kuruluşla hem de üyesi olduğu 190’dan fazla ülke Sağlık Bakanlıkları ile ilişkilerini sürdürmektedir.

DSÖ’nün 50 yıllık bir birikim sonucu 2000’li yılların başlarında hazırladığı ve gündemine tüm dünyayı yerleştirdiği “21. Yüzyılın Sağlık Gündemi” nin ilk çeyreğinde çizilen vizyon başlıkları olarak;

Geleceğin Sağlık Sorunları; Sağlık ve Teknoloji; Enformasyon Toplumu; İletişim Alanındaki Gelişmeler ile Sağlığı Etkileyen Politik Eğilimler detaylıca ortaya konmuştur.

Bu maddelerin sonuncusu olan “Sağlığı Etkileyen Politik Eğilimler” çerçevesinde çok önemli değişim ve dönüşümler yaşandı. Türkiye’de 2022 yılının Kasım ayında yapılan seçimle iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi, 2000 yılı öncesi sağlık alanındaki tüm kamucu politikaları değiştirdi. Bunları yaparken de sağlık alanındaki temel konularda dünya politikalarına yön veren büyük devletler, sağlık, tıp, ilaç, aşı, biyolojik maddeler, tıbbi cihaz ve ürünler alanında hizmet veren kurum ve kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışmalar gerçekleştirdi. Dünya Bankası ve sağlık alanına yatırım yapan bazı finans kuruluşları ve üyesi olduğumuz Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşlarla işbirliği içerisinde çalışarak, Türk sağlık sisteminde çok önemli değişim ve dönüşümleri gerçekleştirdi.

Kısacası, 21 yüzyıla girerken tespiti yapılan sağlık alanlarında “Sağlığı Etkileyen Politik Eğilimler” çerçevesinde değişiler yaşandı. Bu büyük makro değişimlerde esas amaç bireysel sağlık alanındaki çalışmalardı. Toplum sağlığı, halk sağlığı, koruyucu sağlık hizmetleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir kenara bırakıldı.

İşte böyle bir süreçte ülkemizde özellikle koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi hizmetlerini devlet eliyle yerine layıkıyla getirmiş bir kuruluş olan Hıfzıssıhha, 1980’lerde başlayan ve uzun yıllar devam eden çözülme ile 2003’lü yıllardan itibaren başlatılan “Sağlıkta Dönüşüm Programı” çok önemli kuruluşların şekil değiştirilmesine, kapanmasına, yabancı kuruluşlara satılmasına, özelleştirmenin hızlanmasına ve özel hastanelerin artmasına neden olmuş, eski yapılanmaların yerine daha iyileri kurulacak diye tamamen farklı kurum ve kuruluşların oluşmasına neden olmuştur. Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı’nın hikayesini de böyle bir çerçevede değerlendirmek bir gerçektir.

“Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu Gerçeğini” 24 bölümlük bir yazı dizisinde anlamaya, anlamlandırmaya, yaptığım araştırmalarla, söyleşilerle ortaya koymaya çalıştım. Covid-19 salgınında ülkemizin sadece aşı konusunda değil, sağlığı ve tıbbı ilgilendiren diğer alanlarda da Hıfzıssıhha yokluğu çok arandı.

Hıfzıssıhha’nın aşıları ve diğer biyolojik ürünleri ürettiği, diğer görevlerini layıkıyla yerine getirdiği dönemlerdeki gibi kurumsal yapı korunsaydı; alanlarında yetkin bilim insanları ve yöneticilerin işten ayrılması, başka kuruluşlarda görevlendirilmesi ve benzeri nedenlerle işten koparılmaları, kendilerini değersiz hissetmeleri kurumsal hafızanın kaybolmasına meydan verilmeseydi; geçmiş yıllarda yaşanan salgınlarla ilişkili bilgi ve deneyimlerin paylaşıldığı rapor, belge ve dokümanlar muhafaza edilseydi, bilimsel çalışmalar bütüncül bir yaklaşımla yerine getirilseydi eminim ki Covid-19 salgınında yaşadığımız sıkıntıları çok daha az maliyetli atlatabilirdik.

Türkiye’ni son 5 yılda Rutin Aşıları ve Covid-19 Aşılarını yurtdışından ithal etti. Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde 1998 öncesi tüm aşılar Türkiye’de üretiliyordu. İthal aşılara yapılan resmi ödemeler ile ilgi detaylı bilgi (17. Bölümde) verilmişti. (Covid-19 Salgını ve Aşı)

Genel anlamıyla aşılar konusunda ve Covid-19 aşıları ve yaşamlarını kaybedenler ve alınan önlemler konusunda detaylı bilgi içeren açıklamalar aşağıda bilgilerinize sunulmuştur.

Dünyada ve Türkiye’de Covid-19 Salgını ve Aşı Gerçeği

Tam üç yıl önce (12 Aralık 2019) Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Türkiye dahil tüm Dünyayı etkileyen Covid-19 pandemisi; Çok büyük insan kaybına, toplumların ekonomik, sosyal ve sağlık yönünden büyük sıkıntılara yol açmış ve ülke yönetiminde söz sahibi lider ve karar vericiler hiçbir dönemde bu denli sıkıntı yaşamamışlardı.

Rakamlarla ve kısa anlatımlarla bazı gerçekleri paylaşmak, küçük bir virüsün toplumları, yönetimleri ve bireyleri bu denli nasıl büyük sıkıntıları yaşadıklarını ortaya koymak açısından önemlidir.

Bu nedenle son üç yılda ki (Aralık 2019-Aralık 2023) tabloyu ortaya koymak gerekir.(https://www.worldometers.info/coronavirus, Erişim tarihi: 12.12.2023)

Dünya’daki toplam vaka sayısı:         699,231,816

Yaşamını yitiren insan sayısı:                6,954.105

Dünyada yapılan aşı doz sayısı:      13 milyar 53 milyon

—————————————————————-

Türkiye’deki toplam vaka sayısı:        17,232,066

Yaşamını yitiren insan sayısı:                  102,174

Türkiye’de yapılan aşı doz sayısı:     152 milyon 730 bin

Dünya Sağlık Örgütü’nün Covid-19 için onay verdiği aşı ve ilaçlar

DSÖ, antiviral Covid-19 hapı Paxlovid; bir başka antiviral ilaç olan Remdesivir’e, hastaneye yatma riski taşıyan hafif veya orta şiddetteki Covid-19 hastalarında kullanılabileceği kararını verdi.

DSÖ’nün “Acil Kullanım Onayı” verdiği aşılar

  • ABD-Alman Pfizer-BioNTech Comirnaty Covid-19 aşısına 31 Aralık 2020’de;
  • İngiltere Oxford/AstraZeneca (Rekombinant) Covid-19 aşısına 16 Şubat 2021’de;
  • ABD Johnson & Johnson (Janssen) Covid-19 aşısına 12 Mart 2021’de;
  • ABD’li Moderna Biyoteknoloji Moderna Covid-19 aşısına 30 Nisan 2021’de;
  • Çin Sinopharm Covid-19 aşısına, 7 Mayıs 2021’de;
  • Çin Sinovac-CoronaVac Covid-19 aşısına 1 Haziran 202’de;
  • Hindistan Bharat Biotech Covovax Covid-19 aşısına 3 Kasım 2021’de;
  • ABD Novavax Nuvaxovid Covid-19 aşısına 20 Aralık 2021’de;
  • Çin CanSino Biologics Convidecia Covid-19 aşısına 19 Mayıs 2022 tarihinde

acil kullanım onayı verilmiş ve Dünya Sağlık Örgütü acil kullanım aşı listesine dahil edilmiştir.

Tüm dünyada milyarlarca insanı etkileyen koronavirüs salgını, yıllar süren aşı çalışmalarını bir yıldan kısa bir süreye sığdırarak çok önemli bir başarı sağlamıştır.

Türkiye’de Aşı Türleri ve Covid-19 Aşı Üretimi

Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) desteği ile geliştirilen ilk yerli inaktif Covid-19 aşısı Turkovac’a, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) tarafından yapılan bilimsel inceleme sonucunda 25 Kasım 2021’de “Acil Kullanım Onayı” verildi.

Türkiye’de üretilen söz konusu aşı için Dünya Sağlık Örgütü’ne “acil kullanım onayı” için başvuru yapılmamıştır.

Aşı Türleri Nelerdir?

1. Canlı Atenüe Aşılar

  • Canlı aşılar hastalığa neden olan yaban virüsün ya da bakterinin laboratuvar koşullarında zayıflatılmasıyla elde edilir.
  • Bu şekilde elde edilen aşıdaki mikroorganizma çoğalma ve bağışıklık yanıtı oluşturma yeteneğine sahiptir.
  • Hastalık yapıcı özellikleri ise zayıflatılmıştır.
  • Canlı aşılar, gebelere ve bağışıklık sistemi zayıflamış ya da baskılanmış kişilere uygulanmamalıdır.
  • Canlı aşı örnekleri; sarı humma, rotavirus aşısı, BCG, oral polio aşısı (OPA), kızamık kızamıkçık kabakulak (KKK) ve suçiçeği aşılarıdır.

2. İnaktif Aşılar

  • Toksoid Aşılar  

Toksini olan mikroorganizmaların toksinlerinin yapısı değiştirilerek toksik özellikleri yok edilmiş, bağışıklık yanıtı oluşturacak özellikleri korunmuş halini içerir.

Difteri ve tetanos aşıları toksoid aşılardır.

  • Tam Hücre Aşıları

Bir mikroorganizmanın tamamını öldürülmüş halde içeren aşılardır.

Kültür ortamında üretilen mikroorganizmanın ısı ya da kimyasal yöntemler kullanılarak öldürülmesiyle elde edilir.

Hepatit A aşısı ve inaktif polio aşısı bunun örnekleridir.

  • Fraksiyone Aşılar

Mikroorganizmanın inaktivasyonu sonrasında belirli kısımları içeren aşılardır.

(Protein Bazlı Aşılar, Genetik Bilgi İçermeyen Yapısal Aşılar, Polisakkarid Bazlı Aşılar)

3. mRNA ve DNA İçeren Aşılar

  • mRNA Aşıları; Hedeflenen mikroorganizmanın antikor oluşturan antijenik yapısının mRNA’sını içeren aşılardır. (Comirnaty- Pfizer Biontech mRNA aşısı, Moderna mRNA aşısı gibi)
  • DNA Aşıları;Hedeflenen mikroorganizmanın antikor oluşturan antijenik yapısının DNA’sını içeren aşılardır.

Vektör Aşıları

  • Modifiye edilmiş virüslere, hedeflenen mikroorganizmanın antikor oluşturan antijenik yapısının genetik bilgisinin eklenmesi ile oluşturulan aşılardır. (Sputnik-V, ZEBOV, AZD1222)

Yazan ve yayına hazırlayan Bekir Metin, Ankara, 15 Aralık 2023

Dizinin 24 ve Son Bölümü: Halk Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu konusunda ne düşünüyor?

Kaynak:

Aslan Turan, Doç. Dr., Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanı, Hıfzıssıhha Albümü 77 Yıllık Başarının Öyküsü, 2005, S. 9,15

Metin Bekir, Akın Ayşe, Prof. Dr., Güngör İzgi; Dünya Sağlık Raporu 1998, Çeviri Editörleri: Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi yayını, Baskı Sağlık Projesi Genel Koor., S. 229-249

Metin Bekir, Refik Saydam Hıfzıssıhha, Koronavirüs Salgını, Aşıların Önemi ve Değeri, Yazı dizisi 17. Bölüm, 26 Mayıs 2023. Erişim tarihi: 14 Aralık 2023

www.healthworldnews.net/yazi-dizisi-17-refik-saydam-hifzissihha-koronavirus-salgini-asilarin-onemi-ve-degeri/#more

Refik Saydam Hıfzıssıhha Gerçeği yazı dizisi, (2022-2023) Erişim tarihi: 14.12.2023

www.healthworldnews.net/salgin-hastaliklar-asilar-uluslararasi-iliskiler-ve-hifzissihha-gercegi

 Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Erişim tarihi: 12.12.2023

https://covid19asi.saglik.gov.tr/TR-77805/asi-turleri.html

Share This
COMMENTS

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir