Salgın Hastalıklar, Aşılar, Uluslararası İlişkiler ve Hıfzıssıhha Gerçeği…

Salgın Hastalıklar, Aşılar, Uluslararası İlişkiler ve Hıfzıssıhha Gerçeği…

1. Osmanlı İmparatorluğunda Sağlık Hizmetleri (1299-1922)

2. Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Mektebi Öncesi Tarihi Arka Plan

3. Uluslararası Sağlık Örgütlenmeleri

4. Osmanlı’nın Son 100 Yılında Salgın Hastalıklarla Mücadelesi, Aşı ve Serum Üretimleri

5. Hıfzıssıhha Müessesesinin Kurulması

6. Dr. Refik Saydam “Sağlık Devriminin Mimarı”

7. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün ömrü 89 yıl sürdü! 

8. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu

9. Hıfzıssıhha Mektebi-Okulu 

10. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okul Yöneticileri

11. Cumhuriyet’in İlk Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam ile başlayan Sağlık Reformları

12. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Misyonerlik Çalışmaları


Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Gerçeği

İnsanlık tarihi boyunca ortaya çıkan salgın hastalıklar ve salgını yok etmek için bulunan aşılar; Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti’nde üretilen aşıların tarihçesi; Sağlık, Tıp ve Eğitim alanındaki misyonerlik faaliyetleri kapsamında Truman Doktrini; Marshall Planı ile Rockefeller Vakfı’nın yardım ve yatırımları… . Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu’nun kapatılmasının perde arkası?; Covid-19 Salgını çıktığında Hıfzıssıhha’yı (Aşı Üretim Merkezlerini) kapatanlar pişman oldular mı?; Hıfzıssıhha’nın kapatılması konusunda bu kurumun eski yöneticileri, dönemin Sağlık Bakanlığı üst düzey karar vericileri ile Türk halkı ne düşünüyor, neler söylüyor? Hepsi bu yazı dizisinde…  

Giriş

İnsanlığın bilinen 11-12 bin yıllık tarihine bakıldığında; beslenmek, barınmak, salgın, doğal afetler ve hastalıklara karşı korunmak, kavgalara, savaşlara karşı koymak ve topluluklar halinde yaşamaya, kendilerini savunmaya büyük önem verdiği görülür.

İnsanlık, hayret verici değişim ve dönüşümlerle yeni buluşlar, keşifler, ticari ilişkiler, savaşlar, barışlar, birleşmeler, ayrışmalar yaşayarak bugünlere gelmiştir.

Yakın dönem insanlık tarihine bakıldığında bile salgın hastalıklar, din savaşları, ticari savaşlar, petrol savaşları, enerji kaynaklarını elde etme savaşları, iktidar ve hırs savaşları, açlık ve kıtlıkla savaş, Dünya’ya hükmetme savaşları insanı en çok etkileyen gelişmeler olmuştur.

İyi birey olabilmek için; Aklıyla gönlünü ve beyin gücünü birleştiren insan, diğer kişilerle barış içinde yaşamayı, ayırım gözetmeden sevmeyi, karşılık beklemeden vermeyi ve güzellikleri görmeyi bilendir. Bütün bunların olabilmesi için sağlık en önemli unsurdur. Yani her şeyin başı sağlıktır. Sağlık en önemli ve temel insan hakkıdır.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sağlığı; sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, aynı zamanda fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hâli olarak tanımlamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu üzerinden geçen 100 yıla yakın sürede yapılan reformlar, alınan kararlar, çıkarılan yasalar, uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilişkiler sadece ülkemizin değil, Dünyadaki tüm ülkelerin de en önemli konusundur.

Son yıllarda ülkemizde ve dünyada tartışılan en önemli sorunların başında iklim krizi, doğal afetler, salgın hastalıklar, göçler, enerji krizi, ekonomik krizler, savaşlar v.b. konular gelmektedir.

Krizleri yönetmek ve sorunların üstesinden gelmek kısacası ülkeyi iyi idare edebilmek yönetimlerinin işidir. Eğer bir ülke iyi yönetilemiyorsa, insanların sağlığı, eğitimi, savunması, barınması ve ekonomik durumu iyiye gitmiyorsa orada sıkıntılar yaşanması kaçınılmazdır.

İnsanlık tarihinde salgın hastalıklar, doğal afetler ve savaşlar insan kayıpları verilen en önemli alanlardır. Bu nedenle, toplumları yöneten iktidarların insanların sağlığı, güvenliği ve huzuru ile ekonomik yönden güçlü yaşamaları için önemli tedbirler almaları ve adaletli bir yönetim tarzı ortaya koymaları gerekmektedir.

Covid 19 salgını

Çin’in Wuhan kentinde ilk kez Aralık 2019’da görülen ve kısa sürede tüm Dünyaya yayılan, DSÖ tarafından Yeni Koronavirüs (Covid-19) olarak tanımlanan pandemide, aradan geçen 30 aylık sürede toplam resmi vaka sayısı 532 milyonu, yaşamını kaybedenlerin sayısı da toplam 6 milyon 310 bini geçmiştir. Türkiye de ise toplam vaka sayısı 15 milyonu geçmiş, yaşamını kaybedenlerin sayısı da 100 bine yaklaşmıştır. Bunlar resmi rakamlar. DSÖ’ne göre gerçekte dünyada yaşamını yitirenlerin sayısının 15 milyonu geçtiği yetkililerce ifade edilmiştir. Türkiye’de ise resmi rakamların çok üstünde, birkaç katı boyutundadır.

Sonuç olarak, Covid-19 nedeniyle ülkelerin sağlığı, eğitimi, adaleti, güvenliği, ekonomisi, kısaca her şeyi olumsuz yönde etkilenmiş ve bu etkilenmeler hala devam etmektedir.

İnsanlık tarihinde görülen salgınlara, alınan sıkı tedbirlerin yanı sıra kesin çözüm olarak “aşılar”ın bulunmasıyla çok önemli kazanımlar elde edilmiştir.

Covid-19 aşısının keşfi diğer aşılardan farklı olarak bir yıla varmayan kısa bir sürede yapılmış ve Ocak 2021’de gelişmiş ülkelerde ilk kez uygulanmaya başlanmıştır. Ancak, aşı eşitsizliği sonucu maalesef, DSÖ’nün tüm çabalarına rağmen Afrika ülkeleri başta olmak üzere, birçok ülkede çok sınırlı sayıda yapılabilmiştir.

Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okulu öncesi tarihi arka plan

Yukarıda anlatılanlar ışığında, Covid-19 salgını tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, çok sıkı tedbirlerin alınmasına ve büyük mücadele verilmesine rağmen, ülke yöneticileri, bilim insanları, siyasetçiler ve halk arasında önemli tartışmaların yaşanmasına neden olmuştur.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu ile İdari binaları (yapımına 1928 yılında başlandı 1933 yılında tamamlandı)

Bu tartışmaların başında da, Osmanlı İmparatorluğu döneminde çok sayıda aşı üretilmesi, Kurtuluş Savaşı sırasında bile aşı üretiminin yapılması, 1928 yılında kurulan “Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü” nün açık olduğu sürede; ürettiği aşı ve serumlar, ayrıca ilaç kontrolü, laboratuvar hizmetleri, salgın hastalıklarla mücadele, koruyucu sağlık hizmetleri alanında başta hekimler olmak üzere sağlık personelinin yetiştirilmesi, aşıların yurtdışına satışı hatta sıkıntıda olan başta Çin olmak üzere birçok ülkeye aşılar hibe ve ihraç edilmesine karşın bu kurumun işlevine 2017 yılında son verilmesi gelmektedir.

İlk çalışma hayatıma Şubat 1974 yılında başladığımda, Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü 11. Başkanı Dr. Mustafa Sami Bağlum’du. 1983 yılına kadar bu kurumda çalıştım. Daha sonra da Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığına geçtim.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Aşı üretim binası (1933)

Hem Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde hem de Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığında görev yaptığım sırada, resmi ilişkim ve ilgim nedeniyle “Hıfzıssıhha Enstitüsü” ile hep iç içe yaşadım. 1990-2000 yılları arasında Hıfzıssıhha yönetimi ile Dış İlişkiler arasındaki ilişkileri doğrudan yürüttüğüm için Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün aşı-serum üretimi, ilaç kontrol laboratuvarları ve zehir danışma merkezi çalışanlarının yurtdışı ziyaretleri, Yabancı Devletlerle, DSÖ, CDC, FDA, Pastör Enstitüsü v.b. kuruluşlarla ilişkilerini birebir takip etme imkânım olmuştu.

2000 yılında, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilciliğine seçildiğimde, görevden ayrıldığım 2005 yılına kadar doğrudan ilişkilerim yine sürmüştü. Son yıllardaki değişim dönüşümleri de yine yakından takip ettim.

Bu bilgiler ışığında, hem Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde, hem Sağlık Bakanlığı Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı’nda, hem de Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilciliği’nde çalışan biri olarak konulara özellikle uluslararası boyuttan baktım.

Hıfzıssıhha Okulu (1936-2011)

Son olarak da, sağlık alanındaki 47 yıllık birikimlerimi kaleme alarak Küresel Salgın Hastalıklar ve Uluslararası Sağlık Örgütlenmeleri – Dünya Sağlık Örgütü ve Türkiye İlişkileri Kitabını yazdım. Kitabım 2022 yılının başında yayınlandı.

Bu kitabı yazma sürecinde gördüm ki;

1830’lu yıllardan günümüze uluslararası ilişkiler bir bütünlük arz etmekte, zaman zaman unutulan meselelerin üstü örtülmekte ama hiçbir konu ve olay unutulmamakta, yeri geldiğinde ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, “Hıfzıssıhha Gerçeği” ortaya koyabilmek için sizleri tarihsel bir yolculuğa çıkararak, günümüze kadar olan gerçekleri kamuoyunun bilgisine sunmak istiyorum.

Amacım, Osmanlı İmparatorluğu’nun son 100 yılında sağlık alanında yaşanılan tüm uluslararası çalışmalar ile Türkiye Cumhuriyeti’nin son 100 yılında yaşanılan ulusal ve uluslararası sağlık ve tıp alanındaki gelişmeleri gözler önüne serip, bu konuda bilgi sahibi olmak isteyenlere ve yönetimlerde görev alanlara ışık tutmaktır.

Bu konu kişisel tartışmaların çok üstünde ve tüm ülkemizi ilgilendiren tarihi bir sorumluluktur.

Söz konusu yeni çalışmamla, 200 yıllık tarihsel süreçte bizleri yakından ilgilendiren “Hıfzıssıhha-Sağlığın Korunması” konusundaki yolculuğa aşağıdaki başlıklar altında sizleri bir yolculuğa çıkacağım…

  1. Osmanlı İmparatorluğunda Sağlık Hizmetleri (1299-1922)
  2. Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okulu Öncesi Tarihi Arka Plan
  3. Uluslararası Sağlık Örgütlenmeleri
  4. Osmanlı İmparatorluğu’nun son 100 Yılında Salgın Hastalıklarla Mücadele, Aşı ve Serum Üretimleri
  5. Hıfzıssıhha Müessesesinin Kurulması
  6. Dr. Refik Saydam (8 Eylül 1881 – 8 Temmuz 1942) “Sağlık Devriminin Mimarı”
  7. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü’nün ömrü 89 yıl sürdü!
  8. Umumi Hıfzıssıhha Kanunu (6 Mayıs 1930 Tarih 1593 Sayılı Kanun)
  9. Hıfzıssıhha Okulu (23 Haziran 1936- Kasım 1983 ve 2003-2011)
  10. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Okul Yöneticileri ve Dönemleri
  11. Cumhuriyet’in İlk Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam ile Başlayan Sağlık Reformları,
  12. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’de Misyonerlik Çalışmaları
  13. Yabancı  Yardımsever Kurumların (Rockefeller, Ford ve Gates Vakıfları) Türkiye Çalışmaları
  14. Truman Doktrini ve Yardımlarının Türkiye Üzerindeki Etkileri
  15. Marshall Planı ve Marshall Yardımının Türkiye’deki Sonuçları ( 1948-1951)
  16. Osmanlı’da ve Türkiye’de Aşının Tarihçesi
  17. Hıfzıssıhha Enstitüsü’nde Üretilen Aşıların Üretimine Son Verilmesi (1980-1998)
  18. Covid-19 Aşılarına ve Diğer Aşılara Ödenen Bedeller
  19. Türkiye’deki Gelişim ve Değişimi Etkileyen Dünya’daki Önemli Gelişmeler
  20. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu Neden Kapatıldı?
  21. Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu’nun Kapatılmasının Perde Arkası?
  22. Covid-19 Salgını Çıktığında Hıfzıssıhhayı Kapatanlar Pişman Oldular mı?
  23. Sağlık Bakanlığı’nın “Yeni Hıfzıssıhha Proje” Hamlesi. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Yerine, Yeni Aşı Üretim Merkezi Kuruluyor!
  24. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulunda Çalışan Eski Yöneticilerin Görüşleri Nelerdir?
  25. Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu’nun İşlevsiz Hale Getirilmesinde Dönemin Sağlık Bakanlığı Üst Düzey Yöneticilerin Görüşleri nelerdir?
  26. Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu kapatılmasaydı, Covid-19 aşısı başta olmak üzere diğer aşı ve serum üretimi ne halde olurdu. Sağlık alanında bulaşıcı hastalıklarla mücadelemiz ne seviyede olurdu?
  27. Halk Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Okulu konusunda ne düşünüyor?

——-

Bu yazı dizisi, Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı, Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Temsilciliği ile Sağlık alanında hizmet veren Sivil Toplum Kuruluşlarında 1974 yılından beri çalışan Bekir Metin tarafından hazırlanmıştır. Yazı dizi mantığı çerçevesinde sürdürülecek, konuyla ilgili her türlü katkı, eleştiri ve önerilere açık olacaktır. Buradaki bilgi ve belgeler kaynak kullanılarak alıntı yapılabilir. Yazının tüm hakları konuyu hazırlayan ve yazan Bekir Metin’e aittir. Bu yazı dizisine 01 Haziran 2022 tarihinde başlandı.